27 Aralık 2017 Çarşamba

YILBAŞI KUTLAMALARINA YASAK...

Yeni yıl yaklaşırken, bakıyoruz da Ülkemiz de her yıl kutlanan yılbaşı kutlamalarına yer yer yasaklar geliyor, Taksim, Şişli, Beşiktaş ilçelerinde yılbaşı kutlamaları yasaklandı. yeni yıla üç gün kala sanıyorum bu yasaklara yeni yerler eklenecek. Bu yasaklamara için yapılan açıklama, "Söz konusu taleple ülkemizin içinde bulunduğu şartlar dikkate alındığında provakatif eylem ve olayların meydana gelebileceği, etkinliğe katılacaklar dahil halkın huzur, güvenlik ve esenliğinin, kamu güvenlik ve düzeninin bozulmasına sebebiyet verebileceği olarak değerlendirilmiştir"...
Yani yeterli güvenlik sağlanmasının mümkün olmamasıdır. Yeni çıkan KHK kanununa göre zaten ortada hiç bir şekilde güvenlik kalmamıştır...
Bu gibi günlerde hükümet halkın güvenliğini sağlıyamıyor ama ne yazık ki bir cuma namazına 500 koruma ile gidebiliyorlar...
Yılbaşı yasaklamalarının  sadece Müslüman ülkeler diye düşünmeyin, nereler var bir bilseniz.
Geçtiğimiz günler de,  Asya'da Brunei ve Tacikistan, Afrika'da ise Somali'de yeni yıl kutlamalarına yasak getirildi...


Bilindiği gibi bir çok ülkede Noel haftası kutlandı ve yıl başı gecesi için büyük hazırlıklar yapılıyor. Ancak bazı ülkeler var ki, buralarda kutlama yapmak yasak. Tarih içinde de bu kutlamaların yasaklandığı birçok ülke olmuş. Yasakların bazıları yıllar içinde kalksa da yasakların hala devam ettiği birçok ülke var.
Yasakların devam ettiği ülkelerin bazılarında kurallar oldukça katı denilebilir. Örneğin bu ülkelerin bazılarında, olur da kutlama yaparken yakalanan olursa hapis cezası dahi alınabiliyor.


Şimdi kısaca geçmişte ve günümüzde yasaklı olan ülkelere bir göz atalım...


