Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Şubat 2021 Cumartesi

LABELEB LEBLEBİ MİDİR?

Labeleb dolu diyor ya, ama çoğu kimse bu kelimeyi, kelimenin de ne anlama geldiğini bilmiyor neden çünkü Türkçe değil zaten kendisinin de öyle ahım şahım bir Türkçesi yok sokak ağzı argo konuşma üstadı, yani labeleb  farşça da dudak dudağa anlamına gelmektedir söylediği kelimenin gerçek anlamını kendi de bilmemektedir.. 
hınça hınç salonlarda iç içe dudak dudağa oturup kongreler yapmak hele hele covid-19 virüs salgını sürerken her baba yiğidin harcı değil. Yahu millete aman maske, mesafe, temizlikten vazgeçmeyin diye verirken  talkımı hiç mi aynaya bakmıyorsun. Bi aynaya bak ne göreceksin, 
her şeyi bilen ama bilmeyen mi?
ben ne dersem o diyen mi? 
ben ülkenin padişahıyım, halkı da kölemdir diyen mi?
sen hele şu iğneyi kendine bir batır yeminnen sana halk çuvaldıza razıdır.
yahu maske dediniz dağıtmayı beceremediniz, millet maskesini kendi yaptı, kendi sattı.
aşı dediniz o nu da beceremediniz, hala ve hala 65 yaş ve üstünde aşı olmayan insanlar var, sizin haberiniz yok. 
ülkenin başı bir yandan, 
sağlık bakanı bir yandan,
bilim kurulu üyeleri bir yandan, 
konuşup duruyorsunuz da, söylediklerinizin ardında ötesin de berisin de durmuyorsunuz, atış serbsest misali bam bili bili bom...
ölen öldü, kalan sağlar bizimdir ama onlar da gidicidir...

16 Şubat 2020 Pazar

NE OLACAK HALİMİZ...

Kendi kendimize gülüyoruz
biliyormusunuz neden..?
Deliren bir toplum oluyoruz ufukta görünen...
"Sol"umuza güvenemez olduk,
"Sağ"ımız öldürüyor...
Ortada sandık gibi kalakaldık...
________Siyaset rezalet, rezalet siyaset!!!!


Herkes bir yerlere saklanma çabasında,
sessiz kalıyor cümleler...
Sabahları "Günaydın",
akşamları "İyi akşamlar"
mutlu hafta sonları dilerken
insanlar mutlu ve sevecen
yaşam dört dörtlük...
________Zamlara da alıştık!!!!


Heyhat,
Ülkenin sorunları almış başını gidiyor
Tarikatlar, vakıflar
Hazineyi tırtıklar
sonu gelmez yobaz yaratıklar...
Herkes olmuş yorumcu
konuşuyor da konuşuyor
hepsi birer kurtarıcı, kahraman
hepsi birer palavracı
gölgelerinden korkan...
Yani ses var görüntü yok...
Gürültü kirliliği çok...
Bir elinde cımbız bir elinde ayna,
hayat bize güzel..
Bana dokunmayan yılan bin yaşasın hesabı...
_______Çocuklar ölüyor, çocuklar!!!!


Bakıyorum,
sosyal medya'da isyan, paylaşımlar, küfürler,
sonrası lay lay lom...
Şarkılar, türküler,
hayırlı cumalar, hayırlı kandiller
________Bitmeyen dert çocuk gelinler!!!!


Çay, kahve isteyen, simit de var buyrun....
Ey ahali; duyduk duymadık demeyin
Ankara'dan ötesi yangın yeri..
Doğumuz yanıyor yürekler kanıyor
Kar, kış, kıyamet tam bir felaket
Okullar kapanıyor, evler çöküyor, 
yokluk, yoksulluk hak getire...
_________İnsanlar ölüyor, insanlar!!!


Batı'da ne var ne yok,
hava güneşli, ya da yağmurlu, hayat pahalı,
trafik yoğun, metro, tren tıklım tıklım,
arada bir intiharlar, kendini yakanlar,
suriyeli mülteciler, kuveytli zenginler,
deprem korkusu var bir de
idare edip gidiyoruz işte...
_________Bedava yaşıyoruz sanki!!!


ve, derin derin kanıyoruz,görüyorum…
kanarken tuzlu suya girmiş gibi…
yanıyorum, acıyorum…
bir kişiye bile duyurmadan, çığlıklar atıyorum…
susuyorum…
dışıma gülüyorum, gürül gürül içime ağlıyorum…
ah'lar, vah'lar ediyorum
bitmez kelimeler, biliyorum…
yapacak başka şeyim yok…
bağıra çağıra susuyorum…
Susuyorum da susamıyorum...
Yapacak bir şeyler olmalı,
Ben susarsam, sen susarsan
kim konuşacak,
kim çözüm bulup bu kaostan kurtaracak...
Herkes yerinden memnun,
ne ala memleket
Vallah uykuda bu millet...
Mum da bitmek üzere gelen karanlık bir felaket...

Hadi bakalım,

"Elma" dersem çıkın,
"Armut" dersem çıkmayın...


Elma, Elmaaa, Elmaaaaaaaa...

Huuuuu, kimse yok mu etrafta?....

______çevrimdışı_____

Anladım, alan razı veren razı
bozmayın siz bu tarzı....
.......................................!
..........................................!

9 Şubat 2020 Pazar

ŞAMPİYON BELLİ....

