Yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Şubat 2021 Cumartesi

LABELEB LEBLEBİ MİDİR?

Labeleb dolu diyor ya, ama çoğu kimse bu kelimeyi, kelimenin de ne anlama geldiğini bilmiyor neden çünkü Türkçe değil zaten kendisinin de öyle ahım şahım bir Türkçesi yok sokak ağzı argo konuşma üstadı, yani labeleb  farşça da dudak dudağa anlamına gelmektedir söylediği kelimenin gerçek anlamını kendi de bilmemektedir.. 
hınça hınç salonlarda iç içe dudak dudağa oturup kongreler yapmak hele hele covid-19 virüs salgını sürerken her baba yiğidin harcı değil. Yahu millete aman maske, mesafe, temizlikten vazgeçmeyin diye verirken  talkımı hiç mi aynaya bakmıyorsun. Bi aynaya bak ne göreceksin, 
her şeyi bilen ama bilmeyen mi?
ben ne dersem o diyen mi? 
ben ülkenin padişahıyım, halkı da kölemdir diyen mi?
sen hele şu iğneyi kendine bir batır yeminnen sana halk çuvaldıza razıdır.
yahu maske dediniz dağıtmayı beceremediniz, millet maskesini kendi yaptı, kendi sattı.
aşı dediniz o nu da beceremediniz, hala ve hala 65 yaş ve üstünde aşı olmayan insanlar var, sizin haberiniz yok. 
ülkenin başı bir yandan, 
sağlık bakanı bir yandan,
bilim kurulu üyeleri bir yandan, 
konuşup duruyorsunuz da, söylediklerinizin ardında ötesin de berisin de durmuyorsunuz, atış serbsest misali bam bili bili bom...
ölen öldü, kalan sağlar bizimdir ama onlar da gidicidir...

16 Şubat 2020 Pazar

NE OLACAK HALİMİZ...

Kendi kendimize gülüyoruz
biliyormusunuz neden..?
Deliren bir toplum oluyoruz ufukta görünen...
"Sol"umuza güvenemez olduk,
"Sağ"ımız öldürüyor...
Ortada sandık gibi kalakaldık...
________Siyaset rezalet, rezalet siyaset!!!!


Herkes bir yerlere saklanma çabasında,
sessiz kalıyor cümleler...
Sabahları "Günaydın",
akşamları "İyi akşamlar"
mutlu hafta sonları dilerken
insanlar mutlu ve sevecen
yaşam dört dörtlük...
________Zamlara da alıştık!!!!


Heyhat,
Ülkenin sorunları almış başını gidiyor
Tarikatlar, vakıflar
Hazineyi tırtıklar
sonu gelmez yobaz yaratıklar...
Herkes olmuş yorumcu
konuşuyor da konuşuyor
hepsi birer kurtarıcı, kahraman
hepsi birer palavracı
gölgelerinden korkan...
Yani ses var görüntü yok...
Gürültü kirliliği çok...
Bir elinde cımbız bir elinde ayna,
hayat bize güzel..
Bana dokunmayan yılan bin yaşasın hesabı...
_______Çocuklar ölüyor, çocuklar!!!!


Bakıyorum,
sosyal medya'da isyan, paylaşımlar, küfürler,
sonrası lay lay lom...
Şarkılar, türküler,
hayırlı cumalar, hayırlı kandiller
________Bitmeyen dert çocuk gelinler!!!!


Çay, kahve isteyen, simit de var buyrun....
Ey ahali; duyduk duymadık demeyin
Ankara'dan ötesi yangın yeri..
Doğumuz yanıyor yürekler kanıyor
Kar, kış, kıyamet tam bir felaket
Okullar kapanıyor, evler çöküyor, 
yokluk, yoksulluk hak getire...
_________İnsanlar ölüyor, insanlar!!!


Batı'da ne var ne yok,
hava güneşli, ya da yağmurlu, hayat pahalı,
trafik yoğun, metro, tren tıklım tıklım,
arada bir intiharlar, kendini yakanlar,
suriyeli mülteciler, kuveytli zenginler,
deprem korkusu var bir de
idare edip gidiyoruz işte...
_________Bedava yaşıyoruz sanki!!!


ve, derin derin kanıyoruz,görüyorum…
kanarken tuzlu suya girmiş gibi…
yanıyorum, acıyorum…
bir kişiye bile duyurmadan, çığlıklar atıyorum…
susuyorum…
dışıma gülüyorum, gürül gürül içime ağlıyorum…
ah'lar, vah'lar ediyorum
bitmez kelimeler, biliyorum…
yapacak başka şeyim yok…
bağıra çağıra susuyorum…
Susuyorum da susamıyorum...
Yapacak bir şeyler olmalı,
Ben susarsam, sen susarsan
kim konuşacak,
kim çözüm bulup bu kaostan kurtaracak...
Herkes yerinden memnun,
ne ala memleket
Vallah uykuda bu millet...
Mum da bitmek üzere gelen karanlık bir felaket...

