Hasretim, özlemim, bitanem, kadınım, Aşkım,
Bu gün başka bir özlem hasret oluştu yüreğimde.
Söküp atamadım bir türlü.
Her yerde, her nefesimde, düşüncelerimde sen…
Bak işte sensiz olamıyorum ben.
Ne kadar güzelsin, zarif ve hoş'sun, bir gülün dalında açışı gibi..
Bir kelebeğin, renk renk uçuşu gibi..
Bir denizin durgun maviliği gibi..
Öyle güzelsin ki, özlem duyupta yanında olamadığım sevgilim..
İnan bitanem asla yalan söylemiyorum,
Sana olan özlemimi, senin için atan kalp atışlarımda hissediyorum...
Hele senin de ben'de olan özlemini soludukça..
Sanki nefessiz kalıyorum
Hayallerimde yıkılıyorum..
Sana kavuşacağım günü beklerken yorğun düştüğüm bu gönül yollarında..
Biliyormusun Aşkım, elimde değil, özlem duyuyorum dedim ya sana bitanem,
Hislerim kalbimde ağladıkça,
Duygularım senin özleminden nefes aldıkça..
Seni özlüyorum..
Seni özledikçe..
Gözlerimde hep senin özlemini görüyorum...
Ben bende değilim artık, sende seninle yaşıyorum
Nasıl anlatılır bilmem ama, sensiz uyku tutturamıyorum gecelerime,
Duymadan o güzel sesini, uyku girmiyor işte bu yorgun gözlerime.
Sabah gözümü ilk açtığımda elim hemen telefona gidiyor, acaba aradı mı? diye.
Öyle özledim ki, sesinin sesimdeki yankısını!
Çocuksu gülümsemene neden olan mutlu bakışlarını…
Beni sevme şeklini öyle özledim ki…
Öyle özledim ki, gözlerinin içine bakarken gözlerimden buğulanmasını…
Ah bir bilsen sevgilim,
Gözlerine bakınca neler gördüğümü bir bilsen,
İçimde kopan fırtınaları, aşkı, sevdayı...
Öyle özledim ki seni, aradığımda sesindeki neşeyi…
Bitanecim dersin de, özledin mi beni demezsin.
Bende belki tam anlatamam sana olan hasretimi diye
Nasıl özlediğimi, seni nasıl sevdiğimi ispatlayayım diye hep sevdiğimi söylerim.
Güzel gözlüm, öyle özledim ki seni…
Yüreğim bir mecal kaldı şimdi.
Her gece yatağıma geçip çalmasını bekliyorum lanet telefonumun.
Her gece yalvarıyorum Tanrıma, bir an önce geçsin bu zaman bu bekleyişler diye…
Ve her gece uykuyu haram ediyorum gözlerime.
Ah kadınım, öyle özledim ki seni…
Tıraş bile olmuyorum eskisi gibi.
Sen sakın kesme dedin ya o sakalları..
Sakallarımı şimdi daha çok seviyorum sen seviyorsun diye....
Sevdiğim, öyle özledim ki seni…
Sesini, nefesini, bana doğru kurduğun cümlelerin her bir kelimesini…
Kaçamak, çekingen, ürkek ama sevgi dolu bakışlarını...
Şimdi bekliyorken senden gelecek tek bir seslenişi, nasıl zor bir bilsen,
Nefes alıp verdiğimde hasret ciğerlerimi yakıyor, özlem saçlarımdan tutup çekiştiriyor.
Sensin onun dermanı diyor içimdeki ses her gece.
Canımın taaaa içi, öyle özledim ki seni…
Her derdini alırım üstüme, sen üzülme sen yorulma sen düşünme isterim, ben bakarım çaresine…
Yeter ki gülsün yüzün derim, ben meydan okurum senin için bu alemin cümlesine…
Kurban olduğum, aşkların en güzeli, bir tanem, gül bakışlım, kalbimin birincisi…
Öyle özledim ki seni, sesini, nefesini…
Geçsin zaman kavuşayım sana artık, mutluluktan kes şu nefesimi…
Seni öyle seviyorum ki, ne anlatabilirim ne de tarif edebilirim....
Sevgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sevgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
27 Aralık 2018 Perşembe
23 Temmuz 2018 Pazartesi
İNSAN SEVGİSİ....