Futbol ile aram öyle sıkı fıkı olmasa da kendime göre yazar çizer, yorumlarım. Hiç bir futbolsevere de takılmam çünkü öyle fanatikte değilim. Babadan kalma bir renk beğenim vardır ama daha ileri geçmez. Neyse gelelim seyrettiğim iki maça. Kimse kusura bakmasın ben kendi görüşüme göre yorum yapıyor ve yazıyorum. Gençlerbirliği - Trabzonspor ve  Fenerbahçe - Alanyaspor'u  benim gibi yüzbinler de izledi bu iki maçı, her iki maçta da şaibeli kararlar vardı. Hakemler kesinlikle bir yerlerden talimat almış ve bu talimatlar içerisinde kendilerine göre kararlar verip  uyguladılar. Öyle "VAR"mış yokmuş pek ilgilenmediler. Bir çok futbol yorumcusu da yorumlar yaptı kendi akıllarınca ama görünen köyün kılavuz istemediği gibi hiç biri de kalkıp demedi ki bu sezon futbola siyaset karışmıştır ve bazı futbol maçları siyasilerin isteklerine  göre sonuçlanmaktadır.
Diyemezler çünkü tüm yorumcular da siyasilerin isteklerine göre yorum yapmaktadırlar..

Aşağı da onlara da değiniyorum zaten...
Şimdi şapkamızı önümüze koyup gerçeği söyleyelim. Bu senenin şampiyonu belidir hiç kimse itiraz etmesin Trabzonspor sene sonu şampiyonluk kupasını kaldıracak ve müzesine götürecektir, buna da adım kadar eminim...
Duyuyormusunuz Fenerbahçe haricin de herhangi bir takımdan bu sene şampiyon biz olacağız diyeni, ha biraz Galatasaray 70 puan toplarsak falan diyor da gerisi de zaten bir şey demiyor, demedikleri içinde duymuyorsunuz duyamazsınız çünkü hepsinin ağzına bir parmak bal çalınmış ve sus payı verilmiştir.
Şimdiden Trabzonspor'a şampiyonluğu hayırlı olsun diyelim.  sezon sonunda haklı veya haksız olduğumu göreceksiniz...

Bir şey daha ilave edeyim o da garanti çünkü. Başakşehir de ikinci olarak ligi tamamlayacaktır.

Şimdi biraz da şu fotbol yorumcularına değineyim.. İğneyi kendime sapladım çuvaldızı da bunlara...


Futbol programlarına bakıyorumda
Gazetecisi, eski futbolcusu, eski hakemi,
eski şarkıcısı, eski sinama oyuncusu
yüzlerce eskimiş yorumcu...
Arkadaş hepsi de kendi dalında süper
Allah vergisimi nedir
futbol bilgileri almış başını gider...
Sanki futbolu onlar icat etmişler
bütün kurallara a'dan z'ye hakimler,
bir teknik direktörden
daha iyi takım kurarlar
sadece konuşarak muhteşem futbol oynatırlar
bazılarının da önüne futbol topunu bıraksan
bu ne diye sorarlar...
Her hakem, her futbolcu, her teknik adam,
her yönetici, her başkan
hata yapar ama bunlar kesinlikle yapmazlar....
İyiysen hata bulmaya çalışırlar,
kötüysen yandın yerden yere vururlar..
Ulan bu bilmişleri teknik direktör yapsan
hepsine de birer takım versen
rezil olup kalırlar da
burunlarından kıl aldırmazlar...
Aslında bunlar o şöhretli isimlerinin hatırına
kzandıkları dolarlar yüzünden saçma da olsa konuşurlar..
Neyse onlar atıp tutsun ekranlar da
bizler de kendi kendimize yorumlayıp
bakalım keyfimize....