Hadi bakalım,

"Elma" dersem çıkın,
"Armut" dersem çıkmayın...


Elma, Elmaaa, Elmaaaaaaaa...

Huuuuu, kimse yok mu etrafta?....

______çevrimdışı_____

Anladım, alan razı veren razı
bozmayın siz bu tarzı....
.......................................!
..........................................!

3 Aralık 2019 Salı

BUGÜN DÜNYA ENGELLİLER GÜNÜ....

Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk;
3 Aralık Dünya Engelliler Günü Erişebilirlik nedeni ile TWİTTER'den "Ülkemizde engellilik alanında 2002 YILINDAN bu yana hak temelli ve bütüncül bir perspektif ile politika, programlar ve projeler üretmeye devam ediyoruz. Engelli bireylerin toplumsal hayata tam ve etkin katılımlarını sağlamak amacıyla sağlıktan bakım hizmetlerine, eğitimden istihdama ve erişilebilirliğe kadar her alanda hizmet sunmaktayız. Hayaller engelsizdir. El ele oldukça spordan sanata eğitimden çalışma hayatına her alanda engelleri aşmak mümkün" diye paylaşımda bulunmuş..
Çok güzel paylaşımlar da bulunuyor tüm vekill ve bakanlarımız böylesi günler de, çok hoş çok zarif düşünceler bunlar, yalnız bizler sokaklarda ki engelli vatandaşlarımıza da soruyoruz durumlarını. Geçen gün bir kaç arkadaş elimizde fotoğraf makineleri ile  dolaşırken bir engelli vatandaşa denk geldik "abiler bizi de çekin bir yerlere ulaşalım derdimizi şikayetlerimizi anlatalım, bakın battaniye, yastık, yorgan yanımızda sokaklar da kalıyoruz, sıcak havalar da banklar da, soğuk havalar da çocukların parklarda ki oyun oynadığı oyuncakların içine sığınıyoruz. Kimse gelip derdimizi sormuyor bekçiler gece peşimizde bize aykırı muamele yapıyorlar, bizler bu ülkenin vatandaşlarıyız, mültecilere daha çok yardım yapılırken biz engelliler kendimizi ülkemizin kunta kinteleri gibi görüyoruz"
İsmini sordum "ne yapacan ismimi abey cismim burada sürünüyor" dedi.


Utandık....

13 Temmuz 2019 Cumartesi

BEN NE DARBELER GÖRDÜM DE...

15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİ GİBİ BİR KOMEDYA GÖRMEDİM...

                                     27 MAYIS 1960 İHTİLALİ....

Temelde insanların hoşuna gitmeyen şey, uygulanan baskı ve sansür politikalarının yanında, Atatürk ilke ve inkılaplarından uzaklaşılması idi. Nitekim askeri müdahale, 27 Mayıs 1960 gecesi patlak verdi.
Müdahale, 37 subay tarafından planlanmıştı. Bu olay sonraları Genç Subaylar İhtilali olarak da anılacaktı. Darbe emir komuta zinciri içinde yapılmamıştır; 37 düşük rütbeli subayın planları ile icra edilmiştir. Kritik mevziler bu subayların ellerindeki asker ve silahlarla önce ordudaki komuta kademesinin etkisiz hale getirilmesi ile ele geçirilmiştir. Sonra cumhurbaşkanı ve hükümet üyeleri tutuklanarak, hükümet; 235 general ve 3500 civarında subay (daha çok albay, yarbay, binbaşı) emekliye sevk edilerek, ordu; 147 üniversite öğretim görevlisi görevden alınarak ve bazı üniversiteler kapatılıp el konularak, 520 hakim ve yargıç görevden alınılarak, yargı kontrol altına alınmıştır.
Orgeneral Cemal Gürsel hareketin başına geçti. Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes tutuklandılar. 1961 yılında yeni anayasa kabul edildi, Yassıada'da yargılanan Adnan Menderes ve birçok siyasi idama mahkum edildi. Celal Bayar yaşı sebebiyle müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Türkiye Cumhuriyeti, senato gibi yeni siyasi kavramlarla tanıştı.
***

22 ŞUBAT 1962 AYAKLANMASI....