Kuzey Kore
Babasından diktatörlüğü devralan Kim Jong Un'un ülkesi Kuzey Kore'de de yeni kutlamak yasak. Üstelik sadece yeni yıl değil, dini inançların tümüne ait kutlama ve ibadetler yasak.
Somali de yeni yıl kutlamalarının yasak olduğu Müslüman ülkelerden. Ülkede yaşayan küçük bir azınlık olan Hristiyanlar ise, ya kutlamalarını çok iyi gizlemek zorundalar ya da toplumdan dışlanma riskini göze almak durumundalar
Suudi Arabistan Uzun uzun açıklamaya gerek yok zaten. Son dönemlerde kadınların araba kullanmasının bile hapis cezasına çarptırıldığı şeriat yönetiminde yeni yıl kutlamak kesinlikle yasak.
Arnavutluk 1967 ile Komünist rejimin yıkıldığı 1991 yılları arasında, Arnavutluk'ta yeni yıl kutlamak yasaktı. 1991 yılında sonra ise, büyük çoğunluğu ateist olan ülkede, en büyük rahatlamayı Katolikler yaşadı.
Japonya'da aslında resmi bir yasak yok ancak yılbaşı günü bir çok ülkede olmasının aksine, bir resmi tatil uygulaması da yok. Dini inanç olarak az sayıda Hristiyan'ın yaşadığı ülkede öyle büyük kutlamalar da olmuyor zaten.
Çin, Sadece yeni yıl kutlaması değil, Hristiyanlığın kendisi de yasak Komünist Çin Cumhuriyeti'nde. Dinsel inanış ve ibadetlerin genel olarak kurallarla kısıtlı olduğu ülkede, yine de yeni yıl kutlamak isteyenlere ceza verilmiyor.
Küba, 20 Aralık 1998'e kadar Küba hükümeti, yeni yıl kutlamalarına izin vermiyordu. Komünist rejimin geleceği açısından Küba'yı ateist bir ülke olarak tanımlayan Fidel Castro'nun asıl amacı, ekonomik devamlılığı sağlamak açısından insanların çalışmalarıydı. Yasak kalktıktan sonra ise, ülkedeki Hristiyanların yeni yıl ağacı ve dekorasyon talepleri sayesinde, piyasada yılbaşı zamanları yüzde 30'luk bir kar marjı oluşuyor.
Almanya, Şaşırdınız değil mi? Almanya, her en kadar birbirinden güzel şovlarla yeni yılı kutluyorsa da, Solingen ve Berlin gibi bazı şehirlerde bir dönem yeni yıl kutlamaları yasaklanmıştı. Yasak, kutlamaların kamu alanlarında değil evlerde yapılması gerektiğini, çünkü kutlamaların dini temelli olduğunu ve seküler bir toplumda buna izin verilemeyeceğini söylüyordu.
İngiltere, 17. yüzyılın ortalarında, Burjuva devriminin ve iç savaşın önemli liderlerinden olan Püriten Oliver Cromwell'in etkisiyle, yeni yıl kutlamaları yasaklanmıştı. Cromwell, Hz. İsa'nın doğumunu kutlamak gerektiğini ama bunu yemek, alkol ve eğlence ile yapmamak gerektiğini söylüyordu.
Amerika, Yine 17. yüzyılın ortalarında, koloniler olarak Amerika topraklarına giden Püritenler, Massachusetts'te yeni yıl kutlayanların cezalandırılacağı bir yasa çıkarmış çıkartmışlardı. Püritenler, Hz. isa'nın doğumunu çeşitli biblo ve dekorasyonlarla kutlamanın doğru olmadığını, bunun Roma'dan kalmış pagan bir alışkanlık olduğunu söylüyordu. Bu yasak 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar da devam etmişti.


YENİ YILA, YENİ UMUTLARLA GİRMENİZ DİLEĞİ İLE....

25 Aralık 2017 Pazartesi

YENİ BİR OYUN : TAŞERON....

TAŞERON İŞÇİLİĞİ KALDIRIYORUZ DEDİLER,
BAKTIM Kİ "DEVLETİN KENDİSİ" TAŞERON OLMUŞ...

Bozdağ, taşeron düzenlemesiyle ilgili de şöyle konuştu: "Taşeron meselesini bugünden geçerli olmak üzere tamamen ortadan kaldırdık, taşeron uygulamasına son verdik, 450 bin taşeronda çalışan işçi sürekli kadroya geçmiştir (duyda inanma) ayrıca belediyelerde ve Özel İdare'de çalışanlar da belediye ve özel idarenin kuracağı iktisadi teşekküller ve kendi bünyesindeki şirketler üzerinden çalıştırılacak ve orada da taşeron uygulaması bundan sonra olmayacaktır".
Cumhurbaşkanı'da, "Bundan sonra aracı olmayacak. Bir komisyon alır gibi bir taşeron grubu kalkıp ta oradan alacak, asgari ücretle çalıştıracak, şimdi böyle bir şey. Bir örnek vereceğim, mesela Cumhurbaşkanlığı, bizde taşeron vardı, fakat şimdi bu taşeron olarak çalışanların hepsi bizim kadromuzun içine giriyor, ücret politikası olarak, bugüne kadar uygulanan ücret politikası tamamen kalkıyor, daha da farklı, 300-400 lira, belki 500 lira, şuanda arkadaşlarımız çalışıyor, yılbaşından itibaren bu uygulamaya da gireceğiz. Belediyeler de aynı şekilde, belediyelerin BİT’leri var, BİT’lerin içine yerleştirilecekler, orada taşeron kullanılmayacak. Diyelim ki İSTOÇ alacak, temizlik işlerini o yürütecek. Bir başka taşerona bunu taşeron etmeyecek. Yapılacak çalışma budur. İnanıyorum ki, çok daha huzurlu ve rahat bir döneme böylece girmiş olacağız” açıklamasında bulundu.
* Yani kısaca anladığım kadarı ile inşallah yanılmıyorumdur; Taşeron çalışma tamamen kalkmadı, taşeron işçi yine taşeron kalacak sadece taşeron işçi çalıştıran firmalar aradan çıkarıldı. Bu da demektir ki  devletin kendisi taşeron firma olacak. Baltayı yine taşa vurdular.... Yedik mi.... Hayır, gargara yapıp uyutmaya devam ediyorlar....