27 Kasım 2019 Çarşamba

ATATÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ

Atatürk’ü sevmeyen/hazmedemeyen insanlar, sürekli olarak Atatürk’ü bir “Irkçı” olarak gösterme eğilimi sergilerler. “Atatürk Milliyetçiliği”‘nin, “Türk Irkçılığı” olduğu konusunda ısrar ederler.
Atatürk Milliyetçiliği ile Irkçılığı aynı kefeye koymak cehaletten başka bir şey değildir...
Atatürk’e göre, “zengin bir hatıra mirasına sahip bulunan, beraber yaşamak hususunda ortak arzu ve kabulde samimi olan ve sahip olunan mirasın korunması hususunda iradeleri ortak olan insanların birleşmesinden meydana gelen topluluğa” millet denir.
Atatürk’ün “dini, mezhebi, dili ne olursa olsun kendini Türk olarak gören ve Türk gibi yaşayan herkes Türk’tür”, demesi Atatürk milliyetçiliğinin kültürel ortaklığa dayalı ve birleştirici olduğunu göstermektedir. Bu anlamda Atatürk milliyetçiliğinde temel şart, milli birlik ve beraberlik, ortak kültür, ortak duygu ve ortak düşüncedir.
“Irkçılık” nedir, ona da şöyle bir göz atarsak:
Irkçı, insan ırklarının renk ve fiziki şekli esas alınarak birbirlerinden üstünlüğünü temel alan Irkçılık felsefesini benimsemiş kişilere verilen addır. Irkçı insanların göstermiş olduğu bu tutuma ise “ırkçılık” adı verilmektedir.
Irkçılık genel olarak çeşitli insan ırkları arasındaki biyolojik farklılıkların kültürel veya bireysel meseleleri de tayin etmesi gerektiğine ve doğal sebeplerle bir ırkın (çoğunlukla kendi ırkının) diğerlerinden üstün olduğuna ve diğerlerine hükmetmeye hakkı olduğuna duyulan inanç veya bu değerleri kabul eden doktrindir.
Amerika ve Afrika'da (sömürgeci ülkeler) Beyaz ırkı, siyahi ırka göre üstün, tutarken, Hitlerin de Alman halkının üstün ırk görmesi ırkçılıktır.. Tekrar sorarım, Türkiye Cumhuriyeti’nde bugüne kadar böyle bir manzaraya rastlayan olmuş mudur?
Sizce Atatürk’ün böyle bir anlayışı var mıdır?
“Safkan Türk Irkı” nı, diğer ırklardan üstün tutmak gibi?
Ya da onun kurduğu Cumhuriyet’te bugüne kadar böyle bir uygulamaya rastlanmış mıdır?
"Türk'ler, Kürt’ler, Gürcüler, Çerkezler, Abazalar, Yahudiler, Ermeniler, Rumlar asırlar boyu iç içe, yan yana yaşamışlar ve kimse kimseye hakaret edici aşağılayıcı hareketler de bulunmamış rencide dahi etmemiştir...
Atatürk’ün “dini, mezhebi, dili ne olursa olsun kendini Türk olarak gören ve Türk gibi yaşayan herkes Türk’tür”, demesi Atatürk milliyetçiliğinin kültürel ortaklığa dayalı ve birleştirici olduğunu göstermektedir. Bu anlamda Atatürk milliyetçiliğinde temel şart, milli birlik ve beraberlik, ortak kültür, ortak duygu ve ortak düşüncedir.
Atatürk’ün birçok söylev ve demecinde kullandığı Türk ifadesi, ırkla ilgili bir kavram değil hukuksal ve coğrafi bir tanımlamadır. Çünkü Atatürk e göre “Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları içinde yaşayan ve kendini Türk olarak gören herkes Türk’tür.”
Atatürk Milliyetçiliği, 1924 Anayasası’nın 88. Maddesinde şu şekilde somutlaştırılmıştır:
“Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle (Türk) itlak olunur.”
Bütün milletlerin yaşama hakkına saygı gösteren Atatürk, Milliyetçilik anlayışının barışçılığa dayandığını ve yayılmacılığı reddettiğini şu sözlerle ifade etmiştir:
“Bize milliyetçi derler, fakat biz öyle bir milliyetçiyiz ki, bizimle işbirliği eden bütün milletlere hürmet ve rüya yet ederiz.”
Son olarak Atatürk Milliyetçiliği, dine dayalı ve ümmetçi bir toplum yapısından, modern bir ulus aşamasına geçişi sağlaması nedeniyle Türk modernleşme süreci açısından da oldukça önemlidir.
Atatürk Milliyetçiliğiyle dönemin en ileri devlet modeli olan ulus devlet organizasyonu sağlam temeller üzerine inşa edilmiş; eğitim, kültür, dil ve tarih gibi birçok konu, milliyetçi temelde ele alınarak yürütülmüştür.
Atatük’ün kültürel içerikli, barışa dayalı, ırkçılık ve şovenizmden uzak olan milliyetçilik anlayışının şu temel özellikleri taşıdığını söyleyebiliriz:
  *    Ulusal birlik, beraberlik ve bütünlüğü esas alır,
  *    Saldırgan değil, barışçıdır.
  *    Irkçılık ve şovenizme karşıdır.
  *    Diğer ulusların haklarına saygılıdır.
  *    Laik ve çağdaş düşünceye açıktır

Atatürk, milleti, manevi ögeleri ön plana çıkararak tanımlamıştır.

27 Aralık 2017 Çarşamba

YILBAŞI KUTLAMALARINA YASAK...

Yeni yıl yaklaşırken, bakıyoruz da Ülkemiz de her yıl kutlanan yılbaşı kutlamalarına yer yer yasaklar geliyor, Taksim, Şişli, Beşiktaş ilçelerinde yılbaşı kutlamaları yasaklandı. yeni yıla üç gün kala sanıyorum bu yasaklara yeni yerler eklenecek. Bu yasaklamara için yapılan açıklama, "Söz konusu taleple ülkemizin içinde bulunduğu şartlar dikkate alındığında provakatif eylem ve olayların meydana gelebileceği, etkinliğe katılacaklar dahil halkın huzur, güvenlik ve esenliğinin, kamu güvenlik ve düzeninin bozulmasına sebebiyet verebileceği olarak değerlendirilmiştir"...
Yani yeterli güvenlik sağlanmasının mümkün olmamasıdır. Yeni çıkan KHK kanununa göre zaten ortada hiç bir şekilde güvenlik kalmamıştır...
Bu gibi günlerde hükümet halkın güvenliğini sağlıyamıyor ama ne yazık ki bir cuma namazına 500 koruma ile gidebiliyorlar...
Yılbaşı yasaklamalarının  sadece Müslüman ülkeler diye düşünmeyin, nereler var bir bilseniz.
Geçtiğimiz günler de,  Asya'da Brunei ve Tacikistan, Afrika'da ise Somali'de yeni yıl kutlamalarına yasak getirildi...


Bilindiği gibi bir çok ülkede Noel haftası kutlandı ve yıl başı gecesi için büyük hazırlıklar yapılıyor. Ancak bazı ülkeler var ki, buralarda kutlama yapmak yasak. Tarih içinde de bu kutlamaların yasaklandığı birçok ülke olmuş. Yasakların bazıları yıllar içinde kalksa da yasakların hala devam ettiği birçok ülke var.
Yasakların devam ettiği ülkelerin bazılarında kurallar oldukça katı denilebilir. Örneğin bu ülkelerin bazılarında, olur da kutlama yaparken yakalanan olursa hapis cezası dahi alınabiliyor.