Harp Okulu Komutanı Kurmay Albay Talat Aydemir'in, o yıl Harp Okulu’nu bitirme döneminde bulunan 600 kadar asteğmeni toplayarak son günlerde yaşanan olayları anlatmasıyla başlamıştır. Çünkü 20 Şubat günü Hükümet ve Genelkurmay, belirli birlik kumandanları için süratle atama ve gözaltına alma işlemleri başlatmıştır. Bunun üzerine harp okulu öğrencileri, komutanlarını teslim etmeme kararı aldılar ve 22 Şubat 1962 tarihinde Talat Aydemir ve arkadaşları, Ordu içindeki 27 Mayısçıların tasfiyesi için, 20 Şubat günü atama ve gözaltına almalara karşı bir direniş başlattı. Ancak netice olarak Talat Aydemir'in atamaların durdurulması yönündeki ısrarını İsmet İnönü kabul etmedi ve Aydemir gözaltına alındı, öğrenciler ise memleketlerine gönderildi.
***
12 MART 1971 MUHTIRASI....

1969 seçimlerinden sonra Süleyman Demirel yönetiminde ki Adalet Partisi (AP) iktidara gelmişti. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ise ana muhalefetteydi. Fakat 1968 yılından beri süre gelen anarşi ve terör olayları ülkeyi günden güne yıpratıyordu. Sık sık yaşanan öğrenci hareketlerine karşı, polis ile üniversite öğrencileri arasında çatışmalar meydana geliyordu. Bu güvenlik zafiyetlerinin yaşandığı düzensiz ortam, ordunun müdahalesini hazırlayan temel etken oldu.
12 Mart 1971 tarihinde Genel Kurmay Başkanı Memduh Tağmaç, Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler, Deniz Kuvvetleri Komutanı Celal Eyiceoğlu ve Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur tarafından Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'a bir muhtıra verildi. Mektupta hükümetin istifası isteniyordu. Bunun üzerine Başbakan Süleyman Demirel istifa etti. Yeni kurulacak partiler üstü hükümet için CHP Milletvekili Nihat Erim, Başbakan seçildi. 26 Mart günü CHP'ye istifasını sunarak bağımsız bir başbakan sıfatıyla partiler üstü kabineyi kurdu.
***

12 EYLÜL 1980 ASKERİ MÜDAHALESİ...

1971 muhtırası tam olarak amacına ulaşamamıştı. Ülkedeki terör, anarşi ve milli güvenliği tehdit eden unsurların önüne geçilememişti. 1972 yılında başta Deniz Gezmiş gibi birtakım devrimcilerin idamı üzerine olaylar daha da alevlenmiş, silahlı çatışmalar artmıştı. Artık ülkede neredeyse her gün bir bomba patlıyor, bir kahve taranıyordu. Sağ ve sol görüşlü gençler üniversitelerde birbirlerine saldırıyordu.
1979 yılına gelindiğinde darbenin ayak sesleri kendini göstermeye başlamıştı. 19 Temmuz 1980 tarihinde Nihat Erim'in suikasta uğraması da olayların patlak verdiği bir dönüm noktasıydı. Sonuç itibarıyla 12 Eylül 1980 gecesinde, düzenli bir biçimde Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından devlet yönetimine el koyuldu. İhtilal bildirgesi sabaha karşı Genel Kurmay Başkanı Kenan Evren tarafından televizyonlardan bizzat duyuruldu. 1961 anayasası uygulamadan kaldırıldı ve bütün siyasi partiler kapatıldı. 1982 yılında Türkiye Cumhuriyeti tarihini değiştirecek yeni bir anayasa tasarlandı.
650.000 kişi gözaltına alındı,
1 milyon 683.000 kişi fişlendi,
7000 bin kişiye idam cezası istendi,
517 kişi idam edildi,
Her Gazeteye bir subay atandı ve gazeteler 300 gün hür yayın yapamadı.
Milli Güvenlik Konseyi Üyeleri;
Kenan Evren:Genelkurmay Başkanı,
Nurettin Ersin:Kara Kuvvetleri Komutanı
Nejat Tümer:Deniz Kuvvetleri Komutanı
Tahsin Şahinkaya:Hava Kuvvetleri Komutanı
Sedat Calasun:Jandarma Genel Komutanı
***
28 ŞUBAT 1997 SÜRECİ...Necmettin Erbakan'ın başbakan, Tansu Çiller'in ise dışişleri bakanı olduğu 28 Şubat 1997 tarihinde toplanan Milli Güvenlik Kurulu'nun irticaya karşı başlattığı Ordu ve bürokrasi merkezli bu süreç, post-modern darbe olarak da adlandırılmıştır. Bu dönem başlıca "gericilikle" mücadeleye sahne olmuş, başörtüsü yasaklanmış, pek çok öğrenci ve kamu personeli başörtülü oldukları gerekçesiyle devlet kurumlarından uzaklaştırılmıştır. "İrticayla mücadele eylem planı" ile anılan bu süreçte verilen kararların ve yaptırımların uygulanıp uygulanmadığı denetlemek için Çevik Bir öncülüğünde Batı Çalışma Grubu kurulmuş, 28 Şubat sürecinin yargılamaları için daha sonra Ergenekon davaları süreci başlamıştır.
***
27 NİSAN 2007 e-MUHTIRASI....
27 Nisan 2007 tarihinde, saat 23:20'de Genelkurmay Başkanlığı tarafından yapılan basın açıklaması ile Türkiye Cumhuriyeti devletinin, başta laiklik olmak üzere, temel değerlerinin aşındırılmakta olduğu belirtilmiştir. Kamuoyunda hakim olan görüş, basın açıklamasının bir muhtıra mahiyetinde olduğu yönündedir ve internet aracılığıyla yapıldığı için açıklamaya "e-muhtıra" adı verilmiştir.
***
                15 TEMMUZ 2016 DARBE GİRİŞİMİ...