23 Aralık 2017 Cumartesi

RUHUN ŞAD OLSUN.....

Adı Mustafa Fehmi Kubilay
Baba adı Hüseyin, ana adı Zeynep. Giritli bir ailenin çocuğu. 1906 doğumlu bir öğretmen. Cumhuriyet öğretmeni. 1930 yılında İzmir’in Menemen İlçesi’nde askerlik görevini yapan Kubilay o sırada 24 yaşındadır. Bu genç adam, Menemen’de 23 Aralık 1930’da şeriat isteyenler tarafından öldürüldü. Olaylara müdahale etmek isteyen iki bekçi de katledildi. Genç Cumhuriyet rejiminin 1925 yılındaki Şeyh Sait isyanından sonra tanık olduğu ikinci önemli irtica olayı, “Menemen Olayı – Kubilay Olayı” olarak tarihe geçti. Menemen olayının izleri toplumsal bellekten hiç silinmedi. Kubilay “devrim şehidi” olarak simgeleşti.
Menemen Olayı, yaygın biçimde kabul edildiği üzere, bir dinsel ayaklanma mıdır?... Deli, esrarkeş, cahil altı kişinin başlattığı, bir anda ortaya çıkan “korsan” bir olay mıdır?...

2000 nüfuslu kasabadan 1500 kişinin etkin yada edilgen katılımıyla gerçekleşen olay sonrası adının “mel’un belde” olarak değiştirilip yöre insanının başka yerlere sürülmesi istenen Menemen halkının bu eylemdeki sorumluluğu nedir?... Yoksa, gerçek neden, olayın başlatıcısı Derviş Mehmet’in, Çerkes Ethem’in yandaşlarından olması mıdır? Yoksa, akademik literatürde yer aldığı üzere, Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın iktidara gelme hırsıyla gerçekleştirdiği bir kışkırtmamıdır.
"Yakın geçmiş tarihimize bakarsak bunun benzer örneğini Sivas katliamında da yaşadık"....Divan-ı Harp kararnamesinden, örgütlenmenin altı yıl önce tekke ve zaviyelerin kapatılması ve şapka devrimi üzerine başladığı anlaşılmaktadır.Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra halifelik kaldırılmış, laik bir dünya görüşü benimsenmiş, Türbeler, mahalle mektepleri kaldırılmıştı.
Tarikatçılık, şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik, seyitlik, babalık, emirlik, naiplik, halifelik, büyücülük, üfürükçülük, falcılık ve muskacılık 13 Aralık 1925 tarih ve 677 sayılı kanunla yasaklanmıştı. İşte yeni rejimin eski ayrıcalıklarını yok ettiği başında İstanbul merkezli Nakşibendi şeyhi Şeyh Esad’ın bulunduğu grup, Serbest Cumhuriyet Fırkasının olaylı İzmir gezisini bahane ederek böyle bir olay girişiminde bulunmuşlardır. Burada ilginç olan nokta, Esat Hoca’nın irticai faaliyetinin Cumhuriyet döneminden önce başlamış olmasıdır.
"15 yıllık geçmiş tarihe şöyle bir gözümün önüne getiriyorum da bu türlerin yeniden canlandığını ve tarih tekerrür ettiğini görüyorum"...Olayın başlama aşaması tutanaklara bu şekilde geçmiştir.
