Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk;
3 Aralık Dünya Engelliler Günü Erişebilirlik nedeni ile TWİTTER'den "Ülkemizde engellilik alanında 2002 YILINDAN bu yana hak temelli ve bütüncül bir perspektif ile politika, programlar ve projeler üretmeye devam ediyoruz. Engelli bireylerin toplumsal hayata tam ve etkin katılımlarını sağlamak amacıyla sağlıktan bakım hizmetlerine, eğitimden istihdama ve erişilebilirliğe kadar her alanda hizmet sunmaktayız. Hayaller engelsizdir. El ele oldukça spordan sanata eğitimden çalışma hayatına her alanda engelleri aşmak mümkün" diye paylaşımda bulunmuş..
Çok güzel paylaşımlar da bulunuyor tüm vekill ve bakanlarımız böylesi günler de, çok hoş çok zarif düşünceler bunlar, yalnız bizler sokaklarda ki engelli vatandaşlarımıza da soruyoruz durumlarını. Geçen gün bir kaç arkadaş elimizde fotoğraf makineleri ile dolaşırken bir engelli vatandaşa denk geldik "abiler bizi de çekin bir yerlere ulaşalım derdimizi şikayetlerimizi anlatalım, bakın battaniye, yastık, yorgan yanımızda sokaklar da kalıyoruz, sıcak havalar da banklar da, soğuk havalar da çocukların parklarda ki oyun oynadığı oyuncakların içine sığınıyoruz. Kimse gelip derdimizi sormuyor bekçiler gece peşimizde bize aykırı muamele yapıyorlar, bizler bu ülkenin vatandaşlarıyız, mültecilere daha çok yardım yapılırken biz engelliler kendimizi ülkemizin kunta kinteleri gibi görüyoruz"
İsmini sordum "ne yapacan ismimi abey cismim burada sürünüyor" dedi.
Utandık....
Halk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Halk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
3 Aralık 2019 Salı
27 Kasım 2019 Çarşamba
ATATÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ
Atatürk’ü sevmeyen/hazmedemeyen insanlar, sürekli olarak Atatürk’ü bir “Irkçı” olarak gösterme eğilimi sergilerler. “Atatürk Milliyetçiliği”‘nin, “Türk Irkçılığı” olduğu konusunda ısrar ederler.
Atatürk Milliyetçiliği ile Irkçılığı aynı kefeye koymak cehaletten başka bir şey değildir...
Atatürk’e göre, “zengin bir hatıra mirasına sahip bulunan, beraber yaşamak hususunda ortak arzu ve kabulde samimi olan ve sahip olunan mirasın korunması hususunda iradeleri ortak olan insanların birleşmesinden meydana gelen topluluğa” millet denir.
Atatürk’ün “dini, mezhebi, dili ne olursa olsun kendini Türk olarak gören ve Türk gibi yaşayan herkes Türk’tür”, demesi Atatürk milliyetçiliğinin kültürel ortaklığa dayalı ve birleştirici olduğunu göstermektedir. Bu anlamda Atatürk milliyetçiliğinde temel şart, milli birlik ve beraberlik, ortak kültür, ortak duygu ve ortak düşüncedir.
“Irkçılık” nedir, ona da şöyle bir göz atarsak:
Irkçı, insan ırklarının renk ve fiziki şekli esas alınarak birbirlerinden üstünlüğünü temel alan Irkçılık felsefesini benimsemiş kişilere verilen addır. Irkçı insanların göstermiş olduğu bu tutuma ise “ırkçılık” adı verilmektedir.
Irkçılık genel olarak çeşitli insan ırkları arasındaki biyolojik farklılıkların kültürel veya bireysel meseleleri de tayin etmesi gerektiğine ve doğal sebeplerle bir ırkın (çoğunlukla kendi ırkının) diğerlerinden üstün olduğuna ve diğerlerine hükmetmeye hakkı olduğuna duyulan inanç veya bu değerleri kabul eden doktrindir.
Amerika ve Afrika'da (sömürgeci ülkeler) Beyaz ırkı, siyahi ırka göre üstün, tutarken, Hitlerin de Alman halkının üstün ırk görmesi ırkçılıktır.. Tekrar sorarım, Türkiye Cumhuriyeti’nde bugüne kadar böyle bir manzaraya rastlayan olmuş mudur?
Sizce Atatürk’ün böyle bir anlayışı var mıdır?
“Safkan Türk Irkı” nı, diğer ırklardan üstün tutmak gibi?
Ya da onun kurduğu Cumhuriyet’te bugüne kadar böyle bir uygulamaya rastlanmış mıdır?
"Türk'ler, Kürt’ler, Gürcüler, Çerkezler, Abazalar, Yahudiler, Ermeniler, Rumlar asırlar boyu iç içe, yan yana yaşamışlar ve kimse kimseye hakaret edici aşağılayıcı hareketler de bulunmamış rencide dahi etmemiştir...
Atatürk’ün “dini, mezhebi, dili ne olursa olsun kendini Türk olarak gören ve Türk gibi yaşayan herkes Türk’tür”, demesi Atatürk milliyetçiliğinin kültürel ortaklığa dayalı ve birleştirici olduğunu göstermektedir. Bu anlamda Atatürk milliyetçiliğinde temel şart, milli birlik ve beraberlik, ortak kültür, ortak duygu ve ortak düşüncedir.
Atatürk’ün birçok söylev ve demecinde kullandığı Türk ifadesi, ırkla ilgili bir kavram değil hukuksal ve coğrafi bir tanımlamadır. Çünkü Atatürk e göre “Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları içinde yaşayan ve kendini Türk olarak gören herkes Türk’tür.”
Atatürk Milliyetçiliği, 1924 Anayasası’nın 88. Maddesinde şu şekilde somutlaştırılmıştır:
“Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle (Türk) itlak olunur.”
Bütün milletlerin yaşama hakkına saygı gösteren Atatürk, Milliyetçilik anlayışının barışçılığa dayandığını ve yayılmacılığı reddettiğini şu sözlerle ifade etmiştir:
“Bize milliyetçi derler, fakat biz öyle bir milliyetçiyiz ki, bizimle işbirliği eden bütün milletlere hürmet ve rüya yet ederiz.”
Son olarak Atatürk Milliyetçiliği, dine dayalı ve ümmetçi bir toplum yapısından, modern bir ulus aşamasına geçişi sağlaması nedeniyle Türk modernleşme süreci açısından da oldukça önemlidir.
Atatürk Milliyetçiliğiyle dönemin en ileri devlet modeli olan ulus devlet organizasyonu sağlam temeller üzerine inşa edilmiş; eğitim, kültür, dil ve tarih gibi birçok konu, milliyetçi temelde ele alınarak yürütülmüştür.