Şimdi kısaca geçmişte ve günümüzde yasaklı olan ülkelere bir göz atalım...


Kuzey Kore
Babasından diktatörlüğü devralan Kim Jong Un'un ülkesi Kuzey Kore'de de yeni kutlamak yasak. Üstelik sadece yeni yıl değil, dini inançların tümüne ait kutlama ve ibadetler yasak.
Somali de yeni yıl kutlamalarının yasak olduğu Müslüman ülkelerden. Ülkede yaşayan küçük bir azınlık olan Hristiyanlar ise, ya kutlamalarını çok iyi gizlemek zorundalar ya da toplumdan dışlanma riskini göze almak durumundalar
Suudi Arabistan Uzun uzun açıklamaya gerek yok zaten. Son dönemlerde kadınların araba kullanmasının bile hapis cezasına çarptırıldığı şeriat yönetiminde yeni yıl kutlamak kesinlikle yasak.
Arnavutluk 1967 ile Komünist rejimin yıkıldığı 1991 yılları arasında, Arnavutluk'ta yeni yıl kutlamak yasaktı. 1991 yılında sonra ise, büyük çoğunluğu ateist olan ülkede, en büyük rahatlamayı Katolikler yaşadı.
Japonya'da aslında resmi bir yasak yok ancak yılbaşı günü bir çok ülkede olmasının aksine, bir resmi tatil uygulaması da yok. Dini inanç olarak az sayıda Hristiyan'ın yaşadığı ülkede öyle büyük kutlamalar da olmuyor zaten.
Çin, Sadece yeni yıl kutlaması değil, Hristiyanlığın kendisi de yasak Komünist Çin Cumhuriyeti'nde. Dinsel inanış ve ibadetlerin genel olarak kurallarla kısıtlı olduğu ülkede, yine de yeni yıl kutlamak isteyenlere ceza verilmiyor.
Küba, 20 Aralık 1998'e kadar Küba hükümeti, yeni yıl kutlamalarına izin vermiyordu. Komünist rejimin geleceği açısından Küba'yı ateist bir ülke olarak tanımlayan Fidel Castro'nun asıl amacı, ekonomik devamlılığı sağlamak açısından insanların çalışmalarıydı. Yasak kalktıktan sonra ise, ülkedeki Hristiyanların yeni yıl ağacı ve dekorasyon talepleri sayesinde, piyasada yılbaşı zamanları yüzde 30'luk bir kar marjı oluşuyor.
Almanya, Şaşırdınız değil mi? Almanya, her en kadar birbirinden güzel şovlarla yeni yılı kutluyorsa da, Solingen ve Berlin gibi bazı şehirlerde bir dönem yeni yıl kutlamaları yasaklanmıştı. Yasak, kutlamaların kamu alanlarında değil evlerde yapılması gerektiğini, çünkü kutlamaların dini temelli olduğunu ve seküler bir toplumda buna izin verilemeyeceğini söylüyordu.
İngiltere, 17. yüzyılın ortalarında, Burjuva devriminin ve iç savaşın önemli liderlerinden olan Püriten Oliver Cromwell'in etkisiyle, yeni yıl kutlamaları yasaklanmıştı. Cromwell, Hz. İsa'nın doğumunu kutlamak gerektiğini ama bunu yemek, alkol ve eğlence ile yapmamak gerektiğini söylüyordu.
Amerika, Yine 17. yüzyılın ortalarında, koloniler olarak Amerika topraklarına giden Püritenler, Massachusetts'te yeni yıl kutlayanların cezalandırılacağı bir yasa çıkarmış çıkartmışlardı. Püritenler, Hz. isa'nın doğumunu çeşitli biblo ve dekorasyonlarla kutlamanın doğru olmadığını, bunun Roma'dan kalmış pagan bir alışkanlık olduğunu söylüyordu. Bu yasak 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar da devam etmişti.


YENİ YILA, YENİ UMUTLARLA GİRMENİZ DİLEĞİ İLE....

25 Aralık 2017 Pazartesi

YENİ BİR OYUN : TAŞERON....

TAŞERON İŞÇİLİĞİ KALDIRIYORUZ DEDİLER,
BAKTIM Kİ "DEVLETİN KENDİSİ" TAŞERON OLMUŞ...

Bozdağ, taşeron düzenlemesiyle ilgili de şöyle konuştu: "Taşeron meselesini bugünden geçerli olmak üzere tamamen ortadan kaldırdık, taşeron uygulamasına son verdik, 450 bin taşeronda çalışan işçi sürekli kadroya geçmiştir (duyda inanma) ayrıca belediyelerde ve Özel İdare'de çalışanlar da belediye ve özel idarenin kuracağı iktisadi teşekküller ve kendi bünyesindeki şirketler üzerinden çalıştırılacak ve orada da taşeron uygulaması bundan sonra olmayacaktır".
Cumhurbaşkanı'da, "Bundan sonra aracı olmayacak. Bir komisyon alır gibi bir taşeron grubu kalkıp ta oradan alacak, asgari ücretle çalıştıracak, şimdi böyle bir şey. Bir örnek vereceğim, mesela Cumhurbaşkanlığı, bizde taşeron vardı, fakat şimdi bu taşeron olarak çalışanların hepsi bizim kadromuzun içine giriyor, ücret politikası olarak, bugüne kadar uygulanan ücret politikası tamamen kalkıyor, daha da farklı, 300-400 lira, belki 500 lira, şuanda arkadaşlarımız çalışıyor, yılbaşından itibaren bu uygulamaya da gireceğiz. Belediyeler de aynı şekilde, belediyelerin BİT’leri var, BİT’lerin içine yerleştirilecekler, orada taşeron kullanılmayacak. Diyelim ki İSTOÇ alacak, temizlik işlerini o yürütecek. Bir başka taşerona bunu taşeron etmeyecek. Yapılacak çalışma budur. İnanıyorum ki, çok daha huzurlu ve rahat bir döneme böylece girmiş olacağız” açıklamasında bulundu.
* Yani kısaca anladığım kadarı ile inşallah yanılmıyorumdur; Taşeron çalışma tamamen kalkmadı, taşeron işçi yine taşeron kalacak sadece taşeron işçi çalıştıran firmalar aradan çıkarıldı. Bu da demektir ki  devletin kendisi taşeron firma olacak. Baltayı yine taşa vurdular.... Yedik mi.... Hayır, gargara yapıp uyutmaya devam ediyorlar....

