29 Haziran 2018 Cuma

CUMHURİYET...

Sanma ki;
sevmekle usanır bu yürek.
Kader de varsa eğer,
özgürce ölmesini de bilirim elbet.
Zannetme ki;
zorba bir baskıdan korkar yürek.
Bir değil bin ömrüm olsa da
beklemesini bilirim elbet...
Hür yaşadım, hür yaşarım,
kopsa da kıyamet....
Ne irtica, ne zulüm, ne baskı, ne cehalet,
Bu vatan;
biz Cumhuriyet çocuklarına emanet...
Cumhuriyet güneşi
bir gün yeniden doğacaktır elbet...
Varlığınla başlayan bir Cumhuriyetin,
yokluğunla bitirilmesine alışamadım,
aklımdan ilkelerini hiç çıkarmadım
ben hiç sensiz kalmadım...
"Türk Milletinin tabiatına ve geleneklerine
en uygun olan yönetim, cumhuriyet yönetimidir"..
Sözünü hiç unutmadım....

28 Haziran 2018 Perşembe

KADINA DAİR NE VARSA.....

Adam gibi adam derler de, kadın gibi kadın demezler mesela, Taş gibi derler, Kezban derler, Erkek Fatma derler....
Sevdiğiniz kadına adamlık taslamanıza gerek yok, azıcık adam olun yeter......
Kadın olmak suçtur bu hayatta. Severse deli derler, sevmezse kötü derler. Hemen elde edilince basit olur, elde edilmeyenler de konuşmalara meze olur. Kadın susarsa bir şey bilmiyor derler, susmazsa dili uzun, saçı uzun aklı kısa derler... Derler de derler... Bilmezler ki kadınlar neler bilir neler yapar...
Sevdiğiniz kadın için dünyayı yıkmanıza gerek yok, onun dünyasını başına yıkmayın yeter..

Çünkü erkeklere göre sadece kadındır o,  soğuk olmak zorundadır, hissetmemesi gerekir, iyi gözükmelidir ama öyle çok iddialı da olmaması gerekir, eksik etektir kadının aklı ermez, gözü açılmamalıdır, sırtından sopa karnından sıpa eksik edilmemelidir.
Sevdiğiniz kadına kendinizi ispatlamanıza gerek yok, size olan sonsuz güvenini suistimal etmeyin yeter...
Oysa erkektir kadını eksik hale getiren, namusunu alıp etek altına iten, inançlarını yok eden.  Cesurdur kadın, bir erkekten daha ince düşünür tartar, düşünür, inceler. Seviyorsa bodoslama atlar, sevdiği için tüm engelleri aşar.
Sevdiğiniz kadını göklere çıkarmanıza gerek yok, ona sımsıkı sarılıp ayaklarını yerden kesin yeter...
Bütün erkekler kadını karmaşık bir varlık gibi görür ama cefakar, vefakar  yapısı olduğunu, bilinmesi gereken aslında kadının istediği üç şeyin; sevgi, sadakat, dürüstlük olduğunu akıllarına getirmez bilmemezlikten gelirler...
Sevdiğiniz kadına umut vermenize gerek yok, sizinle kurduğu hayallerini boşa çıkarmayın yeter...
Kadın isterse neler yapar bilirmisiniz?..
Hiç merak edipte, sevdiğiniz kadını şöyle göz ucuyla meraklı gözlerle izlediniz mi?.. Her erkeğin yapması gereken bir şeydir aslın da, çünkü sevdiğiniz kadın sizi çaktırmadan öyle bir izler ki, her hareketinizi ezbere bilir, her düşüncenizi aşağı yukarı okur...
Benim izlediğim ve kadınlar hakkında ki gözlemlerimi şöyle sıralayabilirim...
Kadın, evcimen ise küçücük odaya bir sürü eşyayı sığdırır ve neyin nerede olduğunu kesinlikle bilir, aradığını anında bulur...
Mutfağında minicik kavanozlara renk renk reçelleri, doldurur sabahları kahvaltı da önünüze gelince, nasıl ne zaman yaptığına şaşırıp kalırsınız...
Bir su bardağına denizi doldurur, ya fırtınalar koparır, ya şen şakrak, yada hüzünlü olur.. Bardağı taşırtmayın sakın kadınlara yanarsınız....
Mesela hiç  el çantasına şöyle bir göz attınız mı?.. Neler vardır neler,  eczaneyi, bijuteriyi, aile resimlerini bile bulabilirsiniz o çantanın içinde...
Diyelim ki birlikte akşam yemeğine çıkacaksınız, makyajına bakarsınız ama gözünüz rujuna takılır görürsünüz ki; bir rujuna bir geceyi nasıl sığdırdığını....
Bir elbiseye ne anılar sıkıştırmıştır, bir anlatmaya başlarsa bir şarkıyı dinler gibi hıçkırıklara boğulursunuz....
Sevdiğiz kadını izlerken dikkat edin, bir bakışında şehveti, bir dokunuşunda şefkati bulursunuz, sonrası malum...
Kendinden hep emindir kadın,  bir yürüyüşe umursamazlığı, bir dudak büküşe dayanılmazlığı,  bir gülüşe unutulmazlığı sığdırır, şapşal eder insanı....
Biz erkekler sanırız ki kadınlar hep mutlu ve uysaldır ama onlar, bir sigaraya efkarını, bir kahveye sırlarını,  bir susuşa çığlıklarını saklarlar anlamakta zorluk çekersiniz....
Kadın öyle kutsal öylesine gizemli bir varlıktır ki,  bir erkeği bir ömür kalbine ve yatağına , bir bebeği karnına ve tüm hayatına..
Kadın isterse herşeyi sığdırır o minicik yüreğine de, bir kendi yüreğini ve bedenini sığdıramaz nedense şu koca dünyaya.....
Bir kadının ne dediğine değil, ne demek istediğine kulak ver. Çünkü onlar, kimse kırılmasın diye bazı şeyleri söylemezler.
Kadın güçlüdür aslında. Hatta erkeklerden çok daha güçlüdür; ama ister ki, erkeğin gücü kendisine huzur versin.
William Golding der ki; "Her kadına sahip olmaya çalışan adam bir kadına hasret kalır! Bir kadına sahip olan adam; Her kadını kendine hayran bırakır.”