Atatük’ün kültürel içerikli, barışa dayalı, ırkçılık ve şovenizmden uzak olan milliyetçilik anlayışının şu temel özellikleri taşıdığını söyleyebiliriz:
* Ulusal birlik, beraberlik ve bütünlüğü esas alır,
* Saldırgan değil, barışçıdır.
* Irkçılık ve şovenizme karşıdır.
* Diğer ulusların haklarına saygılıdır.
* Laik ve çağdaş düşünceye açıktır
Atatürk, milleti, manevi ögeleri ön plana çıkararak tanımlamıştır.
Atatürk Milliyetçiliği ile Irkçılığı aynı kefeye koymak cehaletten başka bir şey değildir...
Atatürk’e göre, “zengin bir hatıra mirasına sahip bulunan, beraber yaşamak hususunda ortak arzu ve kabulde samimi olan ve sahip olunan mirasın korunması hususunda iradeleri ortak olan insanların birleşmesinden meydana gelen topluluğa” millet denir.
Atatürk’ün “dini, mezhebi, dili ne olursa olsun kendini Türk olarak gören ve Türk gibi yaşayan herkes Türk’tür”, demesi Atatürk milliyetçiliğinin kültürel ortaklığa dayalı ve birleştirici olduğunu göstermektedir. Bu anlamda Atatürk milliyetçiliğinde temel şart, milli birlik ve beraberlik, ortak kültür, ortak duygu ve ortak düşüncedir.
“Irkçılık” nedir, ona da şöyle bir göz atarsak:
Irkçı, insan ırklarının renk ve fiziki şekli esas alınarak birbirlerinden üstünlüğünü temel alan Irkçılık felsefesini benimsemiş kişilere verilen addır. Irkçı insanların göstermiş olduğu bu tutuma ise “ırkçılık” adı verilmektedir.
Irkçılık genel olarak çeşitli insan ırkları arasındaki biyolojik farklılıkların kültürel veya bireysel meseleleri de tayin etmesi gerektiğine ve doğal sebeplerle bir ırkın (çoğunlukla kendi ırkının) diğerlerinden üstün olduğuna ve diğerlerine hükmetmeye hakkı olduğuna duyulan inanç veya bu değerleri kabul eden doktrindir.
Amerika ve Afrika'da (sömürgeci ülkeler) Beyaz ırkı, siyahi ırka göre üstün, tutarken, Hitlerin de Alman halkının üstün ırk görmesi ırkçılıktır.. Tekrar sorarım, Türkiye Cumhuriyeti’nde bugüne kadar böyle bir manzaraya rastlayan olmuş mudur?
Sizce Atatürk’ün böyle bir anlayışı var mıdır?
“Safkan Türk Irkı” nı, diğer ırklardan üstün tutmak gibi?
Ya da onun kurduğu Cumhuriyet’te bugüne kadar böyle bir uygulamaya rastlanmış mıdır?
"Türk'ler, Kürt’ler, Gürcüler, Çerkezler, Abazalar, Yahudiler, Ermeniler, Rumlar asırlar boyu iç içe, yan yana yaşamışlar ve kimse kimseye hakaret edici aşağılayıcı hareketler de bulunmamış rencide dahi etmemiştir...
Atatürk’ün “dini, mezhebi, dili ne olursa olsun kendini Türk olarak gören ve Türk gibi yaşayan herkes Türk’tür”, demesi Atatürk milliyetçiliğinin kültürel ortaklığa dayalı ve birleştirici olduğunu göstermektedir. Bu anlamda Atatürk milliyetçiliğinde temel şart, milli birlik ve beraberlik, ortak kültür, ortak duygu ve ortak düşüncedir.
Atatürk’ün birçok söylev ve demecinde kullandığı Türk ifadesi, ırkla ilgili bir kavram değil hukuksal ve coğrafi bir tanımlamadır. Çünkü Atatürk e göre “Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları içinde yaşayan ve kendini Türk olarak gören herkes Türk’tür.”
Atatürk Milliyetçiliği, 1924 Anayasası’nın 88. Maddesinde şu şekilde somutlaştırılmıştır:
“Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle (Türk) itlak olunur.”
Bütün milletlerin yaşama hakkına saygı gösteren Atatürk, Milliyetçilik anlayışının barışçılığa dayandığını ve yayılmacılığı reddettiğini şu sözlerle ifade etmiştir:
“Bize milliyetçi derler, fakat biz öyle bir milliyetçiyiz ki, bizimle işbirliği eden bütün milletlere hürmet ve rüya yet ederiz.”
Son olarak Atatürk Milliyetçiliği, dine dayalı ve ümmetçi bir toplum yapısından, modern bir ulus aşamasına geçişi sağlaması nedeniyle Türk modernleşme süreci açısından da oldukça önemlidir.
Atatürk Milliyetçiliğiyle dönemin en ileri devlet modeli olan ulus devlet organizasyonu sağlam temeller üzerine inşa edilmiş; eğitim, kültür, dil ve tarih gibi birçok konu, milliyetçi temelde ele alınarak yürütülmüştür.
Atatük’ün kültürel içerikli, barışa dayalı, ırkçılık ve şovenizmden uzak olan milliyetçilik anlayışının şu temel özellikleri taşıdığını söyleyebiliriz:
* Ulusal birlik, beraberlik ve bütünlüğü esas alır,
* Saldırgan değil, barışçıdır.
* Irkçılık ve şovenizme karşıdır.
* Diğer ulusların haklarına saygılıdır.
* Laik ve çağdaş düşünceye açıktır
Atatürk, milleti, manevi ögeleri ön plana çıkararak tanımlamıştır.
13 Temmuz 2019 Cumartesi
BEN NE DARBELER GÖRDÜM DE...
15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİ GİBİ BİR KOMEDYA GÖRMEDİM...
27 MAYIS 1960 İHTİLALİ....

Temelde insanların hoşuna gitmeyen şey, uygulanan baskı ve sansür politikalarının yanında, Atatürk ilke ve inkılaplarından uzaklaşılması idi. Nitekim askeri müdahale, 27 Mayıs 1960 gecesi patlak verdi.
Müdahale, 37 subay tarafından planlanmıştı. Bu olay sonraları Genç Subaylar İhtilali olarak da anılacaktı. Darbe emir komuta zinciri içinde yapılmamıştır; 37 düşük rütbeli subayın planları ile icra edilmiştir. Kritik mevziler bu subayların ellerindeki asker ve silahlarla önce ordudaki komuta kademesinin etkisiz hale getirilmesi ile ele geçirilmiştir. Sonra cumhurbaşkanı ve hükümet üyeleri tutuklanarak, hükümet; 235 general ve 3500 civarında subay (daha çok albay, yarbay, binbaşı) emekliye sevk edilerek, ordu; 147 üniversite öğretim görevlisi görevden alınarak ve bazı üniversiteler kapatılıp el konularak, 520 hakim ve yargıç görevden alınılarak, yargı kontrol altına alınmıştır.