Giritli Mehmet, Şamdan Mehmet, Sütçü Mehmet ve Emrullah oğlu Mehmet Emin (bu dört Mehmet’ler isyanın elebaşılarıdır. Üçü vaka günü öldürülmüş, sonuncusu Mehmet Emin de idama mahkum olup diğer mahkumlarla birlikte asılmıştır) Manisa’da dört günden beri toplandıkları tatlıcı Mutaf Hüseyin’in evinde son olarak 6 Aralık 1930 Cumartesi günü toplanarak eylemin planını hazırlamışlardır.
Kubilay’ın olay yerine gelmesi ise resmi kaynaklarda şu şekilde geçmiştir:
Jandarma Komutanı bu olay ardından alay komutanına telefon ederek askeri birlikten yardım ister. Bu haber üzerine, sabahın erken saatinde, hergünkü gibi eğitim çalışmalarına hazırlanmakta olan 43.piyade birliği subaylarından Asteğmen Kubilay’a görev verilir. Kubilay, henüz birkaç ay önce askere alınmış olan, takım düzenindeki birliğiyle hemen yola çıkar. Kendisinde silah, askerinde mermi yoktur. Kubilay olay yerine çabuk yetişmek için kışla arkasındaki yamaçlardan, kestirme yollardan hızla geçer ve meydana yakın sokakların birinde askerlerini durdurarak süngü taktırır. Bu vahşete tanık olan olayın gelişmesini şöyle anlatıyor: "Ahali gittikçe büyüyordu. Yirmi dakika geçti. Birdenbire meydanı otuz kırk nefer silahlarına süngü takarak abluka altına aldılar. İçlerinden genç bir zabit ileri atıldı. Mehdinin yakasını tuttu ve şiddetle sarstı. Mehdi, genç zabiti silkeleyip yere attı ve elindeki silahı çevirerek zabite ateşledi. (Bu kurşun, Kubilay’ın omzundan girip arkasından çıkmıştı). Yaralı zabit, yarasının ağırlığına rağmen ayağa kalktı ve meydandan çekildi. Halkın bir kısımı bu esnada uzun uzun el çırparak alkışlıyor ve Allah Allah! diye bağırıyordu. Aradan on, onbeş dakika geçti. Asilerden biri, Mehdi’nin yanına gelerek, zabitin cami avlusunda yattığını haber verdi. Bunun üzerine Mehdi yanındakilerden bıçağı alarak bir arkadaşıyla cami avlusuna girdi. Biz uzaktan duyduk. Yaralı gencin sesi yalvarıyordu. "Kesmeyin beni". Mehdi ise; "Anlaşıldı, anlaşıldı. Sen daha çocuksun. Kesilmekten korkuyorsun. Seni yüzükoyun yatırayım da görmeyesin".
Bundan sonrasını ise bu olayı daha iyi gören bir başka tanık anlatıyor. Mehdi genç ve yaralı zabiti yüzükoyun yatırdıktan sonra bir ayağını yaralı omzuna koyuyor, bir eliyle saçlarından tutuyor ve diri diri kafasını kesiyor. Sonra da elindeki başı caminin önündeki büyükçe bir taşın üzerine koyarak  "Gördünüz mü?.. Kafirlerin akıbeti işte budur diyor". Sonra, "Getirin bir ip, diye bağırıyor". Biriken halk yığınının arasından biri dükkanına koşarak bir ip getiriyor. Kesilmiş başı bayrağın tepesine bağlıyorlar.
Son zamanlar da bu olayın benzerlerini Suriye'de ve çakma ihtilal olayında yaşadık....
İrticanın ve yobazlığın iyice ayyuka çıktığı zor zamanları yaşıyoruz...
Cehalet ölümden korkar, öldürmekten korkmaz....


(Kaynak: Tarihi Olaylar Arşivi)


Bekir BİRİNCİOĞLU

20 Aralık 2017 Çarşamba

HEM NALINA, HEM MIHINA...

