Kendi kendimize gülüyoruz
biliyormusunuz neden..?
Deliren bir toplum oluyoruz ufukta görünen...
"Sol"umuza güvenemez olduk,
"Sağ"ımız öldürüyor...
Ortada sandık gibi kalakaldık...
________Siyaset rezalet, rezalet siyaset!!!!
Herkes bir yerlere saklanma çabasında,
sessiz kalıyor cümleler...
Sabahları "Günaydın",
akşamları "İyi akşamlar"
mutlu hafta sonları dilerken
insanlar mutlu ve sevecen
yaşam dört dörtlük...
________Zamlara da alıştık!!!!
Heyhat,
Ülkenin sorunları almış başını gidiyor
Tarikatlar, vakıflar
Hazineyi tırtıklar
sonu gelmez yobaz yaratıklar...
Herkes olmuş yorumcu
konuşuyor da konuşuyor
hepsi birer kurtarıcı, kahraman
hepsi birer palavracı
gölgelerinden korkan...
Yani ses var görüntü yok...
Gürültü kirliliği çok...
Bir elinde cımbız bir elinde ayna,
hayat bize güzel..
Bana dokunmayan yılan bin yaşasın hesabı...
_______Çocuklar ölüyor, çocuklar!!!!
Bakıyorum,
sosyal medya'da isyan, paylaşımlar, küfürler,
sonrası lay lay lom...
Şarkılar, türküler,
hayırlı cumalar, hayırlı kandiller
________Bitmeyen dert çocuk gelinler!!!!
Çay, kahve isteyen, simit de var buyrun....
Ey ahali; duyduk duymadık demeyin
Ankara'dan ötesi yangın yeri..
Doğumuz yanıyor yürekler kanıyor
Kar, kış, kıyamet tam bir felaket
Okullar kapanıyor, evler çöküyor,
yokluk, yoksulluk hak getire...
_________İnsanlar ölüyor, insanlar!!!
Batı'da ne var ne yok,
hava güneşli, ya da yağmurlu, hayat pahalı,
trafik yoğun, metro, tren tıklım tıklım,
arada bir intiharlar, kendini yakanlar,
suriyeli mülteciler, kuveytli zenginler,
deprem korkusu var bir de
idare edip gidiyoruz işte...
_________Bedava yaşıyoruz sanki!!!
ve, derin derin kanıyoruz,görüyorum…
kanarken tuzlu suya girmiş gibi…
yanıyorum, acıyorum…
bir kişiye bile duyurmadan, çığlıklar atıyorum…
susuyorum…
dışıma gülüyorum, gürül gürül içime ağlıyorum…
ah'lar, vah'lar ediyorum
bitmez kelimeler, biliyorum…
yapacak başka şeyim yok…
bağıra çağıra susuyorum…
Susuyorum da susamıyorum...
Yapacak bir şeyler olmalı,
Ben susarsam, sen susarsan
kim konuşacak,
kim çözüm bulup bu kaostan kurtaracak...
Herkes yerinden memnun,
ne ala memleket
Vallah uykuda bu millet...
Mum da bitmek üzere gelen karanlık bir felaket...
Hadi bakalım,
"Elma" dersem çıkın,
"Armut" dersem çıkmayın...
Elma, Elmaaa, Elmaaaaaaaa...
Huuuuu, kimse yok mu etrafta?....
______çevrimdışı_____
Anladım, alan razı veren razı
bozmayın siz bu tarzı....
.......................................!
..........................................!
Kış etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kış etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
16 Şubat 2020 Pazar
NE OLACAK HALİMİZ...
1 Mart 2018 Perşembe
ESKİDEN NE GÜZELDİ HERŞEY....
Vallahi biz eskiden çok güzel cahildik; Televizyon yoktu. Gazete de her zaman olmazdı.
Öyle güzel cahildik ki, keyfimiz bozulmazdı hiç!
Dışarıda kar…
Hava soğuk mu soğuk olurdu....
Akıllı telefonlar, iPad'lar, oyun konsolları, bilgisayar falan daha icat edilmemişti...