Orgeneral Cemal Gürsel hareketin başına geçti. Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes tutuklandılar. 1961 yılında yeni anayasa kabul edildi, Yassıada'da yargılanan Adnan Menderes ve birçok siyasi idama mahkum edildi. Celal Bayar yaşı sebebiyle müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Türkiye Cumhuriyeti, senato gibi yeni siyasi kavramlarla tanıştı.
***
22 ŞUBAT 1962 AYAKLANMASI....
Harp Okulu Komutanı Kurmay Albay Talat Aydemir'in, o yıl Harp Okulu’nu bitirme döneminde bulunan 600 kadar asteğmeni toplayarak son günlerde yaşanan olayları anlatmasıyla başlamıştır. Çünkü 20 Şubat günü Hükümet ve Genelkurmay, belirli birlik kumandanları için süratle atama ve gözaltına alma işlemleri başlatmıştır. Bunun üzerine harp okulu öğrencileri, komutanlarını teslim etmeme kararı aldılar ve 22 Şubat 1962 tarihinde Talat Aydemir ve arkadaşları, Ordu içindeki 27 Mayısçıların tasfiyesi için, 20 Şubat günü atama ve gözaltına almalara karşı bir direniş başlattı. Ancak netice olarak Talat Aydemir'in atamaların durdurulması yönündeki ısrarını İsmet İnönü kabul etmedi ve Aydemir gözaltına alındı, öğrenciler ise memleketlerine gönderildi.
***
12 MART 1971 MUHTIRASI....
1969 seçimlerinden sonra Süleyman Demirel yönetiminde ki Adalet Partisi (AP) iktidara gelmişti. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ise ana muhalefetteydi. Fakat 1968 yılından beri süre gelen anarşi ve terör olayları ülkeyi günden güne yıpratıyordu. Sık sık yaşanan öğrenci hareketlerine karşı, polis ile üniversite öğrencileri arasında çatışmalar meydana geliyordu. Bu güvenlik zafiyetlerinin yaşandığı düzensiz ortam, ordunun müdahalesini hazırlayan temel etken oldu.
12 Mart 1971 tarihinde Genel Kurmay Başkanı Memduh Tağmaç, Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler, Deniz Kuvvetleri Komutanı Celal Eyiceoğlu ve Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur tarafından Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'a bir muhtıra verildi. Mektupta hükümetin istifası isteniyordu. Bunun üzerine Başbakan Süleyman Demirel istifa etti. Yeni kurulacak partiler üstü hükümet için CHP Milletvekili Nihat Erim, Başbakan seçildi. 26 Mart günü CHP'ye istifasını sunarak bağımsız bir başbakan sıfatıyla partiler üstü kabineyi kurdu.
***
12 EYLÜL 1980 ASKERİ MÜDAHALESİ...

1971 muhtırası tam olarak amacına ulaşamamıştı. Ülkedeki terör, anarşi ve milli güvenliği tehdit eden unsurların önüne geçilememişti. 1972 yılında başta Deniz Gezmiş gibi birtakım devrimcilerin idamı üzerine olaylar daha da alevlenmiş, silahlı çatışmalar artmıştı. Artık ülkede neredeyse her gün bir bomba patlıyor, bir kahve taranıyordu. Sağ ve sol görüşlü gençler üniversitelerde birbirlerine saldırıyordu.
1979 yılına gelindiğinde darbenin ayak sesleri kendini göstermeye başlamıştı. 19 Temmuz 1980 tarihinde Nihat Erim'in suikasta uğraması da olayların patlak verdiği bir dönüm noktasıydı. Sonuç itibarıyla 12 Eylül 1980 gecesinde, düzenli bir biçimde Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından devlet yönetimine el koyuldu. İhtilal bildirgesi sabaha karşı Genel Kurmay Başkanı Kenan Evren tarafından televizyonlardan bizzat duyuruldu. 1961 anayasası uygulamadan kaldırıldı ve bütün siyasi partiler kapatıldı. 1982 yılında Türkiye Cumhuriyeti tarihini değiştirecek yeni bir anayasa tasarlandı.
650.000 kişi gözaltına alındı,
1 milyon 683.000 kişi fişlendi,
7000 bin kişiye idam cezası istendi,
517 kişi idam edildi,
Her Gazeteye bir subay atandı ve gazeteler 300 gün hür yayın yapamadı.
Milli Güvenlik Konseyi Üyeleri;
Kenan Evren:Genelkurmay Başkanı,
Nurettin Ersin:Kara Kuvvetleri Komutanı
Nejat Tümer:Deniz Kuvvetleri Komutanı
Tahsin Şahinkaya:Hava Kuvvetleri Komutanı
Sedat Calasun:Jandarma Genel Komutanı
***
28 ŞUBAT 1997 SÜRECİ...Necmettin Erbakan'ın başbakan, Tansu Çiller'in ise dışişleri bakanı olduğu 28 Şubat 1997 tarihinde toplanan Milli Güvenlik Kurulu'nun irticaya karşı başlattığı Ordu ve bürokrasi merkezli bu süreç, post-modern darbe olarak da adlandırılmıştır. Bu dönem başlıca "gericilikle" mücadeleye sahne olmuş, başörtüsü yasaklanmış, pek çok öğrenci ve kamu personeli başörtülü oldukları gerekçesiyle devlet kurumlarından uzaklaştırılmıştır. "İrticayla mücadele eylem planı" ile anılan bu süreçte verilen kararların ve yaptırımların uygulanıp uygulanmadığı denetlemek için Çevik Bir öncülüğünde Batı Çalışma Grubu kurulmuş, 28 Şubat sürecinin yargılamaları için daha sonra Ergenekon davaları süreci başlamıştır.
***
27 NİSAN 2007 e-MUHTIRASI....
27 Nisan 2007 tarihinde, saat 23:20'de Genelkurmay Başkanlığı tarafından yapılan basın açıklaması ile Türkiye Cumhuriyeti devletinin, başta laiklik olmak üzere, temel değerlerinin aşındırılmakta olduğu belirtilmiştir. Kamuoyunda hakim olan görüş, basın açıklamasının bir muhtıra mahiyetinde olduğu yönündedir ve internet aracılığıyla yapıldığı için açıklamaya "e-muhtıra" adı verilmiştir.