(aslın da halka gözdağı vermek amacı ile AKP tarafından kugulanmış bir tür drama/komedi gösterisi)

15 Temmuz 2016'da saat 22.00 sularında İSTANBUL'daki boğaz köprülerinin askerler tarafından kapatılmasıyla patlak verdi. Başkent ANKARA'da F16 uçakların alçak uçuşları ve helikopter seslerinin duyulmasıyla gerilim arttı. İstanbul ve Ankara başta olmak üzere birçok şehirde tanklar sokaklara indi. Başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, Başbakan Binalı Yıldırım, Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve mevcut Bakanlar, canlı yayınlara telefonla bağlanarak halkı sokağa çıkmaya davet etti.
Halk bu çağrıya uyarak meydanlara akın etmeye başladı. Bazı vatandaşlar tankların önünü kesti ve durdurulan tankların üzerine çıktı, dindar yobazlar yakaladıkları gencecik askerlerin kafalarını kesti. Bir yandan bu vahşet yaşanırken silahsız askerlerin çığlık ve yalvarmaları duyuldu, Asker, polis ve sivil halk arasında yaşanan bu gerilim, sabah 06.00 sularında Boğaziçi Köprüsü üzerindeki askerlerin mermisi dahi olmayan silahlarını bırakmasıyla  yumuşadı. Gece boyunca pek çok asker ve polis ve sivil vatandaş bir gösteri uğruna hayatını kaybetti.

15 Temmuz Türkiye Cumhuriyeti tarihine, iktidar da ki hükümetin yüz karası olarak geçen bir olayıdır...

18 Aralık 2018 Salı

OLUR MU, OLUR?...