AH İSTANBUL İÇİMDE SEVDA TÜNELLERİN

Sana geldim İstanbul suskunluğumu bozup
Sense küskün gibi bakar durursun bana
ne güzel dinliyorum seni
konuşuyorsun susmadan
martılar
vapur sesleri
insan yüzleri
korna sesleri
kalabalıklık sokakları, caddeleri.....
ah İstanbul içimde tüm sevda tünellerin...
Boğazın bir başka
İnsanların bir başka
Seninle birlikte aşk başka....
Sevdalı gönlümle geldim kapına
içinde;
iki kişilik yalnızlığımla
yaşarken ben,
bak kalakaldım yine tek başıma.....
Bir çok şair yazmışta gönülden
Hiç biri anlatamamış
seni layıkıyla; neden?
Belki de, özlemle
yazılamamış tek şiirsin sen: İstanbul..
Ne kadar anlatsam seni bitmezsin,
Ne şiirlerde ne şarkılarda İstanbul.....
Sevda dediğin istanbul gibi olmalı,
İstanbul gibi kokmalı....

1 Mart 2018 Perşembe

ESKİDEN NE GÜZELDİ HERŞEY....

Vallahi biz eskiden çok güzel cahildik;
Televizyon yoktu. Gazete de her zaman olmazdı.
Öyle güzel cahildik ki, keyfimiz bozulmazdı hiç!
Dışarıda kar…
Hava soğuk mu soğuk olurdu....
Akıllı telefonlar, iPad'lar, oyun konsolları, bilgisayar falan daha icat edilmemişti...
Sokağa çıkar, kartopu oynar, kardan adam yapar, kaydıraklarla kayardık...
Soğuktan titreyerek eve gelir odanın bir kenarına kurulmuş kuzine'nin yanıbaşına otururduk ve o kuzine içten içe öyle yanardı ki. Keyfine doyum olmazdı...
Kuzinenin üzerinde demir maşa…
Maşanın üzerinde de ekmek dilimleri olurdu.
Aydınlık bir kış sabahı ve kızarmış ekmek kokusu…
Sucuk, pastırma lükstü.
Yumurta lezzetli.
Zeytin ve peynirin tadı bir başkaydı, bir de annelerimizin yaptığı çilek, portakal, ahududu reçelleri yokmuydu. Hele hele o evde yayıklarda yapılan tereyağı ve tereyağı ile yapılmış sahanda yumurtanın kokusu....
Kahvaltının tadına doyum olmazdı...
Ekmek her zaman ekmek gibi, kokusu hala burnumda tüter o kızarmış francala dilimlerinin…
Bir kez olsun kümesten yumurta almamış, bir kez olsun o kızarmış ekmeğin kokusunu duymamış ve fakat alışveriş merkezlerinin restoran katlarında boğucu bir gürültü ve havasızlık içinde hamburger keyfine fit olmuş çocuklar ve gençler için ben ne kadar yaşlıyım…
Dışarıda kar…
İçeride kanaat…