***
15 TEMMUZ 2016 DARBE GİRİŞİMİ...
15 Temmuz 2016'da saat 22.00 sularında İSTANBUL'daki boğaz köprülerinin askerler tarafından kapatılmasıyla patlak verdi. Başkent ANKARA'da F16 uçakların alçak uçuşları ve helikopter seslerinin duyulmasıyla gerilim arttı. İstanbul ve Ankara başta olmak üzere birçok şehirde tanklar sokaklara indi. Başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, Başbakan Binalı Yıldırım, Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve mevcut Bakanlar, canlı yayınlara telefonla bağlanarak halkı sokağa çıkmaya davet etti.
Halk bu çağrıya uyarak meydanlara akın etmeye başladı. Bazı vatandaşlar tankların önünü kesti ve durdurulan tankların üzerine çıktı, dindar yobazlar yakaladıkları gencecik askerlerin kafalarını kesti. Bir yandan bu vahşet yaşanırken silahsız askerlerin çığlık ve yalvarmaları duyuldu, Asker, polis ve sivil halk arasında yaşanan bu gerilim, sabah 06.00 sularında Boğaziçi Köprüsü üzerindeki askerlerin mermisi dahi olmayan silahlarını bırakmasıyla yumuşadı. Gece boyunca pek çok asker ve polis ve sivil vatandaş bir gösteri uğruna hayatını kaybetti.
15 Temmuz Türkiye Cumhuriyeti tarihine, iktidar da ki hükümetin yüz karası olarak geçen bir olayıdır...
27 MAYIS 1960 İHTİLALİ....

Temelde insanların hoşuna gitmeyen şey, uygulanan baskı ve sansür politikalarının yanında, Atatürk ilke ve inkılaplarından uzaklaşılması idi. Nitekim askeri müdahale, 27 Mayıs 1960 gecesi patlak verdi.
Müdahale, 37 subay tarafından planlanmıştı. Bu olay sonraları Genç Subaylar İhtilali olarak da anılacaktı. Darbe emir komuta zinciri içinde yapılmamıştır; 37 düşük rütbeli subayın planları ile icra edilmiştir. Kritik mevziler bu subayların ellerindeki asker ve silahlarla önce ordudaki komuta kademesinin etkisiz hale getirilmesi ile ele geçirilmiştir. Sonra cumhurbaşkanı ve hükümet üyeleri tutuklanarak, hükümet; 235 general ve 3500 civarında subay (daha çok albay, yarbay, binbaşı) emekliye sevk edilerek, ordu; 147 üniversite öğretim görevlisi görevden alınarak ve bazı üniversiteler kapatılıp el konularak, 520 hakim ve yargıç görevden alınılarak, yargı kontrol altına alınmıştır.
Orgeneral Cemal Gürsel hareketin başına geçti. Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes tutuklandılar. 1961 yılında yeni anayasa kabul edildi, Yassıada'da yargılanan Adnan Menderes ve birçok siyasi idama mahkum edildi. Celal Bayar yaşı sebebiyle müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Türkiye Cumhuriyeti, senato gibi yeni siyasi kavramlarla tanıştı.
***
22 ŞUBAT 1962 AYAKLANMASI....
Harp Okulu Komutanı Kurmay Albay Talat Aydemir'in, o yıl Harp Okulu’nu bitirme döneminde bulunan 600 kadar asteğmeni toplayarak son günlerde yaşanan olayları anlatmasıyla başlamıştır. Çünkü 20 Şubat günü Hükümet ve Genelkurmay, belirli birlik kumandanları için süratle atama ve gözaltına alma işlemleri başlatmıştır. Bunun üzerine harp okulu öğrencileri, komutanlarını teslim etmeme kararı aldılar ve 22 Şubat 1962 tarihinde Talat Aydemir ve arkadaşları, Ordu içindeki 27 Mayısçıların tasfiyesi için, 20 Şubat günü atama ve gözaltına almalara karşı bir direniş başlattı. Ancak netice olarak Talat Aydemir'in atamaların durdurulması yönündeki ısrarını İsmet İnönü kabul etmedi ve Aydemir gözaltına alındı, öğrenciler ise memleketlerine gönderildi.
***
12 MART 1971 MUHTIRASI....
1969 seçimlerinden sonra Süleyman Demirel yönetiminde ki Adalet Partisi (AP) iktidara gelmişti. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ise ana muhalefetteydi. Fakat 1968 yılından beri süre gelen anarşi ve terör olayları ülkeyi günden güne yıpratıyordu. Sık sık yaşanan öğrenci hareketlerine karşı, polis ile üniversite öğrencileri arasında çatışmalar meydana geliyordu. Bu güvenlik zafiyetlerinin yaşandığı düzensiz ortam, ordunun müdahalesini hazırlayan temel etken oldu.
12 Mart 1971 tarihinde Genel Kurmay Başkanı Memduh Tağmaç, Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler, Deniz Kuvvetleri Komutanı Celal Eyiceoğlu ve Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur tarafından Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'a bir muhtıra verildi. Mektupta hükümetin istifası isteniyordu. Bunun üzerine Başbakan Süleyman Demirel istifa etti. Yeni kurulacak partiler üstü hükümet için CHP Milletvekili Nihat Erim, Başbakan seçildi. 26 Mart günü CHP'ye istifasını sunarak bağımsız bir başbakan sıfatıyla partiler üstü kabineyi kurdu.
***
12 EYLÜL 1980 ASKERİ MÜDAHALESİ...

1971 muhtırası tam olarak amacına ulaşamamıştı. Ülkedeki terör, anarşi ve milli güvenliği tehdit eden unsurların önüne geçilememişti. 1972 yılında başta Deniz Gezmiş gibi birtakım devrimcilerin idamı üzerine olaylar daha da alevlenmiş, silahlı çatışmalar artmıştı. Artık ülkede neredeyse her gün bir bomba patlıyor, bir kahve taranıyordu. Sağ ve sol görüşlü gençler üniversitelerde birbirlerine saldırıyordu.
1979 yılına gelindiğinde darbenin ayak sesleri kendini göstermeye başlamıştı. 19 Temmuz 1980 tarihinde Nihat Erim'in suikasta uğraması da olayların patlak verdiği bir dönüm noktasıydı. Sonuç itibarıyla 12 Eylül 1980 gecesinde, düzenli bir biçimde Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından devlet yönetimine el koyuldu. İhtilal bildirgesi sabaha karşı Genel Kurmay Başkanı Kenan Evren tarafından televizyonlardan bizzat duyuruldu. 1961 anayasası uygulamadan kaldırıldı ve bütün siyasi partiler kapatıldı. 1982 yılında Türkiye Cumhuriyeti tarihini değiştirecek yeni bir anayasa tasarlandı.
650.000 kişi gözaltına alındı,
1 milyon 683.000 kişi fişlendi,
7000 bin kişiye idam cezası istendi,
517 kişi idam edildi,
Her Gazeteye bir subay atandı ve gazeteler 300 gün hür yayın yapamadı.