Sokağa çıkar, kartopu oynar, kardan adam yapar, kaydıraklarla kayardık...
Soğuktan titreyerek eve gelir odanın bir kenarına kurulmuş kuzine'nin yanıbaşına otururduk ve o kuzine içten içe öyle yanardı ki. Keyfine doyum olmazdı...
Kuzinenin üzerinde demir maşa…
Maşanın üzerinde de ekmek dilimleri olurdu.
Aydınlık bir kış sabahı ve kızarmış ekmek kokusu…
Sucuk, pastırma lükstü.
Yumurta lezzetli.
Zeytin ve peynirin tadı bir başkaydı, bir de annelerimizin yaptığı çilek, portakal, ahududu reçelleri yokmuydu. Hele hele o evde yayıklarda yapılan tereyağı ve tereyağı ile yapılmış sahanda yumurtanın kokusu....
Kahvaltının tadına doyum olmazdı...
Ekmek her zaman ekmek gibi, kokusu hala burnumda tüter o kızarmış francala dilimlerinin…
Bir kez olsun kümesten yumurta almamış, bir kez olsun o kızarmış ekmeğin kokusunu duymamış ve fakat alışveriş merkezlerinin restoran katlarında boğucu bir gürültü ve havasızlık içinde hamburger keyfine fit olmuş çocuklar ve gençler için ben ne kadar yaşlıyım…
Dışarıda kar…
İçeride kanaat…
İçeride huzur vardı...
Televizyon yoktu. Gazete de her zaman olmazdı.
Öyle güzel cahildik ki, keyfimiz bozulmazdı hiç!
Portakal kabuklarını sobanın üzerine dizer, mis gibi kokusuna râm olurduk.
Kestane közlemek bütün bir gecenin akıllara seza mutluluğuydu.
Sonra illa ki, büyüklerin anlattığı hikâyeler, masallar, fıkralar, hatıralar…
Radyo da dinlenen şarkılar, türküler, skeçler, arap bacı, Orhan Boran ve Yuki...
Bir çoğu arızalı ve tedaviye muhtaç beyinlerden çıkma dizilerin ve filmlerin açtığı hasarlar yerine, geniş ve besleyici bir masal dünyası…
Lezzet bir tarafa, kokuya da hasret kalacağımız kimin aklına gelirdi?
Ekmeklerimiz el değerek üretilirdi, sağlıklıydı, lezzetliydi ve mis gibi kokardı.
Çay da kokardı… Domates de…
Öyle büyük marketler, AVM'ler neredeeee...
Bütün bu nefasete, küçücük bir bakkal dükkânının zenginliği yetiyordu.
Dışarıda kar…
İçeride huzur…
Zam endişesi, doğal gazın kesilme korkusu, yolda kalma telaşı, rejim tehlikesi falan filan da yoktu...
Bir elimizde ayna, bir elimizde cımbız, kimin umurunda dünya der gibiydi hayatımız…
Biz çok güzel cahildik.
Mutluluğun tablosunu yapıyorduk adeta…
Mutluluğu aramaktan çok, onu elde etmeni engelleyen, seni mutsuz kılan şeyin ne olduğunu bul.
Mutlu insanlar her şeyin en iyisine sahip olanlar değil, sahip olduklarını kaybetmeyecek kadar çok kanaatkar olanlardır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
HİÇ BİR ŞEY OLAMADIK, ÖZENTİDEN BAŞKA... "Ah Müjgan... Çok arada kaldık biz, Kendimiz olamadık. Tespih elimize, Malboro ağzımıza yak...
-
HİÇ BİR ŞEY OLAMADIK, ÖZENTİDEN BAŞKA... "Ah Müjgan... Çok arada kaldık biz, Kendimiz olamadık. Tespih elimize, Malboro ağzımıza yak...
-
Argo sözleri ağızların da sakız eden, söylerken bile karşısındakini serseme çeviren ama göze hoş görünüp dinlerken bile keyif verip güld...
-
Kendi kendimize gülüyoruz biliyormusunuz neden..? Deliren bir toplum oluyoruz ufukta görünen... "Sol"umuza güvenemez olduk, ...