İçeride huzur vardı...
Televizyon yoktu. Gazete de her zaman olmazdı.
Öyle güzel cahildik ki, keyfimiz bozulmazdı hiç!
Portakal kabuklarını sobanın üzerine dizer, mis gibi kokusuna râm olurduk.
Kestane közlemek bütün bir gecenin akıllara seza mutluluğuydu.
Sonra illa ki, büyüklerin anlattığı hikâyeler, masallar, fıkralar, hatıralar…
Radyo da dinlenen şarkılar, türküler, skeçler, arap bacı, Orhan Boran ve Yuki...
Bir çoğu arızalı ve tedaviye muhtaç beyinlerden çıkma dizilerin ve filmlerin açtığı hasarlar yerine, geniş ve besleyici bir masal dünyası…
Lezzet bir tarafa, kokuya da hasret kalacağımız kimin aklına gelirdi?
Ekmeklerimiz el değerek üretilirdi, sağlıklıydı, lezzetliydi ve mis gibi kokardı.
Çay da kokardı… Domates de…
Öyle büyük marketler, AVM'ler neredeeee...
Bütün bu nefasete, küçücük bir bakkal dükkânının zenginliği yetiyordu.
Dışarıda kar…
İçeride huzur…
Zam endişesi, doğal gazın kesilme korkusu, yolda kalma telaşı, rejim tehlikesi falan filan da yoktu...
Bir elimizde ayna, bir elimizde cımbız, kimin umurunda dünya der gibiydi hayatımız…
Biz çok güzel cahildik.
Mutluluğun tablosunu yapıyorduk adeta…
Mutluluğu aramaktan çok, onu elde etmeni engelleyen, seni mutsuz kılan şeyin ne olduğunu bul.
Mutlu insanlar her şeyin en iyisine sahip olanlar değil, sahip olduklarını kaybetmeyecek kadar çok kanaatkar olanlardır.


24 Şubat 2018 Cumartesi

ROBOT FAHİŞELER GELİYORMUŞ...

Ian Yeoman ve Michelle Mars'ın araştırmasına göre 2050 yılında genelevlerde insan yerine robot fahişeler çalışacakmış. Böylece erkekler hem hastalık kapma korkusu olmadan hem de eşlerini aldattıkları için suçluluk duymadan ve çok daha ucuza çapkınlık yapabileceklermiş.
BU ROBOT FAHİŞELER SADECE DİŞİ Mİ OLACAK?...
Ne farkedecek ki, öyle veya böyle Robotta olsa erkekler yine kaçamak fuhuş yapmış eşlerini aldatmış olmayacaklar mı?
Bu Robot fahişeler sadece dişi olacaksa kadınlara haksızlık edilmiş olmayacak mı?
Biz de erkek Robot isteriz diye ellerinde pankartlarla sokaklara dökülüp isyan ederlerse polisle çatışmalara girecekler mi, cop darbelerine ve Tomalar karşısında durabilecekler mi?..
YANİ 2050 ZOR BİR YIL OLACAK....
Bu işin rizikosuda var tabi,
Mesela; Cinsel birleşme sırasında Robot fahişe bozulursa ne, nasıl olacak?
Tamirci gelip anında onaracak mı?...
Ya da birleşme esnasında şarjı biterse ne olacak?....
Birleşmek isteyen erkek heyecanlanıp tutukluk yapınca Robot fahişe erkeğe "hastir lan sen de erkekmisin" diyecek mi?...
Hadi dedi diyelim, bu laf erkeğin ağrına gitmeyek mi?...
Tabi ki gidecek ve Robot fahişeyi bıçaklayacak, ya da silahını çekip alnının kabağından vuracak, Robot fahişe ölecek mi?.... Adam tutuklanacak mı?..
Bunu duyan adamın karısı "tüh sana adaaamm boyun posun devrilsin, bana bunu da mı yapacaktın" diyerek. çocuklarını alıp anasının evine gidecek, kocasına boşanma davası açacak mı?...
Mahkemeler böyle durumlarda ne yapacak?...
Adam tutuklanacak mı?... Yoksa 8 de 4 robot fahişe suçlu bulunacak, adam kravatlı ve takım elbiseli olduğu için iyi halden serbest mi bırakılacak?...
Diyanet işleri bu konuya nasıl bakacak, Robot fahişelerin en az 9 yaşın da olamasını, veya muta nikahı isteyecek mi?...
Badem bıyıklılar bu duruma sevinecek mi?...
Bu iş çok sorulara gebe... Haa!.. Gebe deyince aklıma geldi, Robot fahişe normal fahişeler gibi olacaksa korunma yöntemi uygulanacak mı?.... Uygulanmazsa hamile kalacak mı, kalırsa kürtaj olacak mı?, kürtaj yapmasına izin verilecek mi?... (biraz fazla mı abarttım yahu)
Yani bu işin sonu yok arkadaş, çok tehlikeli çoook... Ha Robotla yatmışsın ha gerçeğiyle... Fuhuş fuhuştur, yanlış buluştur... En iyisi her ikisini de ortadan kaldıracak bir şey bulun... Yoksa 2050 yılı günümüzünde yaşananların Robotsal bir kopyası olacak....
Doğruluk, dürüstlük, hoş görü ilkesi içinde güzel bir hafta geçirmeniz dileği ile....