Milli Güvenlik Konseyi Üyeleri;
Nurettin Ersin:Kara Kuvvetleri Komutanı
Nejat Tümer:Deniz Kuvvetleri Komutanı
Tahsin Şahinkaya:Hava Kuvvetleri Komutanı
Sedat Calasun:Jandarma Genel Komutanı
***
28 ŞUBAT 1997 SÜRECİ...Necmettin Erbakan'ın başbakan, Tansu Çiller'in ise dışişleri bakanı olduğu 28 Şubat 1997 tarihinde toplanan Milli Güvenlik Kurulu'nun irticaya karşı başlattığı Ordu ve bürokrasi merkezli bu süreç, post-modern darbe olarak da adlandırılmıştır. Bu dönem başlıca "gericilikle" mücadeleye sahne olmuş, başörtüsü yasaklanmış, pek çok öğrenci ve kamu personeli başörtülü oldukları gerekçesiyle devlet kurumlarından uzaklaştırılmıştır. "İrticayla mücadele eylem planı" ile anılan bu süreçte verilen kararların ve yaptırımların uygulanıp uygulanmadığı denetlemek için Çevik Bir öncülüğünde Batı Çalışma Grubu kurulmuş, 28 Şubat sürecinin yargılamaları için daha sonra Ergenekon davaları süreci başlamıştır.
***
27 NİSAN 2007 e-MUHTIRASI....
27 Nisan 2007 tarihinde, saat 23:20'de Genelkurmay Başkanlığı tarafından yapılan basın açıklaması ile Türkiye Cumhuriyeti devletinin, başta laiklik olmak üzere, temel değerlerinin aşındırılmakta olduğu belirtilmiştir. Kamuoyunda hakim olan görüş, basın açıklamasının bir muhtıra mahiyetinde olduğu yönündedir ve internet aracılığıyla yapıldığı için açıklamaya "e-muhtıra" adı verilmiştir.
***
15 TEMMUZ 2016 DARBE GİRİŞİMİ...
15 Temmuz 2016'da saat 22.00 sularında İSTANBUL'daki boğaz köprülerinin askerler tarafından kapatılmasıyla patlak verdi. Başkent ANKARA'da F16 uçakların alçak uçuşları ve helikopter seslerinin duyulmasıyla gerilim arttı. İstanbul ve Ankara başta olmak üzere birçok şehirde tanklar sokaklara indi. Başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, Başbakan Binalı Yıldırım, Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve mevcut Bakanlar, canlı yayınlara telefonla bağlanarak halkı sokağa çıkmaya davet etti.
Halk bu çağrıya uyarak meydanlara akın etmeye başladı. Bazı vatandaşlar tankların önünü kesti ve durdurulan tankların üzerine çıktı, dindar yobazlar yakaladıkları gencecik askerlerin kafalarını kesti. Bir yandan bu vahşet yaşanırken silahsız askerlerin çığlık ve yalvarmaları duyuldu, Asker, polis ve sivil halk arasında yaşanan bu gerilim, sabah 06.00 sularında Boğaziçi Köprüsü üzerindeki askerlerin mermisi dahi olmayan silahlarını bırakmasıyla yumuşadı. Gece boyunca pek çok asker ve polis ve sivil vatandaş bir gösteri uğruna hayatını kaybetti.
20 Aralık 2017 Çarşamba
HEM NALINA, HEM MIHINA...
Taktım kafaya ya şu "büyüdük, ülkede fakir kalmadı" lafını, ne fakiri diye sormayın zaten biliyorsunuz "hint fakiri" olmadığını, hani iktidar partisinde ki ilgili ilgisiz tüm bakanların diline pelesenk oldu ya "her yıl daha da büyüyoruz bu yıl ülkemiz 11.1 daha büyüdü ülkede fakir kalmadı" diye dört dönüp duruyorlar kendi kendilerini kandırıp bizlerle eğleniyorlar, hah işte o konu....
"Araştır nah bulursun. com" şirketine başvurdum ama ne vuruş, adamlar oturmuş çay kahve muhabbeti ile araştırma/anket yapıyorlar. Şefleri zaten tanıdık "oturan boğa" elinde kahvesi ağzında purosu dibe vurmuş bir cirosu ile tam bir araştırma/anket bürosu....
Buyur abi hoşgeldin dedi "oturan boğa", hoş buldum diyerek yayıldım koltuğa...
Şu büyüme ve fakirlik konusunu bir araştır diyecektim ki lafı ağzımdan aldı, "büyümenin hangi boyunu ele alalım abicim, biliyorsun büyümenin ve büyütmenin de çeşitli modelleri, fakirliğin de bir sınırı var" der demez yapıştırdım kafayı "oturan boğaya" baygın boğa oldu bir anda...
Kendine gelip, 10 dakika da hallederiz deyince şaşırdım, afalladım, "la oluuumm bu ne hız" deyivermişim..
Yanına çağırdığı dörtgöz Hasan'a " şu bakanların söylediği büyüme/fakirlik işini bir araştır, karıştır, bulaştır " sonuçları, arada da abime bir kahve getir"...
Dörtgöz Hasan fırlayıp gitti, önüme gelen kahvenin daha yarısını höpürdetmemiştim kiiii, dörtgöz Hasan kapıyı tıklatıp içeri girdi 10 dakikaya 1 kala, elinde anket sonuçlarını gösteren kağıdı uzattı "oturan boğaya", o da bana uzattı kağıdı. Dediği gibi 10 dakika dolmamıştı daha...
Purosu var cirosu yok ama işi biliyor bu "oturan boğa"...
Kağıda bir göz attım, dondum kaldım A4 kağıtta iki kelime vardı, biri "Facebook" öteki "Instagram", gelde bu anket sonucuna inan...
Nasıl yani demeden "oturan boğa" aldı sazı eline...
Abicim, bakan bey talimat vermiş, talimatı alanlar hükümetin yaptığı gibi geçmişler bilgisayarın başına, girmişler Facebook ve Instagram'a her profili didik didik etmişler, bakmışlar ki her profilde yemeler, içmeler, gezmeler, herkesin altın da otomobil, yazlıklar, kışlıklar, yani herkes rahat bir yaşam sürüyor herkes zengin. Sonucu hemen bakan beye sunmuşlar, bakan bey de bakmış, bakmış, bakmış sonra kalkmış "ülkemiz 11.1 daha büyüdü artık fakir kimse kalmadı" demiş...
Bir anket daha böylece bitmiş...
Ayranımız yok içmeye atla gideriz sıçmaya
İşte böyle bir Halkız,
Yersek iyi, yemezsek gargara yaparız.....