Öyle garip günler yaşıyoruz ki, herkes iş, aş, geçim derdinde. İşçisi, memuru, emeklisi yarın ne oluruz derdine düşmüş.
İktidar da bulunan hükümet ise her türlü vaatler de bulunarak günü geçiştirmeye bakıyor, halkın ağzına bir parmak bal çalıp, balı kavanozuyla götürenler sanki tüm ülke kendilerininmiş gibi bir yönetim biçimi uyguluyorlar.
Nereye kadar götürürler bilemem ama onlar kendilerini sonsuza kadar o rahat koltuklarında oturacaklarını sanıyorlar.
Bu zihniyetle giderlerse gelecek seçimlerde ayaklarına elbette bir çalı dolaşacak, sandıktan çıkacak durum karşısında  umduklarını değil bulduklarınla yetinecekler..
30 küsur yıla yakın bir zamandır yurt dışında yaşıyorum, hiç bir ülkede 16 yıl iktidarda kalan bir parti görmedim.
Ülkemizde 16 yıldır güle oynaya iktidar koltuğunda oturuyorlar, lakin kazın ayağı önümüzde ki seçimlerde istedikleri gibi olmayabilir, yani keser döner sap sandıkta hesap döner hesabı...
Ben bu konuda umutluyum, izliyorum, gözlüyorum yeni nesil çok umut veriyor inanın. Bunun formülünü gençlik çoktan ezberledi bile. Sevgi, dürüstlük, merhamet ve huzur gibi güçleri var onların.
Önümüzdeki seçimlerde eski seçimlere nazaran seçmenin daha bilinçli olduğu ön plana çıkacaktır. Bu işin artık bahanesi falan kalmadı. Bahanenin yerini icraat, yanlışta ısrarın yerini tam kapasiteli ve istikrarlı bir hükümet alacaktır.
Evet fakir fukaranın bile gözü açıldı sanmıyorum artık 3-5 makarna paketine, bir kaç çuval kömüre kanacaklarını.
Değişen zamanla birlikte nefret sevgi hurdalığına, kibir tevazu ardiyesine, fesatlık hazım deposuna, önyargılar da hoşgörü sandığına kapatılacaktır.
Geriye ise bütün bu olacaklara inanmayıp bana hadi ordan diyenlerin kendini mirsad-ı ibretten temaşası kalacaktır.
Zaman kuvvetli bir değişim aracıdır. Akıl ve mantık en hünerli ellerin yıllarca uğraşıp yapamadığını bir anda yapıverir.


REKLAM SATIŞLARINIZI ARTTIRAN BİR SLOGANDIR

Anlayana davul zurna az anlamayana sivrisinek saz, diyerek kısa bir hikaye ile yazımı noktalıyayım...

Zamanın birinde adamın birisinin eşeği yolda çamura batmış. Oldukça sulak olan araziden eşeğini bir türlü çıkaramayan gariban köylü, öfkeyle hem eşeğe hem hükümete sövmeye başlamış. Tam o sırada tesadüfen ordan geçmekte olan Başbakan, köylünün söylediklerini duymuş. Etrafında ki yağcılar, yalakalar hemen, Başbakana küfreden kişinin tutuklanıp en ağır hapis cezasına çarptırılmasını gerektiğini söyleseler de, Başbakan onlara kulak asmamış, içinden;
-‘Ne ister ki benden?.. Ben mi batırdım eşeğini çamura?.. Hele bir soralım demiş.
Köylüyü getirmişler Başbakanın huzuruna, demişler:
-‘Anlat bakalım, nedir bu celalli halin? Ne diye küfredersin Başbakana?’.
Köylü hiç çekinmeden;
- Ben ekmeğimin derdindeyim, yaz kış demeden çarşıya pazara bu garip eşeğimle birlikte gider gelirim, çoluk çocuğumun rızkını sağlamak için. Sen Başbakan efendi hep sözler verdin, bu sulak ve çamura batmış yolları yaptıracağım, herkesin geçim derdine son vereceğim, sizlere mutlu, huzurlu, barış dolu özgür bir yaşam sağlayacağım diye benden ve köylüden oy istedin. Bizde tüm dertlerimizi çözecek refah bir yaşam süreceğiz diyerek sana oy verdik, ama sen ne yolları yaptın ne bu çamur deryasını kuruttun, her geçen gün daha fazla çamurlaşan bu yol bataklığa dönüşecek ve biz bu bataklıkta boğulup gideceğiz. Ne huzur geldi, ne refah nede özgür rahat bir yaşam. Kardeş kardeşe düşman oldu, ne selam kaldı ne sabah. Sen hala boş vaatlerle biz halkı kandırmaya devam ediyorsun. İşte bunun için küfür ettim, demiş...
Bu durumun kendisinden kaynaklandığını anlayan Başbakan, adamın ellerini öperek,
- Sen haklısın ben bu küfürü hakettim, sizlere verdiğim sözleri tutamadım, bu durum hep böyle gidecek sandım, bin aldım, bir veremedim diyerek istifa etmiş...

Ah keşke bizde de böyle anlayışlı bir başbakan ve hükümet olsa...

23 Temmuz 2018 Pazartesi

ZAMAN SU MİSALİ....