23 Aralık 2017 Cumartesi

RUHUN ŞAD OLSUN.....

Adı Mustafa Fehmi Kubilay
Baba adı Hüseyin, ana adı Zeynep. Giritli bir ailenin çocuğu. 1906 doğumlu bir öğretmen. Cumhuriyet öğretmeni. 1930 yılında İzmir’in Menemen İlçesi’nde askerlik görevini yapan Kubilay o sırada 24 yaşındadır. Bu genç adam, Menemen’de 23 Aralık 1930’da şeriat isteyenler tarafından öldürüldü. Olaylara müdahale etmek isteyen iki bekçi de katledildi. Genç Cumhuriyet rejiminin 1925 yılındaki Şeyh Sait isyanından sonra tanık olduğu ikinci önemli irtica olayı, “Menemen Olayı – Kubilay Olayı” olarak tarihe geçti. Menemen olayının izleri toplumsal bellekten hiç silinmedi. Kubilay “devrim şehidi” olarak simgeleşti.
Menemen Olayı, yaygın biçimde kabul edildiği üzere, bir dinsel ayaklanma mıdır?... Deli, esrarkeş, cahil altı kişinin başlattığı, bir anda ortaya çıkan “korsan” bir olay mıdır?...

2000 nüfuslu kasabadan 1500 kişinin etkin yada edilgen katılımıyla gerçekleşen olay sonrası adının “mel’un belde” olarak değiştirilip yöre insanının başka yerlere sürülmesi istenen Menemen halkının bu eylemdeki sorumluluğu nedir?... Yoksa, gerçek neden, olayın başlatıcısı Derviş Mehmet’in, Çerkes Ethem’in yandaşlarından olması mıdır? Yoksa, akademik literatürde yer aldığı üzere, Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın iktidara gelme hırsıyla gerçekleştirdiği bir kışkırtmamıdır.
"Yakın geçmiş tarihimize bakarsak bunun benzer örneğini Sivas katliamında da yaşadık"....Divan-ı Harp kararnamesinden, örgütlenmenin altı yıl önce tekke ve zaviyelerin kapatılması ve şapka devrimi üzerine başladığı anlaşılmaktadır.Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra halifelik kaldırılmış, laik bir dünya görüşü benimsenmiş, Türbeler, mahalle mektepleri kaldırılmıştı.
Tarikatçılık, şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik, seyitlik, babalık, emirlik, naiplik, halifelik, büyücülük, üfürükçülük, falcılık ve muskacılık 13 Aralık 1925 tarih ve 677 sayılı kanunla yasaklanmıştı. İşte yeni rejimin eski ayrıcalıklarını yok ettiği başında İstanbul merkezli Nakşibendi şeyhi Şeyh Esad’ın bulunduğu grup, Serbest Cumhuriyet Fırkasının olaylı İzmir gezisini bahane ederek böyle bir olay girişiminde bulunmuşlardır. Burada ilginç olan nokta, Esat Hoca’nın irticai faaliyetinin Cumhuriyet döneminden önce başlamış olmasıdır.
"15 yıllık geçmiş tarihe şöyle bir gözümün önüne getiriyorum da bu türlerin yeniden canlandığını ve tarih tekerrür ettiğini görüyorum"...Olayın başlama aşaması tutanaklara bu şekilde geçmiştir.
Giritli Mehmet, Şamdan Mehmet, Sütçü Mehmet ve Emrullah oğlu Mehmet Emin (bu dört Mehmet’ler isyanın elebaşılarıdır. Üçü vaka günü öldürülmüş, sonuncusu Mehmet Emin de idama mahkum olup diğer mahkumlarla birlikte asılmıştır) Manisa’da dört günden beri toplandıkları tatlıcı Mutaf Hüseyin’in evinde son olarak 6 Aralık 1930 Cumartesi günü toplanarak eylemin planını hazırlamışlardır.
Kubilay’ın olay yerine gelmesi ise resmi kaynaklarda şu şekilde geçmiştir:
Jandarma Komutanı bu olay ardından alay komutanına telefon ederek askeri birlikten yardım ister. Bu haber üzerine, sabahın erken saatinde, hergünkü gibi eğitim çalışmalarına hazırlanmakta olan 43.piyade birliği subaylarından Asteğmen Kubilay’a görev verilir. Kubilay, henüz birkaç ay önce askere alınmış olan, takım düzenindeki birliğiyle hemen yola çıkar. Kendisinde silah, askerinde mermi yoktur. Kubilay olay yerine çabuk yetişmek için kışla arkasındaki yamaçlardan, kestirme yollardan hızla geçer ve meydana yakın sokakların birinde askerlerini durdurarak süngü taktırır. Bu vahşete tanık olan olayın gelişmesini şöyle anlatıyor: "Ahali gittikçe büyüyordu. Yirmi dakika geçti. Birdenbire meydanı otuz kırk nefer silahlarına süngü takarak abluka altına aldılar. İçlerinden genç bir zabit ileri atıldı. Mehdinin yakasını tuttu ve şiddetle sarstı. Mehdi, genç zabiti silkeleyip yere attı ve elindeki silahı çevirerek zabite ateşledi. (Bu kurşun, Kubilay’ın omzundan girip arkasından çıkmıştı). Yaralı zabit, yarasının ağırlığına rağmen ayağa kalktı ve meydandan çekildi. Halkın bir kısımı bu esnada uzun uzun el çırparak alkışlıyor ve Allah Allah! diye bağırıyordu. Aradan on, onbeş dakika geçti. Asilerden biri, Mehdi’nin yanına gelerek, zabitin cami avlusunda yattığını haber verdi. Bunun üzerine Mehdi yanındakilerden bıçağı alarak bir arkadaşıyla cami avlusuna girdi. Biz uzaktan duyduk. Yaralı gencin sesi yalvarıyordu. "Kesmeyin beni". Mehdi ise; "Anlaşıldı, anlaşıldı. Sen daha çocuksun. Kesilmekten korkuyorsun. Seni yüzükoyun yatırayım da görmeyesin".
Bundan sonrasını ise bu olayı daha iyi gören bir başka tanık anlatıyor. Mehdi genç ve yaralı zabiti yüzükoyun yatırdıktan sonra bir ayağını yaralı omzuna koyuyor, bir eliyle saçlarından tutuyor ve diri diri kafasını kesiyor. Sonra da elindeki başı caminin önündeki büyükçe bir taşın üzerine koyarak  "Gördünüz mü?.. Kafirlerin akıbeti işte budur diyor". Sonra, "Getirin bir ip, diye bağırıyor". Biriken halk yığınının arasından biri dükkanına koşarak bir ip getiriyor. Kesilmiş başı bayrağın tepesine bağlıyorlar.
Son zamanlar da bu olayın benzerlerini Suriye'de ve çakma ihtilal olayında yaşadık....
İrticanın ve yobazlığın iyice ayyuka çıktığı zor zamanları yaşıyoruz...
Cehalet ölümden korkar, öldürmekten korkmaz....


