Futbol ile aram öyle sıkı fıkı olmasa da kendime göre yazar çizer, yorumlarım. Hiç bir futbolsevere de takılmam çünkü öyle fanatikte değilim. Babadan kalma bir renk beğenim vardır ama daha ileri geçmez. Neyse gelelim seyrettiğim iki maça. Kimse kusura bakmasın ben kendi görüşüme göre yorum yapıyor ve yazıyorum. Gençlerbirliği - Trabzonspor ve Fenerbahçe - Alanyaspor'u benim gibi yüzbinler de izledi bu iki maçı, her iki maçta da şaibeli kararlar vardı. Hakemler kesinlikle bir yerlerden talimat almış ve bu talimatlar içerisinde kendilerine göre kararlar verip uyguladılar. Öyle "VAR"mış yokmuş pek ilgilenmediler. Bir çok futbol yorumcusu da yorumlar yaptı kendi akıllarınca ama görünen köyün kılavuz istemediği gibi hiç biri de kalkıp demedi ki bu sezon futbola siyaset karışmıştır ve bazı futbol maçları siyasilerin isteklerine göre sonuçlanmaktadır.
Diyemezler çünkü tüm yorumcular da siyasilerin isteklerine göre yorum yapmaktadırlar..
Aşağı da onlara da değiniyorum zaten...
Şimdi şapkamızı önümüze koyup gerçeği söyleyelim. Bu senenin şampiyonu belidir hiç kimse itiraz etmesin Trabzonspor sene sonu şampiyonluk kupasını kaldıracak ve müzesine götürecektir, buna da adım kadar eminim...
Duyuyormusunuz Fenerbahçe haricin de herhangi bir takımdan bu sene şampiyon biz olacağız diyeni, ha biraz Galatasaray 70 puan toplarsak falan diyor da gerisi de zaten bir şey demiyor, demedikleri içinde duymuyorsunuz duyamazsınız çünkü hepsinin ağzına bir parmak bal çalınmış ve sus payı verilmiştir.
Şimdiden Trabzonspor'a şampiyonluğu hayırlı olsun diyelim. sezon sonunda haklı veya haksız olduğumu göreceksiniz...
Bir şey daha ilave edeyim o da garanti çünkü. Başakşehir de ikinci olarak ligi tamamlayacaktır.
Şimdi biraz da şu fotbol yorumcularına değineyim.. İğneyi kendime sapladım çuvaldızı da bunlara...
Futbol programlarına bakıyorumda
Gazetecisi, eski futbolcusu, eski hakemi,
eski şarkıcısı, eski sinama oyuncusu
yüzlerce eskimiş yorumcu...
Arkadaş hepsi de kendi dalında süper
Allah vergisimi nedir
futbol bilgileri almış başını gider...
Sanki futbolu onlar icat etmişler
bütün kurallara a'dan z'ye hakimler,
bir teknik direktörden
daha iyi takım kurarlar
sadece konuşarak muhteşem futbol oynatırlar
bazılarının da önüne futbol topunu bıraksan
bu ne diye sorarlar...
Her hakem, her futbolcu, her teknik adam,
her yönetici, her başkan
hata yapar ama bunlar kesinlikle yapmazlar....
İyiysen hata bulmaya çalışırlar,
kötüysen yandın yerden yere vururlar..
Ulan bu bilmişleri teknik direktör yapsan
hepsine de birer takım versen
rezil olup kalırlar da
burunlarından kıl aldırmazlar...
Aslında bunlar o şöhretli isimlerinin hatırına
kzandıkları dolarlar yüzünden saçma da olsa konuşurlar..
Neyse onlar atıp tutsun ekranlar da
bizler de kendi kendimize yorumlayıp
bakalım keyfimize....
Tv etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tv etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
9 Şubat 2020 Pazar
1 Mart 2018 Perşembe
ESKİDEN NE GÜZELDİ HERŞEY....
Vallahi biz eskiden çok güzel cahildik; Televizyon yoktu. Gazete de her zaman olmazdı.
Öyle güzel cahildik ki, keyfimiz bozulmazdı hiç!
Dışarıda kar…
Hava soğuk mu soğuk olurdu....
Akıllı telefonlar, iPad'lar, oyun konsolları, bilgisayar falan daha icat edilmemişti...