HURAFELER....

Her zaman söylerim cehaletten korktuğum kadar hiç bir şeyden korkmam diye, bakıyorum da aydın kesim bile cahil yanında zır cahil kalıyor...
İlk çağlardan beri her toplumdan cahil insanlar gerçeklik payı olmayan, korkuları, çaresizlikleri, eski gelenekleri gereği genellikle doğa üstü olan olaylara inanırlar. Bu inançların batıl inançlar olduğunu hepimiz biliriz de cahilliğin bu kadarına da pes yani.
Mesela eskiden aşağıdakiler gibi hurafeler vardı inanılır veya inanılmaz,
* Bazı hayvanların (baykuş, karga, kara kedi vs. ) uğursuzluğuna inanma
* İki bayram arasında düğün yapılmayacağı inancı
* Bazı günlerin uğursuzluğuna inanmak
* Bazı sayıları uğursuz veya uğurlu saymak
* Makas, bıçak gibi aletler el değiştirdiğinde tükürülmezse kavga çıkacağı inancı
* Bardağın kırılmasının hayra alamet olduğuna inanma
* Büyükleri karşılamak veya uğurlamak için kurban kesmek
* Kurbanın kanını alına sürmek
* Çocuğun üstünden geçilirse boyu kısa kalır inancı, gibi....
Son zamanlarda medyada artan bazı hacı hocaların söyledikleri cehalet kokan bu hurafelerle nasıl başa çıkacağımızı bilemiyor gülüp geçiyoruz ama bu söylemlere inanan kişilerin çokluğu karşısında "nasıl bir toplum olduk" demekten kendimizi alamıyoruz...  Fakat bu durum toplumda ciddi sendromlara yol açıyor...
Bu hurafelere inanan bir kesim insanlar, bu doğrultuda eylemler yapmaya başlamıştır örneklerini TV ve gazetelerde görüyor ve okuyoruz..
Büyük cinayetler ancak büyük cahiller tarafından işlenir..
Geçen gün adamın biri "asansörlerin kapalı olması, içinin gözükmemesi namus yönünden sakıncalı" dedi, bugün Nurettin Yıldız adlı ulema!! "yatağın şekli, yorgandan battaniyeye varıncaya kadar insanı cinsel dürtüleri rahatsız eden bir yapıda olmamalıdır, yatakta geçirilen uykusuz her dakika şehvete biraz daha yaklaşır" demiş.
Daha bunlar gibi niceleri var....
Dikkat ederseniz bu söylemler ve hurafelerin sadece cinselliği ön plana çıkarmaktan başka hiç bir değeri ve inanılası yoktur...
Dünyada her türlü kötülük, her zaman cehaletten gelir.
Ne demiş Goethe "Eylem halindeki cehaletten, daha korkunç bir şey olamaz".

Evet cehalet artık eyleme geçmiştir.
Eğer önlem alınmazsa her geçen gün daha da korkunç hale gelecektir.
Tehlike almış başını gidiyor dur diyen yok, yakında sokaklar da mini etek giyen, başı açık dolaşan kadınları, uzun saçlı erkekleri görmek mümkün olmayacak. Sakallı, cübbeli, şalvarlı kesim çoğaldıkça insanların özgürlüğü de kısıtlanacak...
Hiç birimiz bilge ulema değiliz, "hepimizin bir cahil yönü vardır ama farklı konularda", bu kadar da olmaz, aklımızla dalga geçmeyin....

ÖYLE YA DA BÖYLE...

Üzülüyorsun,
______takma diyorlar.
Kızıyorsun,
______değmez diyorlar.
Boş veriyorsun,
______gamsız diyorlar.
Konuşuyorsun,
______muhatap olma diyorlar.
Çekip gidiyorsun,
______mücadele et diyorlar.
Alttan alıyorsun,
______tepene çıkardın diyorlar.
Bağırıyorsun,
______sakin ol diyorlar.
Aklı başında davranıyorsun,
______bu kadar uslu olunmaz diyorlar..
Ölünce ne diyecekler?
Muhtemelen,
______ölüm sana yakışmadı.


Normal tabii, dirimizi beğenmediler ki ölümüzü beğensinler.

Neyzen Tevfik demiş ki:
Hayat, çatlak bardaktaki suya benzer.
İçsen de tükenir içmesen de.
Bu yüzden hayattan tat almaya bak.
Çünkü yaşasan da bitecek yaşamasan da…


CUMHURİYET...

Sanma ki; sevmekle usanır bu yürek. Kader de varsa eğer, özgürce ölmesini de bilirim elbet. Zannetme ki; zorba bir baskıdan korkar yürek. ...