(Kaynak: Tarihi Olaylar Arşivi)


Bekir BİRİNCİOĞLU

20 Aralık 2017 Çarşamba

HEM NALINA, HEM MIHINA...

Taktım kafaya ya şu "büyüdük, ülkede fakir kalmadı" lafını, ne fakiri diye sormayın zaten biliyorsunuz "hint fakiri" olmadığını, hani iktidar partisinde ki ilgili ilgisiz tüm bakanların diline pelesenk oldu ya "her yıl daha da büyüyoruz bu yıl ülkemiz 11.1 daha büyüdü ülkede fakir kalmadı" diye dört dönüp duruyorlar kendi kendilerini kandırıp bizlerle eğleniyorlar, hah işte o konu....
"Araştır nah bulursun. com" şirketine başvurdum ama ne vuruş, adamlar oturmuş çay kahve muhabbeti ile araştırma/anket  yapıyorlar. Şefleri zaten tanıdık "oturan boğa" elinde kahvesi ağzında purosu dibe vurmuş bir cirosu ile tam bir araştırma/anket bürosu....
Buyur abi hoşgeldin dedi "oturan boğa", hoş buldum diyerek yayıldım koltuğa...
Şu büyüme ve fakirlik konusunu bir araştır diyecektim ki lafı ağzımdan aldı, "büyümenin hangi boyunu ele alalım abicim, biliyorsun büyümenin ve büyütmenin de çeşitli modelleri, fakirliğin de bir sınırı  var" der demez yapıştırdım kafayı "oturan boğaya" baygın boğa oldu bir anda...
Kendine gelip, 10 dakika da hallederiz deyince şaşırdım, afalladım, "la oluuumm bu ne hız" deyivermişim..
Yanına çağırdığı dörtgöz Hasan'a " şu bakanların söylediği büyüme/fakirlik işini bir araştır, karıştır,  bulaştır " sonuçları, arada da abime bir kahve getir"...
Dörtgöz Hasan fırlayıp gitti, önüme gelen kahvenin daha yarısını höpürdetmemiştim kiiii, dörtgöz Hasan kapıyı tıklatıp içeri girdi 10 dakikaya 1 kala, elinde anket sonuçlarını gösteren kağıdı uzattı "oturan boğaya", o da bana uzattı kağıdı. Dediği gibi 10 dakika dolmamıştı  daha...
Purosu var cirosu yok ama işi biliyor bu "oturan boğa"...
Kağıda bir göz attım, dondum kaldım A4 kağıtta iki kelime vardı, biri "Facebook" öteki "Instagram", gelde bu anket sonucuna inan...
Nasıl yani demeden "oturan boğa" aldı sazı eline...
Abicim, bakan bey talimat vermiş, talimatı alanlar hükümetin yaptığı gibi geçmişler bilgisayarın başına, girmişler Facebook ve Instagram'a her profili didik didik etmişler, bakmışlar ki her profilde yemeler, içmeler, gezmeler, herkesin altın da otomobil, yazlıklar, kışlıklar, yani herkes rahat bir yaşam sürüyor herkes zengin. Sonucu hemen bakan beye sunmuşlar, bakan bey de bakmış, bakmış, bakmış sonra kalkmış "ülkemiz 11.1 daha büyüdü artık fakir kimse kalmadı" demiş...
Bir anket daha böylece bitmiş...
Ayranımız yok içmeye atla gideriz sıçmaya
İşte böyle bir Halkız,
Yersek iyi, yemezsek gargara yaparız.....