Sokağa çıkar, kartopu oynar, kardan adam yapar, kaydıraklarla kayardık...
Soğuktan titreyerek eve gelir odanın bir kenarına kurulmuş kuzine'nin yanıbaşına otururduk ve o kuzine içten içe öyle yanardı ki. Keyfine doyum olmazdı...
Kuzinenin üzerinde demir maşa…
Maşanın üzerinde de ekmek dilimleri olurdu.
Aydınlık bir kış sabahı ve kızarmış ekmek kokusu…
Sucuk, pastırma lükstü.
Yumurta lezzetli.
Zeytin ve peynirin tadı bir başkaydı, bir de annelerimizin yaptığı çilek, portakal, ahududu reçelleri yokmuydu. Hele hele o evde yayıklarda yapılan tereyağı ve tereyağı ile yapılmış sahanda yumurtanın kokusu....
Kahvaltının tadına doyum olmazdı...
Ekmek her zaman ekmek gibi, kokusu hala burnumda tüter o kızarmış francala dilimlerinin…
Bir kez olsun kümesten yumurta almamış, bir kez olsun o kızarmış ekmeğin kokusunu duymamış ve fakat alışveriş merkezlerinin restoran katlarında boğucu bir gürültü ve havasızlık içinde hamburger keyfine fit olmuş çocuklar ve gençler için ben ne kadar yaşlıyım…
Dışarıda kar…
İçeride kanaat…
İçeride huzur vardı...
Televizyon yoktu. Gazete de her zaman olmazdı.
Öyle güzel cahildik ki, keyfimiz bozulmazdı hiç!
Portakal kabuklarını sobanın üzerine dizer, mis gibi kokusuna râm olurduk.
Kestane közlemek bütün bir gecenin akıllara seza mutluluğuydu.
Sonra illa ki, büyüklerin anlattığı hikâyeler, masallar, fıkralar, hatıralar…
Radyo da dinlenen şarkılar, türküler, skeçler, arap bacı, Orhan Boran ve Yuki...
Bir çoğu arızalı ve tedaviye muhtaç beyinlerden çıkma dizilerin ve filmlerin açtığı hasarlar yerine, geniş ve besleyici bir masal dünyası…
Lezzet bir tarafa, kokuya da hasret kalacağımız kimin aklına gelirdi?
Ekmeklerimiz el değerek üretilirdi, sağlıklıydı, lezzetliydi ve mis gibi kokardı.
Çay da kokardı… Domates de…
Öyle büyük marketler, AVM'ler neredeeee...
Bütün bu nefasete, küçücük bir bakkal dükkânının zenginliği yetiyordu.
Dışarıda kar…
İçeride huzur…
Zam endişesi, doğal gazın kesilme korkusu, yolda kalma telaşı, rejim tehlikesi falan filan da yoktu...
Bir elimizde ayna, bir elimizde cımbız, kimin umurunda dünya der gibiydi hayatımız…
Biz çok güzel cahildik.
Mutluluğun tablosunu yapıyorduk adeta…
Mutluluğu aramaktan çok, onu elde etmeni engelleyen, seni mutsuz kılan şeyin ne olduğunu bul.
Mutlu insanlar her şeyin en iyisine sahip olanlar değil, sahip olduklarını kaybetmeyecek kadar çok kanaatkar olanlardır.
4 Mayıs 2017 Perşembe
RÖPORTAJ
Nedir röportaj...
Röportaj herhangi bir kuruma yada bir mekana gidip orayı gezerek ya da konuğun stüdyo veya gazetede özel konuk odasında düşüncelerini resim ve yazıyla bütünleştirdiği metne denilmektedir. Yani ince eleyip sık dokumaktır...
İyi güzel de şimdilerde izlediğim TV kanallarında, ya da okuduğum gazetelerde yapılan röportajları, vay be diyorum, gözümün önüne geliyor zamanımızda yapılan röportajlar da kendi kendime, "ölmüş bu melek ölmüş oğlum" demekten kendimi alamıyorum...
Eskiden böylemi yapılırdı röprtajlar, siyasetçisi olsun, sanayici iş adamı olsun, artisti, sanatçısı oturdumu röportaj yapanın karşısına iğneden iğliğe sorulan sorulardan boncuk boncuk terlerdi. Sorular korkusuzca sorulur cevaplar net ve tatminkar olurdu.