Taktım kafaya ya şu "büyüdük, ülkede fakir kalmadı" lafını, ne fakiri diye sormayın zaten biliyorsunuz "hint fakiri" olmadığını, hani iktidar partisinde ki ilgili ilgisiz tüm bakanların diline pelesenk oldu ya "her yıl daha da büyüyoruz bu yıl ülkemiz 11.1 daha büyüdü ülkede fakir kalmadı" diye dört dönüp duruyorlar kendi kendilerini kandırıp bizlerle eğleniyorlar, hah işte o konu....
"Araştır nah bulursun. com" şirketine başvurdum ama ne vuruş, adamlar oturmuş çay kahve muhabbeti ile araştırma/anket  yapıyorlar. Şefleri zaten tanıdık "oturan boğa" elinde kahvesi ağzında purosu dibe vurmuş bir cirosu ile tam bir araştırma/anket bürosu....
Buyur abi hoşgeldin dedi "oturan boğa", hoş buldum diyerek yayıldım koltuğa...
Şu büyüme ve fakirlik konusunu bir araştır diyecektim ki lafı ağzımdan aldı, "büyümenin hangi boyunu ele alalım abicim, biliyorsun büyümenin ve büyütmenin de çeşitli modelleri, fakirliğin de bir sınırı  var" der demez yapıştırdım kafayı "oturan boğaya" baygın boğa oldu bir anda...
Kendine gelip, 10 dakika da hallederiz deyince şaşırdım, afalladım, "la oluuumm bu ne hız" deyivermişim..
Yanına çağırdığı dörtgöz Hasan'a " şu bakanların söylediği büyüme/fakirlik işini bir araştır, karıştır,  bulaştır " sonuçları, arada da abime bir kahve getir"...
Dörtgöz Hasan fırlayıp gitti, önüme gelen kahvenin daha yarısını höpürdetmemiştim kiiii, dörtgöz Hasan kapıyı tıklatıp içeri girdi 10 dakikaya 1 kala, elinde anket sonuçlarını gösteren kağıdı uzattı "oturan boğaya", o da bana uzattı kağıdı. Dediği gibi 10 dakika dolmamıştı  daha...
Purosu var cirosu yok ama işi biliyor bu "oturan boğa"...
Kağıda bir göz attım, dondum kaldım A4 kağıtta iki kelime vardı, biri "Facebook" öteki "Instagram", gelde bu anket sonucuna inan...
Nasıl yani demeden "oturan boğa" aldı sazı eline...
Abicim, bakan bey talimat vermiş, talimatı alanlar hükümetin yaptığı gibi geçmişler bilgisayarın başına, girmişler Facebook ve Instagram'a her profili didik didik etmişler, bakmışlar ki her profilde yemeler, içmeler, gezmeler, herkesin altın da otomobil, yazlıklar, kışlıklar, yani herkes rahat bir yaşam sürüyor herkes zengin. Sonucu hemen bakan beye sunmuşlar, bakan bey de bakmış, bakmış, bakmış sonra kalkmış "ülkemiz 11.1 daha büyüdü artık fakir kimse kalmadı" demiş...
Bir anket daha böylece bitmiş...
Ayranımız yok içmeye atla gideriz sıçmaya
İşte böyle bir Halkız,
Yersek iyi, yemezsek gargara yaparız.....


16 Aralık 2017 Cumartesi

CEHENNEM BOŞ, BÜTÜN ŞEYTANLAR KOLTUK PEŞİNDE....

Şeytan lakaplı futbol ordinaryüsü geçinen Rıdvan Dilmen, 'Tayyip Erdoğan beye baktığım zaman parkasız bir Deniz Gezmiş görüyorum' dedi, dedi de, ne bilir Deniz Gezmiş'i bu, 9 yaşın da mahalle arasında top peşinde koşan çocuk, ne kadar tanır,  6. mayıs.1972 de idam edilen o babayiğit faşizme karşı silahsız eylem yapan fikir ve düşünceleri uğrunda idam sehpasına çıkan o koca yürekli adamı. Deniz Gezmiş'i okumakla anlayamazsın şeytan efendi yaşayıp görmen gerekirdi...
Len şeytan bu futbol oyunu değil ki, bu kadar basit ve saçma bir benzetme yapasın.
Ne demiş Platon "Boş bir kafa, şeytanın çalışma odasıdır" vermişler adamın eline bir metin söyle, konuş ta gündem değişsin.
Açık açık 2019'da futbol federasyonu başkanı olacağım diyen Şeytan Rıdvan, şeytani zekası ile çalım atıp duruyor aklı sıra....
Siyasete dini karıştırp ülkenin içine ettiler, sende futbola siyaseti alet et de kap federasyon başkanlığını, et futbolun içine...
TİP'li bir babanın oğlu olduğunu söyleyen sen, nasıl dönersin babanın izinden,
Devrin adamı olmak böyle bir şey işte...