Zaman öyle çabuk geçiyor ki bir su misali hızına yetişemiyoruz.
Pazartesi ile başlayan hafta bir bakmışsın hafta sonuna gelmiş.
Zaman, günler haftaları, haftalar ayları, aylar yılları adeta kovalarcasına hızla ilerliyor.
Farkındayız ama farkında olmamış gibi davranıyoruz.
Traş olurken, ne ara geldim ben bu yaşa diye hayıflanıp dururken aynada kendimi izliyorum, yüzümdeki kırışıklıkları, saçımda ki aklara takılıyorum da, geçmiş bir film şeriti gibi geçiyor bir an gözlerimden de "amaan sende" diyerek gülüp geçiyorum. Her yaşın ayrı bir güzelliği var diyerek yüksek sesle düşünüp gülüyorum.
Oh, la la yaşamak güzel herşeye rağmen..
Her yaşın ayrı bir güzelliği vardır derler ya kesinlikle katılıyorum. Nasıl bu yaşa ulaştığımı anlamasam da 60 yaş üzerinde (65) olmam harika bir şey. Kendi adıma itiraf etmeliyim ki kendimi bulduğum, hayatın tadına vardığım, kendimin öncelikle değerli olduğumu farkettiğim yılların başlangıcı olan bu yaş.
Ne güzel yaşlanmışım ben, acısıyla, tatlısıyla, elemiyle, kederiyle, hüznüyle, neşesiyle, yanlışları ve doğrulayıyla her geçen günü güzel yaşamışım diyorum kendime.
İnsan bu yaşa gelince pek fazla umursamıyor hayatı, öyle acaip olur olmaz şeylere kafa takıp üzülmeye gelmiyor. Artık yaşamımda ki insanları olduğu gibi kabul ediyorum, hataları, sevapları, günahlarıyla.
Görüşmek istediklerimle görüşüyor, görüşmek istemediklerimle görüşmüyorum. Vallahi iyi ediyorm. Şu kişiyle, bu kişiyle görüşmüyorum acaba ayıp mı ediyorum düşünce  defterini kapayıp çoktan rafa kaldırdım.
Başkalarının hatalarından ve yaşadıklarımdan ders çıkartarak aynı hataları tekrarlamamaya dikkat ediyorum. Karşımdaki insana daha anlayışlı olabiliyorum. Örneğin beni eleştiren birisinin samimiyetini görebiliyorum. Bu eleştiri maksatlı ise kişiye bakıyorum, zavallı diye içimden geçiriyorum. Zaten sorunlu bir insan, kendini bu şekilde rahatlatıyor olmalı düşüncesiyle söylediklerinin fazla üzerinde durmadan konuyu kapatıyorum.
Mutluluğu yakalamışım, sağlığımda yerinde daha ne olsun, bir 65 yıl daha yaşayacak değilim ya, hayat güzel kaç yaşında olursan ol yaşamaya değer...
Sevgi ve mutluluk dolu yaşanan her gün, yaşama bir gün daha ilave ediyor..
Geçmişte yaptığım hatalardan ders çıkarttım, Hayır diyebilmeyi öğrendim.
Kafama taktığım şeylerin sayısı azaldı. Artık hiçbirşey sağlıktan kendi mutluluğumdan önemli değilmiş, anladım.
Herşeyi problem eden, dedikoducu, herkesi kötü anlatan, kısacası ruhumu daraltan insanlarla görüşmek zorunda olmadığımı fark ettim. Böyle insanları rahatlıkla hayatımdan çıkarmayı öğrendim. Zamanımı ve enerjimi çalan insanlara yer yok.
Okuyorum, yazıyorum, çiziyorum. Daha ne olsun...
Ben kendimi sevmeyi, kendim için yaşamayı öğrendim...
Geç oldu ama temiz oldu....
Bir tavsiye daha, size değer veren arkadaş ve dostlarınızla birlikte olun yeter. Gerisi hikaye...
Sonuç itibariyle bugün yaşamıma baktığımda mutlu bir adam görüyorum. Geçmişte yaşadığım kalp kırıklıklarım var. Artık onları umursamamayı geçte olsa öğrendim. Sanırım bunun için bu yaşlara gelmem gerekiyormuş...
Hayat şikayet edecek, birileri üzülecek diye o birilerine ödün vererek kendimi üzeceğim kadar uzun değil. Kalan hayatımı çok daha mutlu ve verimli geçirmek gerektiğini düşünüyorum...
Yemin ediyorum kafam rahat "amaan sende" deyip geçiyorum, yaşamıma zarar verecek insanlardan uzak duruyorum. iyi oluyor, bu yaşlara gelmeden sizlerde yapın tavsiye ediyorum..
Yaşam öyle sandığımız gibi uzun değil, yaşam bir göz açıp kapayıncaya kadar...
Kendimi anlatan bir şiirimle yazıma nokta koyayım...
Dışım başka içim başka
Bir gümüş çerçeveden
Bakıyorum yaşama
Aslında koca bir çınar
Kadar yaşlı ve yorgun
Eskidende deliydim
şimdi durgun...
İçimde yangınlar var
Aslında..
Gülerken ağlar içim...
Bakma sen güneşin parlaklığına
Gün batımları gibi
Hüzünlerdeyim...