27 Haziran 2017 Salı

VAZGEÇMEM

Doğru olan her şeyi gerçekten inanç, azim ve cesaretle savunmanın doğru  olduğuna inanan bir insanım. Ve ben savunduğum (siyasi, kültürel, yaşam ve insanlara dair) fikirler adına yeterince bedeller ödediğimi düşünüyorum. Bu da beni özgürce fikirlerin yanında dik durmayı, yaşamı   kısıtlayıcı söylemlerin ve fikirlerin karşısında durarak daha da dirençli ve mücadeleci bir hale getirdiğine inanıyorum.
Benim için bir insanın savunduğu fikre yönelik samimiyeti, onun bu idealler uğruna canı yansada yaşamında neleri feda edebileceğiyle doğrudan bağlantılıdır. Kişinin fikir ve düşüncelerinden dolayı işini kaybetmesi, ailesini terketmesi, alay konusu olması, maddi ya da manevi işkence görmesi, üç kuruş etmez kişiler tarafından eleştirilmesi, dışlanması, yalnız kalması, okullardan atılıp, fişlenmesi, deşifre edilmesi kadar uzanan yaşamın ne kadar zor ve acımasızca olduğunu tahmin edebilirmisiniz. Ben bunların çoğunu yaşadım. Yaşamımda öyle çok zorluklar atlattım ki, ne söylemek nede yazmakla biter. Her zaman doğru ve dik durmayı, ister kabul edilsin ister edilmesin tereddütünde kalmadan son söyleyeceğim her sözü hep baştan söyledim, kırılan kırıldı, alınan alındı. Sırtını dönüp yarı yolda bırakıp gidenler oldu, beni böyle kabul edenler de yanı başım da durdu.  Çok yakın dostlarım bilir yaşamımda başımdan geçenleri. Gerçi kimseden böyle şeyler yaşamasını beklemiyorum, bekleyemem de. Ama bunları yaşamayı ‘aptallık, enayilik, kerizlik, salaklık’ olarak adlandıranların da neyi savunduğunu tam anlayamıyor, anlamakta zorluk çekiyorum

Düşünceleri ve fikirleri dile getirmek, kimliği ifşa etmekten çekinmekten korkuluyorsa ortada bir mücadele yok demektir. Oturun oturduğunuz yerde, devekuşu gibi gömün başınızı kuma kalın öyle. Kimliğimiz ve kişiliğimizle savunamadığımız bir fikri gerçek yaşamda nasıl savunup egemen kılacağız..?


Gerçek kimliğimizi, duruşumuzu, renklerimizi ve toplum içinde hangi kesimi  temsil ettiğimizi nasıl göstererip ıspatlayacağız..?
Gizli saklı sahte hesap ve bir lakap bildirimleri ile mi kitleler harekete geçecek..?

Egemenlik, hak, hukuk, adaleti kısıtlayan zorba iktidarlar böyle mi değişecek..?
Toplumsal çarpık, bağnaz, tutucu fikirler bu şekilde mi düzelecek..?
Koyunlar gibi dürtülerek yada sürüngenler gibi ezilerek mi yaşam devam edecek..?
Sözün kısası her ne  olursak olalım, söz, fikir, eylem, protesto, karşı çıkış gibi insana dair tepkilerin algısı ve etkisi bireysel olarak ortaya koyduğumuz tutum ile bağlantılıdır. Bizler toplumdaki ismimiz, yerimiz, mesleğimiz, eğitimimiz, kendimizi yetiştirme tarzımız, duruşumuz ve fikirlerimizle bir bütünüz. Yıllarca didinip çalışarak verdiğimiz emekler domino taşları gibi yıkılıp gidince herşey bitmiş demek değildir, yeniden büyük bir cesaret ve mücadele içinde olmamız en doğru olanıdır. Tabi bu durum başkaları için böyle olmayabilir, sıradan insanlar gibi mücadele etmeden, yalakalık ve çığırtkanlık yaparak yaşamlarını sürdürenlerde gün gelince kağıttan yapılmış kuleler gibi yıkılıp gideceklerdir.


Kimliğinizden, fikir ve düşüncelerinizden kabul edilsin veya edilmesin asla ödün vermeyin.


Yaşamda ki en güzel şey mücadeledir, unutmayın...

2 Mayıs 2017 Salı

ATLARIN BÜYÜLÜ DÜNYASI



Hepiniz milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz…
Hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz.
Fakat sanatkar olamazsınız.