Kolay değildi öyle kaçamak cevap vermek, kolay değildi işini sevrek yapan halka doğruları aktarmaya çalışan gazetecinin karşısında kem küm etmek...
Saygındı gazeteci, bir ayrıcalığı vardı, namuslu düzgün adamdan gazeteci olurdu, aldığı maaşının hakkını vermek için kalemini sadece doğruları yazmak için kullanırdı... Tabiki sorduğu sorular en incesinden olacak, yazdığı doğrular karşısında sevilerek okunacak, yaptığı röportajlar pür dikkat dinlenecekti..
Bir bilgi, bir yetenek, bir eğitim ister gazetecilik..
Bakıyorum da şu son dönemlerde yapılan röportajlara, yazılan köşe yazılarına ne lan bu ortalık hababam sınıfı gibi, al gülüm ver gülüm, yağcılardan geçilmiyor, gelen konuk sorulacak soruları beraberinde getiriyor asla başka soru sormayacaksın diyor.. Yemişim böyle röportaj yapmayı...
Gel bana bir röportaj yapayım ben sana, donuna kadar terletmezsem röportaj demem ben ona...
22 Nisan 2017 Cumartesi
KAPAT TV'Yİ ÜLKEYİ SEYRET...
ÜLKEYE BAK NE HALDEYİZ...
FARKIMIZ KALMADI TV DİZİLERİNDEN....
Eğer bu hayat böyle gider diyerek, sistemin kölesi olmaktan, eylemler yapıp içteki huzuru bozarak başka bir ülkeyi kurtabilmeyi düşünmekten öte içinde bulunduğu kaostan ülkemi nasıl eski laik düzenine getirebilirim ve yine aynı bayrak altında yaşayalım diyebilmeye kimsenin hakkı yoktur......
Kendilerince "MUHTEŞEM YÜZYIL"ı yaşıyorlar,
laik Türkiye Cumhuriyeti yaşarken "KİRAZ MEVSİMİ"ni, "KURTLAR VADİSİ"ne çevirdiler,
Yıllardır seyrettiğimiz "çocuk gelinler" oluverdi ansızın "KAÇAK GELİNLER",
Şehit annelerinin ellerinde "KARAGÜL"ler,
Götürürlerken devlet kasasındakileri "KARA PARA AŞK" gibiydiler,
Hep "O HAYAT BENİM" dediler,
kendilerini "ÖLÜMSÜZLER" gibi gördüler halkı düşünmediler,
"ULAN İSTANBUL" seni de kendilerine benzettiler,
biraz "REAKSİYON" gösteren halkın üstüne "MED CEZİR" gibi geldiler,
daima "KAÇAK" güreştiler,
bir "KARADAYI" olmayı beceremediler,
"BENİM ADIM GÜLTEPE" ise,
diyorum ki,
bu "HAYAT YOLUNDA" kendilerine kurdukları "YALAN DÜNYA"larının içinde boğulacaklar...
FARKIMIZ KALMADI TV DİZİLERİNDEN....
Eğer bu hayat böyle gider diyerek, sistemin kölesi olmaktan, eylemler yapıp içteki huzuru bozarak başka bir ülkeyi kurtabilmeyi düşünmekten öte içinde bulunduğu kaostan ülkemi nasıl eski laik düzenine getirebilirim ve yine aynı bayrak altında yaşayalım diyebilmeye kimsenin hakkı yoktur......
Kendilerince "MUHTEŞEM YÜZYIL"ı yaşıyorlar,
laik Türkiye Cumhuriyeti yaşarken "KİRAZ MEVSİMİ"ni, "KURTLAR VADİSİ"ne çevirdiler,
Yıllardır seyrettiğimiz "çocuk gelinler" oluverdi ansızın "KAÇAK GELİNLER",
Şehit annelerinin ellerinde "KARAGÜL"ler,
Götürürlerken devlet kasasındakileri "KARA PARA AŞK" gibiydiler,
Hep "O HAYAT BENİM" dediler,
kendilerini "ÖLÜMSÜZLER" gibi gördüler halkı düşünmediler,
"ULAN İSTANBUL" seni de kendilerine benzettiler,
biraz "REAKSİYON" gösteren halkın üstüne "MED CEZİR" gibi geldiler,
daima "KAÇAK" güreştiler,
bir "KARADAYI" olmayı beceremediler,
"BENİM ADIM GÜLTEPE" ise,
diyorum ki,
bu "HAYAT YOLUNDA" kendilerine kurdukları "YALAN DÜNYA"larının içinde boğulacaklar...