Ah Be hayat ne çektirdin...

24 Şubat 2018 Cumartesi

ÖYLE YA DA BÖYLE...

Üzülüyorsun,
______takma diyorlar.
Kızıyorsun,
______değmez diyorlar.
Boş veriyorsun,
______gamsız diyorlar.
Konuşuyorsun,
______muhatap olma diyorlar.
Çekip gidiyorsun,
______mücadele et diyorlar.
Alttan alıyorsun,
______tepene çıkardın diyorlar.
Bağırıyorsun,
______sakin ol diyorlar.
Aklı başında davranıyorsun,
______bu kadar uslu olunmaz diyorlar..
Ölünce ne diyecekler?
Muhtemelen,
______ölüm sana yakışmadı.


Normal tabii, dirimizi beğenmediler ki ölümüzü beğensinler.

Neyzen Tevfik demiş ki:
Hayat, çatlak bardaktaki suya benzer.
İçsen de tükenir içmesen de.
Bu yüzden hayattan tat almaya bak.
Çünkü yaşasan da bitecek yaşamasan da…


ESKİDEN NE GÜZELDİ HERŞEY....

Bugünlerde her nerde olursa olsun eskilere özlem olduğunu görüyorum. Hayatımda, iş hayatında, ülkemde, siyasette sinemada bu liste uzar gider. Eskilerin güzel olması tabiî ki de mazide kalması ve bir daha o anıların yaşanamayacak olması. Lakin bugünlerde televizyonu açtığımda veya sinemaya gittiğimde seviyesizce programlar, filmler, diziler hep bir hır gür, hep bir kavga, kim kimle nerede ve insanları daha çok para harcamaya, lükse özendiren programlar, kötü insanların kazandığını gösteren filmler, mafya vari diziler.
Ne güzel cahildik; Televizyon yoktu. Gazete de her zaman olmazdı.
Öyle güzel cahildik ki, keyfimiz bozulmazdı hiç!
Dışarıda kar…
Ama kuzine içten içe öyle yanardı ki.
Kuzinenin üzerinde demir maşa…
Maşanın üzerinde de ekmek dilimleri olurdu.
Aydınlık bir kış sabahı ve kızarmış ekmek kokusu…
Sucuk, pastırma lükstü. Yumurta lezzetli.
Ekmek her zaman ekmek gibi, kokusu hala burnumda tüter o kızarmış francala dilimlerinin…
Bir kez olsun kümesten yumurta almamış, bir kez olsun o kızarmış ekmeğin kokusunu duymamış ve fakat alışveriş merkezlerinin restoran katlarında boğucu bir gürültü ve havasızlık içinde hamburger keyfine fit olmuş çocuklar ve gençler için ben ne kadar yaşlıyım…
Dışarıda kar…
İçeride kanaat…
İçeride huzur…
Televizyon yoktu. Gazete de her zaman olmazdı.
Öyle güzel cahildik ki, keyfimiz bozulmazdı hiç!
Portakal kabuklarını sobanın üzerine dizer, mis gibi kokusuna râm olurduk.
Kestane közlemek bütün bir gecenin akıllara seza mutluluğuydu.
Sonra illa ki, büyüklerin anlattığı hikâyeler, hatıralar…
Radyo da dinlenen skeçler, arap bacı, Orhan Boran ve Yuki...
Birçoğu arızalı ve tedaviye muhtaç beyinlerden çıkma dizilerin ve filmlerin açtığı hasarlar yerine, geniş ve besleyici bir masal dünyası…
Lezzet bir tarafa, kokuya da hasret kalacağımız kimin aklına gelirdi?
Ekmeklerimiz el değerek üretilirdi, sağlıklıydı, lezzetliydi ve mis gibi kokardı.
Çay da kokardı… Domates de…
Bütün bu nefasete, küçücük bir bakkal dükkânının zenginliği yetiyordu.
Dışarıda kar…
İçeride huzur…
Zam endişesi, doğal gazın kesilme korkusu, yolda kalma telaşı, rejim tehlikesi…
Kimin umurunda…
Ne güzel cahildik.
Mutluluğun resmini çiziyorduk adeta…

20 Aralık 2017 Çarşamba

HEM NALINA, HEM MIHINA...