"Araştır nah bulursun. com" şirketine başvurdum ama ne vuruş, adamlar oturmuş çay kahve muhabbeti ile araştırma/anket yapıyorlar. Şefleri zaten tanıdık "oturan boğa" elinde kahvesi ağzında purosu dibe vurmuş bir cirosu ile tam bir araştırma/anket bürosu....
Buyur abi hoşgeldin dedi "oturan boğa", hoş buldum diyerek yayıldım koltuğa...
Şu büyüme ve fakirlik konusunu bir araştır diyecektim ki lafı ağzımdan aldı, "büyümenin hangi boyunu ele alalım abicim, biliyorsun büyümenin ve büyütmenin de çeşitli modelleri, fakirliğin de bir sınırı var" der demez yapıştırdım kafayı "oturan boğaya" baygın boğa oldu bir anda...
Kendine gelip, 10 dakika da hallederiz deyince şaşırdım, afalladım, "la oluuumm bu ne hız" deyivermişim..
Yanına çağırdığı dörtgöz Hasan'a " şu bakanların söylediği büyüme/fakirlik işini bir araştır, karıştır, bulaştır " sonuçları, arada da abime bir kahve getir"...
Dörtgöz Hasan fırlayıp gitti, önüme gelen kahvenin daha yarısını höpürdetmemiştim kiiii, dörtgöz Hasan kapıyı tıklatıp içeri girdi 10 dakikaya 1 kala, elinde anket sonuçlarını gösteren kağıdı uzattı "oturan boğaya", o da bana uzattı kağıdı. Dediği gibi 10 dakika dolmamıştı daha...
Purosu var cirosu yok ama işi biliyor bu "oturan boğa"...
Kağıda bir göz attım, dondum kaldım A4 kağıtta iki kelime vardı, biri "Facebook" öteki "Instagram", gelde bu anket sonucuna inan...
Nasıl yani demeden "oturan boğa" aldı sazı eline...
Abicim, bakan bey talimat vermiş, talimatı alanlar hükümetin yaptığı gibi geçmişler bilgisayarın başına, girmişler Facebook ve Instagram'a her profili didik didik etmişler, bakmışlar ki her profilde yemeler, içmeler, gezmeler, herkesin altın da otomobil, yazlıklar, kışlıklar, yani herkes rahat bir yaşam sürüyor herkes zengin. Sonucu hemen bakan beye sunmuşlar, bakan bey de bakmış, bakmış, bakmış sonra kalkmış "ülkemiz 11.1 daha büyüdü artık fakir kimse kalmadı" demiş...
Bir anket daha böylece bitmiş...
Ayranımız yok içmeye atla gideriz sıçmaya
İşte böyle bir Halkız,
Yersek iyi, yemezsek gargara yaparız.....
8 Temmuz 2017 Cumartesi
SURİYE'Lİ OLMAK
Zor günlerden geçtiğmiz bir yol dönemecindeyiz.
Bir yanda PKK terörü, diğer yanda peş peşe gelen SURİYE'lilerle ilgili asayiş haberleri.
Özellikle sahillerde, park ve bahçelerde patlak veren ve Türkiye'nin birçok bölgesinde aynı zaman dilimine denk gelen olayların dikkat çekici bir şekilde artması, Basın ve sosyal medyada dalga dalga yayılarak, 'SURİYE'LİLER DEFOLSUN' başlıklı kampanyaların yeniden gündeme oturması...
Ülkemizde geçmişten bugüne kadar yüzlerce, binlerce kadın cinayeti ve tecavüz olaylarına bir yenisi daha eklendi hemde hiç affedilip hazmedilmeyecek bir şekilde.
İnsanı korkutan bir olay, günlerdir gündemden düşmeyen "SURİYELİ VATANDAŞLAR" konusu...
Bu konu hakkında hekes gibi bende defalarca yazdım, çizdim, paylaşımlar yaptım ama asla 'Suriyeliler defolup gitsinler' demeden, düşmanca davranmadan, kafatasçı avcılığı yapmadan, yargılamadan.... Sadece, topluma ve yasalara uyum göstermeleri yönündeydi yazılarım, söylemlerim.
Unutmayın ki; hiç bir halk kendi örf ve ananelerinden asla vazgeçmez, Avrupa'da yaşayan Türkler nasıl örf ve adetlerinden vazgeçmeden kültürüne sahip çıkıyorsa, fakat bulundukları ülkenin yasalarına uymak zorunda olduklarını unutmadan...
Suriyelilerin ülkede yaptıklarını kınayarak kendimizi temize çıkarmak yerine geriye dönüp şöyle bir kendi halkımıza da bakalım. Kendi insanımızda o kadar masum değil yani....
Siyasetçisinden, sanatçısına, topçusundan, popçusuna kadar her kesim ortak bir nokta bulma gayreti yerine aynı söylemler içinde Suriyelileri suçlayarak düşmanca bir olgu yaratmakta olduklarının farkındalarmıdır acaba....
Bunları yapar ve uygularlarken, bilirler mi acaba hangi ülke vatandaşı bir başka yabancı ülkede yaşamak zorunda kalmasının nedenlerini...
Bilemezler çünkü hiç böyle bir durumda kalmamışlardır...
Evet savaştan kaçıp çoluk ve çoçuklarını kurtarmak için dünyanın dört bir tarafına nasıl kaçtıklarını hepimiz biliyoruz da, Türkiye'de öyle bir savaşın çıktığında neler olacağını tahmin edebiliyor musunuz?...
Edemezsiniz....
Sadece iktidarda ki hükümetin Adaletsiz davranışından yakınarak "bu ülkede artık yaşanmaz kaçıp başka ülkeye yerleşmek istiyorum" diyen binlerce insanın yazısına şahit oldum sosyal medya da....
Anlatabiliyor muyum?......
Hey, arkadaş! "SURİYE'LİLER DEFOLSUN" diyorsun da,
Bilmiyorsun yada bildiğin halde bilmemezlikten gelerek defolup gitsinler diyorsun ya!!..
Bak şimdi,
Yıl 2017 ve hala Avrupada çalışan gurbetçiler ikinci sınıf insan muamelesi görüyor, hala Türkler barbar, Türkler yobaz diyerek dışlanılmaya çalışılıyor..
Suriye'lilere hırsız, dilenci, beleşçi diyorsunuz da, ülkede hırsız, yağmacı, talancıdan geçilmezken siz iğneyi kendinize batırmaya korkuyorsunuz...
Sakarya'da ki hamile bir kadına tecavüz edenlere tepkisiz kalanlar aynı durum sizin başınıza gelseydi ne yapardınız?...
Şapkanızı önünüze koyup bir düşünün bakalım....
Avrupanın bir çok ülkesinde de Türklere saldırıp, evlerini barklarını kundaklayıp yakıldıklarını unutmayın...