3 Nisan 2017 Pazartesi
MEDYA OLDU YAĞDANLIK
ESKİDEN SAYGIN BİR MESLEKTİ GAZETECİLİK
ŞİMDİKİLER İBRET-İ ALEMLİK...

Yağ çok değerli bir besin kaynağıdır.
Bir çok çeşiti vardır:
Tereyağı, Zeytinyağı, Fındık yağı, Çiçek yağı, Gres yağı, Gaz yağı gibi...
Bunlara ilaveten Medyatik yağcılar ve sanal yağcılarımız vardır ve bunlar özel üretimdir...
Bunlar da ikiye ayrılır erkekler (kimisi hemcinsine aşık olur) ve dişiler (kimisi kocasını bile aldatır) ki en tehlikelileridir ama aslına bakarsanız bu tipler için cinsiyet de fark etmez çünkü beyinleri daima seks ile doludur. Onlar için geçerli olan "girsin çıksın kalbini bozma" zihniyetidir...
Bunlara yağcılık özellikle öğretilmiştir. Çünkü bu yağcılık kolay bir iş değildir. İnsanın onuru ile ters orantılıdır.
Yağcılığın biraz daha ilerlemiş haline de dalkavukluk derler.
İşte bunlar için ne söylersen söyle hiç alınmazlar, utanmazlar, sıkılmazlar, suratlarına tükürsen "yağmur yağıyor zanneder" yarabbi şükür derler...
Kimi seviyorlarsa Tv'ler de, gazetelerde, sosyal medya da fikirlerini, düşüncelerini açık açık söylerler ar ve haya'dan yoksundurlar...
Millet utanır bunlar utanmazlar...
ŞİMDİKİLER İBRET-İ ALEMLİK...

Yağ çok değerli bir besin kaynağıdır.
Bir çok çeşiti vardır:
Tereyağı, Zeytinyağı, Fındık yağı, Çiçek yağı, Gres yağı, Gaz yağı gibi...
Bunlara ilaveten Medyatik yağcılar ve sanal yağcılarımız vardır ve bunlar özel üretimdir...
Bunlar da ikiye ayrılır erkekler (kimisi hemcinsine aşık olur) ve dişiler (kimisi kocasını bile aldatır) ki en tehlikelileridir ama aslına bakarsanız bu tipler için cinsiyet de fark etmez çünkü beyinleri daima seks ile doludur. Onlar için geçerli olan "girsin çıksın kalbini bozma" zihniyetidir...
Bunlara yağcılık özellikle öğretilmiştir. Çünkü bu yağcılık kolay bir iş değildir. İnsanın onuru ile ters orantılıdır.
Yağcılığın biraz daha ilerlemiş haline de dalkavukluk derler.
İşte bunlar için ne söylersen söyle hiç alınmazlar, utanmazlar, sıkılmazlar, suratlarına tükürsen "yağmur yağıyor zanneder" yarabbi şükür derler...
Kimi seviyorlarsa Tv'ler de, gazetelerde, sosyal medya da fikirlerini, düşüncelerini açık açık söylerler ar ve haya'dan yoksundurlar...
Millet utanır bunlar utanmazlar...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
HİÇ BİR ŞEY OLAMADIK, ÖZENTİDEN BAŞKA... "Ah Müjgan... Çok arada kaldık biz, Kendimiz olamadık. Tespih elimize, Malboro ağzımıza yak...
-
HİÇ BİR ŞEY OLAMADIK, ÖZENTİDEN BAŞKA... "Ah Müjgan... Çok arada kaldık biz, Kendimiz olamadık. Tespih elimize, Malboro ağzımıza yak...
-
Argo sözleri ağızların da sakız eden, söylerken bile karşısındakini serseme çeviren ama göze hoş görünüp dinlerken bile keyif verip güld...
-
Kendi kendimize gülüyoruz biliyormusunuz neden..? Deliren bir toplum oluyoruz ufukta görünen... "Sol"umuza güvenemez olduk, ...