13 Kasım 2017 Pazartesi

FOTOĞRAF ÇEKMEK

Benim yaklaşımımda fotoğraf makinesi, bir not defteri, 'an' ı saptamada bir sezgi aracıdır. 'an'ı yakalamadaki ustalık, bence vizörden görülen görüntüleri çok kısa bir zamanda görsel bir biçimde düzenleyebilme ve anlık kararlar alabilme yeteneğidir. Bu eylem; akıl disiplinini, duyarlılığı, yerleşik bir geometri anlayışını, her şeyden önce bir konsantrasyonu gerektirir. Kişi, bu yöntemle çok sade bir anlatım biçimine ulaşabilir.
Benim stilim 50 yıl boyunca hiç değişmedi. Ben, biraz diplomat, biraz da fotoğrafçı olmak zorundayım. İnsanlar çoğu zaman beni ciddiye almadılar, çünkü çok az ekipman taşıdım ve gereksiz telaşe yapmadım. 1975'da evlendiğim zaman karım bana sordu; 'Senin gerçek fotoğraf makinen nerede?' Asla bir sürü ekipman taşımadım. Hayattaki düsturum şu oldu: 'sadeliği koru' …
Benim fotoğrafçılık anlayışım bu, dikkati çekmemek ve kalabalığa karışmak.
Ben kimseden fotoğraflarımın ışığına ya da tonlarına hayran olmasını beklemiyorum. Ben sadece fotoğraflarımın insanları bilgilendirmesini, onları kışkırtmalarını istiyorum.
Ben bir fotoğraf çekmek için saatlerce dolaştığımı bilirim. Fotoğraf çekmeyi çok severim. Bu yerde istediğim pozları çekebilmek için uygun anı zevk ve sabırla beklerim.
Bir çok fotoğrafçı daha iyi kamera aldıklarında daha iyi fotoğraflar çekeceklerini düşünürler. Daha iyi bir kamera, kalbinde ya da kafanda birşey yoksa, senin için birşey yapamaz.
İyi bir fotoğraf, bir hakikati anlatan, ruha dokunan, ve izleyiciyi bunu gördüğü için farklı kılan fotoğraftır; yani tek kelimeyle etkilidir.
Fotoğraf çekerken sadece kameranız ve siz varsınız. Fotoğrafınızdaki kısıtlamalar size bağlıdır; çünkü ne gördüğümüz kim olduğumuzdur.
Fotoğraf çekmek, insanın aklını, gözünü ve yüreğini aynı hizaya getirmesidir. Bu bir yaşam tarzıdır.
Ve, unutmayın, fotoğrafı makine değil, insan çeker, fotoğraf makinesi sadece bir araçtır...

7 Kasım 2017 Salı

YALAN...

Yalan yüzyıllardır insanlar için suçluluk psikolojisinden ve cezalandırılmaktan korkma, bir sığınma metodudur.
Yalanın tıp'taki karşılığının bir adı da Mitonmanidir...
 Mitonmani kısaca anlatım ile yalan söyleme hastalığıdır. Kişi kendi söylediği yalana inanır. Mitonami hastaları için yalan söylemek hayatın rutin bir davranışı haline gelir.
Fakat her yalan söyleyende Mitonmanik değildir..
Ama her yalanı da gerçekmiş gibi yemin billah ederek söylemekte doğru değildir...
Kasıtlı olarak gerçekten alakasız, kendine göre değiştirip uyarlayarak, gerçekle ilgisi olmayan sözlerle başkasını kasıtlı olarak aldatmaya yalan denir ve günlük hayatta çoğu kişi karşısındakini kandıracağını düşünerek, sosyal ilişkilerinde hayır diyemediği için, gerçeği sylemesi zor geldiği için, yüzleşmekten kaçındığı için, oluşabilecek olumsuz durumun sonucundan mümkün olduğunca kaçınabilmek için ve ya karşısında ki kişiden korktuğu için yalan söylemeyi tercih ederler ve her yalanın er veya geç ortaya çıkması sonucunda kişinin kendini söylediği yalandan kurtarmak içinde dini alet etmesi inançlara karşıda saygısızlıktır..
Kişinin kendisini daha önemli hissettirmek veya kendisini korumak için söylediği her yalanın çevresinden çok kendisine zararı dokunacağını bilemez. Çünkü yalan söylemek bir hastalıktır..
Yalanı söyledikten sonra haz duyan kişi çoğu zaman pişmanlık duyar ama kendine, eş, dost , akraba ve çevresine, bir daha yalan söylememe konusunda binlerce kere söz versede sözünü yerine getiremez.
Hani bir söz vardır şöyle;
Bir yalan ne kadar hızlı olursa olsun, hakikat onu yetişip geçer.
Evet hakikat yalanı yetişip geçmesine geçerde  günümüzde o kadar çok yemin billah edereke yalan söyleyen var ki, artık her söylenen yalana inanır olduk..
Doğru söyle yalanı yoksa fena ederler adamı...