Suriyeliler gelip ülkeye yerleşti, hepsinin bir iş yeri var, hepsi aynı mahalle ve sokaklarda oturuyor, birbirlerine bağlı yaşıyorlar diyorsunuz da....
Avrupa'nın bir çok ülkesinde de Türk ve Yugoslav mahallelerinin olduğunu ve hep bir arada yaşamak istediklerini biliyor musunuz?...
Bilemezsiniz çünkü sizler orada hiç yaşamadınız....
Unutmayın; hiç kimse kendi ülkelerinin dışında, bir başka ülkede yaşamanın zorluklarını bilemez, yaşamadan öğrenilmez...
İnsanca yaşamak için önce, karşımızdakinin de bir insan olduğunu unutmadan, insan olmayı öğremek en büyük erdemdir...
Ya bu deveyi güdersin, ya bu diyardan gidersin demeden, bir arada yaşamak için çözümler bulmalıyız... Bunu politikacılar yapamıyorsa halk olarak bizler başarmalıyız....
Sakın unutma SURİYE'lide İNSAN'dır.....
Bir yanda PKK terörü, diğer yanda peş peşe gelen SURİYE'lilerle ilgili asayiş haberleri.
Özellikle sahillerde, park ve bahçelerde patlak veren ve Türkiye'nin birçok bölgesinde aynı zaman dilimine denk gelen olayların dikkat çekici bir şekilde artması, Basın ve sosyal medyada dalga dalga yayılarak, 'SURİYE'LİLER DEFOLSUN' başlıklı kampanyaların yeniden gündeme oturması...
Ülkemizde geçmişten bugüne kadar yüzlerce, binlerce kadın cinayeti ve tecavüz olaylarına bir yenisi daha eklendi hemde hiç affedilip hazmedilmeyecek bir şekilde.
İnsanı korkutan bir olay, günlerdir gündemden düşmeyen "SURİYELİ VATANDAŞLAR" konusu...
Bu konu hakkında hekes gibi bende defalarca yazdım, çizdim, paylaşımlar yaptım ama asla 'Suriyeliler defolup gitsinler' demeden, düşmanca davranmadan, kafatasçı avcılığı yapmadan, yargılamadan.... Sadece, topluma ve yasalara uyum göstermeleri yönündeydi yazılarım, söylemlerim.
Unutmayın ki; hiç bir halk kendi örf ve ananelerinden asla vazgeçmez, Avrupa'da yaşayan Türkler nasıl örf ve adetlerinden vazgeçmeden kültürüne sahip çıkıyorsa, fakat bulundukları ülkenin yasalarına uymak zorunda olduklarını unutmadan...
Suriyelilerin ülkede yaptıklarını kınayarak kendimizi temize çıkarmak yerine geriye dönüp şöyle bir kendi halkımıza da bakalım. Kendi insanımızda o kadar masum değil yani....
Siyasetçisinden, sanatçısına, topçusundan, popçusuna kadar her kesim ortak bir nokta bulma gayreti yerine aynı söylemler içinde Suriyelileri suçlayarak düşmanca bir olgu yaratmakta olduklarının farkındalarmıdır acaba....
Bunları yapar ve uygularlarken, bilirler mi acaba hangi ülke vatandaşı bir başka yabancı ülkede yaşamak zorunda kalmasının nedenlerini...
Bilemezler çünkü hiç böyle bir durumda kalmamışlardır...
Evet savaştan kaçıp çoluk ve çoçuklarını kurtarmak için dünyanın dört bir tarafına nasıl kaçtıklarını hepimiz biliyoruz da, Türkiye'de öyle bir savaşın çıktığında neler olacağını tahmin edebiliyor musunuz?...
Edemezsiniz....
Sadece iktidarda ki hükümetin Adaletsiz davranışından yakınarak "bu ülkede artık yaşanmaz kaçıp başka ülkeye yerleşmek istiyorum" diyen binlerce insanın yazısına şahit oldum sosyal medya da....
Anlatabiliyor muyum?......
Hey, arkadaş! "SURİYE'LİLER DEFOLSUN" diyorsun da,
Bilmiyorsun yada bildiğin halde bilmemezlikten gelerek defolup gitsinler diyorsun ya!!..
Bak şimdi,
Yıl 2017 ve hala Avrupada çalışan gurbetçiler ikinci sınıf insan muamelesi görüyor, hala Türkler barbar, Türkler yobaz diyerek dışlanılmaya çalışılıyor..
Suriye'lilere hırsız, dilenci, beleşçi diyorsunuz da, ülkede hırsız, yağmacı, talancıdan geçilmezken siz iğneyi kendinize batırmaya korkuyorsunuz...
Sakarya'da ki hamile bir kadına tecavüz edenlere tepkisiz kalanlar aynı durum sizin başınıza gelseydi ne yapardınız?...
Şapkanızı önünüze koyup bir düşünün bakalım....
Avrupanın bir çok ülkesinde de Türklere saldırıp, evlerini barklarını kundaklayıp yakıldıklarını unutmayın...
Suriyeliler gelip ülkeye yerleşti, hepsinin bir iş yeri var, hepsi aynı mahalle ve sokaklarda oturuyor, birbirlerine bağlı yaşıyorlar diyorsunuz da....
Avrupa'nın bir çok ülkesinde de Türk ve Yugoslav mahallelerinin olduğunu ve hep bir arada yaşamak istediklerini biliyor musunuz?...
Bilemezsiniz çünkü sizler orada hiç yaşamadınız....
Unutmayın; hiç kimse kendi ülkelerinin dışında, bir başka ülkede yaşamanın zorluklarını bilemez, yaşamadan öğrenilmez...
İnsanca yaşamak için önce, karşımızdakinin de bir insan olduğunu unutmadan, insan olmayı öğremek en büyük erdemdir...
Ya bu deveyi güdersin, ya bu diyardan gidersin demeden, bir arada yaşamak için çözümler bulmalıyız... Bunu politikacılar yapamıyorsa halk olarak bizler başarmalıyız....
Sakın unutma SURİYE'lide İNSAN'dır.....
22 Nisan 2017 Cumartesi
KAPAT TV'Yİ ÜLKEYİ SEYRET...
ÜLKEYE BAK NE HALDEYİZ...
FARKIMIZ KALMADI TV DİZİLERİNDEN....
Eğer bu hayat böyle gider diyerek, sistemin kölesi olmaktan, eylemler yapıp içteki huzuru bozarak başka bir ülkeyi kurtabilmeyi düşünmekten öte içinde bulunduğu kaostan ülkemi nasıl eski laik düzenine getirebilirim ve yine aynı bayrak altında yaşayalım diyebilmeye kimsenin hakkı yoktur......