             Gazi Mustafa Kemal Atatürk







RENKLERİN KRALİÇESİ
  'NAZAN PAMUK'
İstanbul doğumlu olan sanatçı Almanya’da geçen çocukluk yıllarında resimle tanıştı. Türkiye’ye döndükten sonra Temel Sanat Eğitimi Uygulamalı Resim Bölümünden iyi dereceyle mezun oldu. Uzun yıllar çalışmalarını evinde, kendi atölyesinde ve akademisyen Yavuz Deniz atölyesinde sürdürdü. Bakırköy Sanat Merkezi (BSM), Bakırköy Kültür ve Sanat Merkezi (AFEM), Taksim ART Gallery ve kendi atölyesi bünyesinde sanat eğitmenliği yaptı.
Çeşitli müzayede ve galerilerde eserleri sergilenmiş olan sanatçı yurtiçi ve
yurtdışında düzenlenen kişisel ve karma sergilerde eserlerini sanatseverlerle  paylaşmayı sürdürüyor. Ressam Nazan Pamuk, sürrealist ve fantastik tarzıyla öne çıkan eserlerinde ağırlıklı olarak figür üzerinde çalışıyor. Nazan Pamuk kendisini etkileyen toplumsal durumları veya tanık olduğu, etkisinde kaldığı görüntüleri kendi kadrajında hayal edip tuvale dökmesiyle biliniyor. Sanatçı duyarlılığı ve bilinciyle sürdürdüğü sanat yaşamında toplumsal konuları odak noktasına koyarak zihnindekileri paylaşmaya çabalıyor.
Sanatseverlere görsel şölen sunmanın yanı sıra insanları düşündürmek, topluma mesaj vermek motivasyonuyla aralıksız üretmeye devam eden ressam Nazan Pamuk "Atların Büyülü Dünyası" Koleksiyonunu genişleterek 10-23 Mayıs tarihleri arasında Eskişehir’de 24. sergisini sanatseverlerle buluşturmaya hazırlanıyor.


İnsanlar olgunlaşmak için bazı şeylere muhtaçtır. Bir millet ki resim yapmaz, bir millet ki heykel yapmaz, bir millet ki fennin gerektirdiği şeyleri yapmaz; itiraf etmeli ki o milletin ilerleme yolunda yeri yoktur.
                                   Gazi Mustafa Kemal Atatürk


Bir millet sanattan ve sanatkardan mahrumsa, tam bir hayata sahip olamaz. Böyle bir millet bir ayağı topal, bir kolu çolak, sakat ve alil bir kimse gibidir.
                                  Gazi Mustafa Kemal Atatürk



Bir milletin sanat yeteneği güzel sanatlara verdiği değerle ölçülür.
                                 Gazi Mustafa Kemal Atatürk



Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.
                                                     
                Gazi Mustafa Kemal Atatürk

22 Nisan 2017 Cumartesi

KAPAT TV'Yİ ÜLKEYİ SEYRET...

ÜLKEYE BAK NE HALDEYİZ...
FARKIMIZ KALMADI TV DİZİLERİNDEN....

Eğer bu hayat böyle gider diyerek, sistemin kölesi olmaktan, eylemler yapıp içteki huzuru bozarak başka bir ülkeyi kurtabilmeyi düşünmekten öte içinde bulunduğu kaostan ülkemi nasıl eski laik düzenine getirebilirim ve yine aynı bayrak altında yaşayalım diyebilmeye kimsenin hakkı yoktur......

Kendilerince "MUHTEŞEM YÜZYIL"ı yaşıyorlar,
laik Türkiye Cumhuriyeti yaşarken "KİRAZ MEVSİMİ"ni, "KURTLAR VADİSİ"ne çevirdiler,
Yıllardır seyrettiğimiz "çocuk gelinler" oluverdi ansızın "KAÇAK GELİNLER",
Şehit annelerinin ellerinde "KARAGÜL"ler,
Götürürlerken devlet kasasındakileri "KARA PARA AŞK" gibiydiler,
Hep "O HAYAT BENİM" dediler,
kendilerini "ÖLÜMSÜZLER" gibi gördüler halkı düşünmediler,
"ULAN İSTANBUL" seni de kendilerine benzettiler,
biraz "REAKSİYON" gösteren halkın üstüne "MED CEZİR" gibi geldiler,
daima "KAÇAK" güreştiler,
bir "KARADAYI" olmayı beceremediler,
"BENİM ADIM GÜLTEPE" ise,
diyorum ki,
bu "HAYAT YOLUNDA" kendilerine kurdukları "YALAN DÜNYA"larının içinde boğulacaklar...

13 Nisan 2017 Perşembe

SALAKMISINIZ...

KALKMIŞ SORUYOR DENSİZ,
YAHU NE DÜŞÜNÜRSEM DÜŞÜNEYİM SANA MI SORACAĞIM, ZATEN DÜŞÜNDÜKLERİMİ BURADA PAYLAŞMIYORMUYUM DA MI SORUYORSUN...
16 NİSANI DÜŞÜNÜYORUM RAHATLADIN MI?...
HANİ ŞU REFERANDUM VAR YA İŞTE ONUN SONUCU NE OLACAK NE BİTECEK...
GEZİYORUM, BAKIYORUM, KONUŞUYORUM, SORUYORUM...
MİLLET HALA KARARSIZ,
'EVET' DESEM SAKAL,
'HAYIR' DESEM BIYIK HESABI...
DİYORUM Kİ;
YA ARKADAŞ SANA,
'SALAKMISIN'
DİYE SORSALAR NE CEVAP VERİRSİN
HEMEN ATLIYOR
'HAYIR'
SALAK DEĞİLİM DİYE CEVAPLIYOR..
HEMEN BENDE TAŞI GEDİĞİNE KOYUYORUM..
BAK BU YAPILACAK REFERANDUMUN KISA VE ÖZ ANLATIMI...
'SALAKMISINIZ'
DEĞİLSENİZ VERDİĞİNİZ CEVAP DOĞRU..
HAAAA..
'SALAKSANIZ'
O DA SİZİN SORUNUNUZ....
OHHH BE RAHATLADIM?...

HİÇ BİR ŞEY OLAMADIK,  ÖZENTİDEN BAŞKA...   "Ah Müjgan... Çok arada kaldık biz, Kendimiz olamadık. Tespih elimize, Malboro ağzımıza yak...