Şimdi bir fıkra ile bağlayalım yazıyı....
Kadının biri kocasını üç erkekle aldatıyormuş, her gün
kocası evden gidince üç adam eve gelir ve kadınla yatarmış. Kadın yine böyle bir günün sonunda adamlardan birisine demiş ki:
- Sen yarın gelirken bir tepsi dolma yaptırıp getir;
diğerine de:
- Sen de bir büyük kap ayran getir demiş.
Diğer adam çok fakir olduğu için ona:
- Sen de... Boşver, sen hiç bir şey getirme demiş.
Ertesi gün gelmiş fakat kadın bugünün günlerden pazar olduğunu unutmuş, eteği tutuşmaya başlamış.
- Eyvaah diyerek kocasının yanına gitmiş.
- Sen bugün kahveye filan gitmeyecek misin?
"Ben evde temizlik yapacağım" deyip kocasını zar zor da olsa
evden yollamış. Kocası gittiği gibi üç adam da eve gelmiş.
Kadın demiş ki;
- Siz hemen gidin. Kocam buralarda!
Tam bunu söylerken zil çalmış. Kadın:
- "Eyvah" demiş, "geldi galiba!"
Adamları sağa sola saklamış ve kapıya bakmaya gitmiş.
Kocasını karşısında görünce
- "Ne oldu?" diye sormuş.
Adam da;
- Yahu karnım çok acıktı. Bana dolma yapsana, canım çok istedi" demiş.
Kadın;
- Allahım bir tepsi dolma olsa da yesek!" demiş.
Elinde dolma tepsisi olan adam çıkıp yanlarına gelmiş.
Kadının kocası şaşırmış.
- Sen kimsin yahu?! diye sormuş. Adam sakin bir şekilde;
- Ben Allah tarafından geliyorum. Karınız dolma istedi. demiş. Ve hemen çıkıp gitmiş.kadının kocası olayın şokunu atlatamadan..
- Yaa tamam da.. demiş bu sefer koca;
- Bu ayransız gitmez. Sen bari bi ayran yap.
Kadın büyük bir sevinçle
-Allahım bir damacana ayran olsa da içsek demiş. Ayranı getiren adam çıkıp gelmiş. Kocası tabii çok şaşırmış.
- Sen de kimsin? demiş.
Adam da diğeri gibi;
- Ben Allah tarafından gönderildim. Karınız ayran istedi
diyerek çıkmış gitmiş.
Kocası hayretler içinde, kendi kendine;
- Bizim karı ermiş mi oldu ki? diye söylenmiş.Kadınla kocası yemekleri yemişler ama üçüncü adam hâlâ saklanıyormuş.
bir saat geçmiş, iki saat geçmiş. üç saat derken, adam dayanamayıp çıkmış yerinden. Kadının kocası bağırmış:
- Ulan sen de kimsin!!
Adamın ağzından şu laflar dökülmüş:
- Ben Allah tarafından geliyorum. Boşları alacam.
Yalansız riyasız güzel günleriniz olsun...
Hoş kalın...

YILBAŞI KUTLAMALARINA YASAK...

Yeni yıl yaklaşırken, bakıyoruz da Ülkemiz de her yıl kutlanan yılbaşı kutlamalarına yer yer yasaklar geliyor, Taksim, Şişli, Beşiktaş ilç...