Kendilerince "MUHTEŞEM YÜZYIL"ı yaşıyorlar,
laik Türkiye Cumhuriyeti yaşarken "KİRAZ MEVSİMİ"ni, "KURTLAR VADİSİ"ne çevirdiler,
Yıllardır seyrettiğimiz "çocuk gelinler" oluverdi ansızın "KAÇAK GELİNLER",
Şehit annelerinin ellerinde "KARAGÜL"ler,
Götürürlerken devlet kasasındakileri "KARA PARA AŞK" gibiydiler,
Hep "O HAYAT BENİM" dediler,
kendilerini "ÖLÜMSÜZLER" gibi gördüler halkı düşünmediler,
"ULAN İSTANBUL" seni de kendilerine benzettiler,
biraz "REAKSİYON" gösteren halkın üstüne "MED CEZİR" gibi geldiler,
daima "KAÇAK" güreştiler,
bir "KARADAYI" olmayı beceremediler,
"BENİM ADIM GÜLTEPE" ise,
diyorum ki,
bu "HAYAT YOLUNDA" kendilerine kurdukları "YALAN DÜNYA"larının içinde boğulacaklar...
FARKIMIZ KALMADI TV DİZİLERİNDEN....
Eğer bu hayat böyle gider diyerek, sistemin kölesi olmaktan, eylemler yapıp içteki huzuru bozarak başka bir ülkeyi kurtabilmeyi düşünmekten öte içinde bulunduğu kaostan ülkemi nasıl eski laik düzenine getirebilirim ve yine aynı bayrak altında yaşayalım diyebilmeye kimsenin hakkı yoktur......
Kendilerince "MUHTEŞEM YÜZYIL"ı yaşıyorlar,
laik Türkiye Cumhuriyeti yaşarken "KİRAZ MEVSİMİ"ni, "KURTLAR VADİSİ"ne çevirdiler,
Yıllardır seyrettiğimiz "çocuk gelinler" oluverdi ansızın "KAÇAK GELİNLER",
Şehit annelerinin ellerinde "KARAGÜL"ler,
Götürürlerken devlet kasasındakileri "KARA PARA AŞK" gibiydiler,
Hep "O HAYAT BENİM" dediler,
kendilerini "ÖLÜMSÜZLER" gibi gördüler halkı düşünmediler,
"ULAN İSTANBUL" seni de kendilerine benzettiler,
biraz "REAKSİYON" gösteren halkın üstüne "MED CEZİR" gibi geldiler,
daima "KAÇAK" güreştiler,
bir "KARADAYI" olmayı beceremediler,
"BENİM ADIM GÜLTEPE" ise,
diyorum ki,
bu "HAYAT YOLUNDA" kendilerine kurdukları "YALAN DÜNYA"larının içinde boğulacaklar...
13 Nisan 2017 Perşembe
SALAKMISINIZ...
KALKMIŞ SORUYOR DENSİZ,
YAHU NE DÜŞÜNÜRSEM DÜŞÜNEYİM SANA MI SORACAĞIM, ZATEN DÜŞÜNDÜKLERİMİ BURADA PAYLAŞMIYORMUYUM DA MI SORUYORSUN...
16 NİSANI DÜŞÜNÜYORUM RAHATLADIN MI?...
HANİ ŞU REFERANDUM VAR YA İŞTE ONUN SONUCU NE OLACAK NE BİTECEK...
GEZİYORUM, BAKIYORUM, KONUŞUYORUM, SORUYORUM...
MİLLET HALA KARARSIZ,
'EVET' DESEM SAKAL,
'HAYIR' DESEM BIYIK HESABI...
DİYORUM Kİ;
YA ARKADAŞ SANA,
'SALAKMISIN'
DİYE SORSALAR NE CEVAP VERİRSİN
HEMEN ATLIYOR
'HAYIR'
SALAK DEĞİLİM DİYE CEVAPLIYOR..
HEMEN BENDE TAŞI GEDİĞİNE KOYUYORUM..
BAK BU YAPILACAK REFERANDUMUN KISA VE ÖZ ANLATIMI...
'SALAKMISINIZ'
DEĞİLSENİZ VERDİĞİNİZ CEVAP DOĞRU..
HAAAA..
'SALAKSANIZ'
O DA SİZİN SORUNUNUZ....
OHHH BE RAHATLADIM?...
YAHU NE DÜŞÜNÜRSEM DÜŞÜNEYİM SANA MI SORACAĞIM, ZATEN DÜŞÜNDÜKLERİMİ BURADA PAYLAŞMIYORMUYUM DA MI SORUYORSUN...
16 NİSANI DÜŞÜNÜYORUM RAHATLADIN MI?...
HANİ ŞU REFERANDUM VAR YA İŞTE ONUN SONUCU NE OLACAK NE BİTECEK...
GEZİYORUM, BAKIYORUM, KONUŞUYORUM, SORUYORUM...
MİLLET HALA KARARSIZ,
'EVET' DESEM SAKAL,
'HAYIR' DESEM BIYIK HESABI...
DİYORUM Kİ;
YA ARKADAŞ SANA,
'SALAKMISIN'
DİYE SORSALAR NE CEVAP VERİRSİN
HEMEN ATLIYOR
'HAYIR'
SALAK DEĞİLİM DİYE CEVAPLIYOR..
HEMEN BENDE TAŞI GEDİĞİNE KOYUYORUM..
BAK BU YAPILACAK REFERANDUMUN KISA VE ÖZ ANLATIMI...
'SALAKMISINIZ'
DEĞİLSENİZ VERDİĞİNİZ CEVAP DOĞRU..
HAAAA..
'SALAKSANIZ'
O DA SİZİN SORUNUNUZ....
OHHH BE RAHATLADIM?...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
HİÇ BİR ŞEY OLAMADIK, ÖZENTİDEN BAŞKA... "Ah Müjgan... Çok arada kaldık biz, Kendimiz olamadık. Tespih elimize, Malboro ağzımıza yak...
-
YENİDEN MERHABA.. UZUN BİR ARADAN SONRA YİNE BLOG OKUYUCULARI OLMAK ÇOK GÜZEL VE KEYİFLİ... YİNE ESKİSİ GİBİ HER TÜRLÜ KONUYU İŞLEYİP YAZM...
-
Temel otobüs yolculuğu sırasında mola yerinde inerek tuvalete gitmiş. Tuvalete girdikten kısa süre sonra, yan tuvaletten bir ses gelmiş: - M...
-
BUGÜN 1 NİSAN DOĞRU YOLUR BULUR İNSAN... HAYI R DA, HAYIR.... “Hayır demeyecek neyimiz var ki? “Cinsiyetçi eğitime karşı HAYIR, “Atae...