Taktım kafaya ya şu "büyüdük, ülkede fakir kalmadı" lafını, ne fakiri diye sormayın zaten biliyorsunuz "hint fakiri" olmadığını, hani iktidar partisinde ki ilgili ilgisiz tüm bakanların diline pelesenk oldu ya "her yıl daha da büyüyoruz bu yıl ülkemiz 11.1 daha büyüdü ülkede fakir kalmadı" diye dört dönüp duruyorlar kendi kendilerini kandırıp bizlerle eğleniyorlar, hah işte o konu....
"Araştır nah bulursun. com" şirketine başvurdum ama ne vuruş, adamlar oturmuş çay kahve muhabbeti ile araştırma/anket  yapıyorlar. Şefleri zaten tanıdık "oturan boğa" elinde kahvesi ağzında purosu dibe vurmuş bir cirosu ile tam bir araştırma/anket bürosu....
Buyur abi hoşgeldin dedi "oturan boğa", hoş buldum diyerek yayıldım koltuğa...
Şu büyüme ve fakirlik konusunu bir araştır diyecektim ki lafı ağzımdan aldı, "büyümenin hangi boyunu ele alalım abicim, biliyorsun büyümenin ve büyütmenin de çeşitli modelleri, fakirliğin de bir sınırı  var" der demez yapıştırdım kafayı "oturan boğaya" baygın boğa oldu bir anda...
Kendine gelip, 10 dakika da hallederiz deyince şaşırdım, afalladım, "la oluuumm bu ne hız" deyivermişim..
Yanına çağırdığı dörtgöz Hasan'a " şu bakanların söylediği büyüme/fakirlik işini bir araştır, karıştır,  bulaştır " sonuçları, arada da abime bir kahve getir"...
Dörtgöz Hasan fırlayıp gitti, önüme gelen kahvenin daha yarısını höpürdetmemiştim kiiii, dörtgöz Hasan kapıyı tıklatıp içeri girdi 10 dakikaya 1 kala, elinde anket sonuçlarını gösteren kağıdı uzattı "oturan boğaya", o da bana uzattı kağıdı. Dediği gibi 10 dakika dolmamıştı  daha...
Purosu var cirosu yok ama işi biliyor bu "oturan boğa"...
Kağıda bir göz attım, dondum kaldım A4 kağıtta iki kelime vardı, biri "Facebook" öteki "Instagram", gelde bu anket sonucuna inan...
Nasıl yani demeden "oturan boğa" aldı sazı eline...
Abicim, bakan bey talimat vermiş, talimatı alanlar hükümetin yaptığı gibi geçmişler bilgisayarın başına, girmişler Facebook ve Instagram'a her profili didik didik etmişler, bakmışlar ki her profilde yemeler, içmeler, gezmeler, herkesin altın da otomobil, yazlıklar, kışlıklar, yani herkes rahat bir yaşam sürüyor herkes zengin. Sonucu hemen bakan beye sunmuşlar, bakan bey de bakmış, bakmış, bakmış sonra kalkmış "ülkemiz 11.1 daha büyüdü artık fakir kimse kalmadı" demiş...
Bir anket daha böylece bitmiş...
Ayranımız yok içmeye atla gideriz sıçmaya
İşte böyle bir Halkız,
Yersek iyi, yemezsek gargara yaparız.....


17 Haziran 2017 Cumartesi

AH BE HAYAT.....














Dışım başka içim başka
Bir gümüş çerçeveden
Bakıyorum yaşama
Aslında koca bir çınar
Kadar yaşlı ve yorgun
Eskiden de deliydim
şimdi durgun...
İçimde yangınlar var
Aslında..
Gülerken ağlar içim...
Bakma sen güneşin parlaklığına
Gün batımları gibi
Hüzünlerdeyim...
Ah Be hayat ne çektirdin...


-Bekir Birincioğlu-

HİÇ BİR ŞEY OLAMADIK,  ÖZENTİDEN BAŞKA...   "Ah Müjgan... Çok arada kaldık biz, Kendimiz olamadık. Tespih elimize, Malboro ağzımıza yak...