Dünyanın yaşanabilirliği, sevginin ve saygının insanlardaki oranıyla alakalıdır, nitekim sevgisizler yüzünden her geçen gün dünya neşesini, sevincini, heyecanını kaybetmektedir. Sevgisizler dünyaya daha çok hükmettiğinde, insanın insana sevgisi saygısı kalmadığında dünya ömrünü tamamlamış olacaktır. Onun için dünyadaki insanları, sevenler ve sevmeyenler diye ikiye ayırmak mümkündür....
Saygıyı ve sevgiyi insanlar çocuk yaşta öğrenir. Büyüdükçe de geliştirir bu yüzden çocukların eğitimi ailede başlar. Ailede bir çocuğa insanlara karşı saygı duyması öğretildiyse bu çocuk hayatı boyunca insanlara saygılı davranır. Fakat ailede çocuğa iyi bir eğitim verilmediyse bu çocuk hiçbir zaman insanlara saygılı davranmaz, sevgi duymaz. Bu yüzden hem ailesinde hem de toplumda karışıklıklara sebep olur.
İnsanın mutlu olabilmesi, kendini huzurlu ve mutlu hissedebilmesinin en temel yolu sevgi ile saygı duymasıdır. Bu sevginin en önemlisi ise insanın insana sevgi ve saygısı olarak karşımıza çıkmaktadır. Çünkü insan seven kişi her canlıyı sever, bu durumda insanları sevmeyen kişilerin diğer canlıları sevmesini beklemek de yanlıştır.
İnsan sevgisi içinde hoşgörüyü ve diğer insanlara karşı anlayışlı sıcakkanlı olmayı barındırır. Bir toplumun fertleri birbirlerini sevmiyorlarsa o toplumun sosyal anlamda gelişmesi ve dayanışma içinde olması beklenemez. Bir insanın sahip olması gereken en önemli özellik insan sevgisidir. Çünkü insan seven kişilerden hiç kimseye kötülük gelmez.
İnsan sevmek insanlar arasında ayrım yapmamak tüm insanları hoşgörü ile kabullenmek demektir. Bu sevgi hem bireyleri hem de toplumları yüceltir ve toplumsal bağların kuvvetlenmesinde insanlara yardımcı olur.
İnsan sevgisi kadardır İnsan, önce kendisini sever ve sevmeli, sonra akrabalarını, çevresini, köyünü, kasabasını, şehrini, ülkesini sever ve sevmelidir, bu sevgi dairesi genişler gider. Gittiği ülkeleri, hayal ettiklerini, bütün yeryüzünü, semavatı, öte alemleri sever ve sevmelidir. Böylece âlemde ne varsa, insan onlara sevgi besler...
İnsanlar, yardımlaşma ile yaşar,
İnsanlar, dostluk ile yaşar,
İnsanlar, sevgi ile yaşar,
İnsanlar, insan sevgisi ile yaşar.....
Saygı ve sevgi farklı unsurlardır ama biri olmadan diğeri işe yaramaz. Saygı ve sevginin bir arada bulunduğu toplumlar uzun ömürlü olur ve hiçbir zaman kargaşa içine düşmez. O toplumda saygı ve sevgi ne zaman kayboldu ise o zaman o toplum çöker.
Bu yüzden bizde birbirimize sevgi ile saygılı davranmalıyız. Her zaman başkalarının sevincini ve acısını paylaşmalıyız. İnsanları sevmeli onları birbirinden ayırmamalıyız.
Kısa ve anlamlı bir hikaye ile yazıma nokta koyayım;
Hintli bir adam suda bata çıka ilerlemeye çalısan bir akrep görür ve onu kurtarmaya karar verir ve parmağını uzatır ama akrep onu sokar,
Hintli tekrar akrebi sudan kurtarmaya çalışır ama akrep onu tekrar sokar ...
Bu durumu izleyen başka bir adam ona, onu sürekli sokmaya çalışan akrebi kurtarmaya çalışmaktan vazgeçmesini söyler...
Ama Hintli adam şöyle der:
- Sokmak akrebin doğasında vardır, benim doğamda ise sevmek var. Neden sokmak akrebin doğasında var diye kendi doğamda olan sevmekten vazgeçeyim...
Sevmekten vazgeçmeyin, iyiliğinizden vazgeçmeyin...
Etrafınızdaki akrepler sizi soksalar bile.....
Saygıyı ve sevgiyi insanlar çocuk yaşta öğrenir. Büyüdükçe de geliştirir bu yüzden çocukların eğitimi ailede başlar. Ailede bir çocuğa insanlara karşı saygı duyması öğretildiyse bu çocuk hayatı boyunca insanlara saygılı davranır. Fakat ailede çocuğa iyi bir eğitim verilmediyse bu çocuk hiçbir zaman insanlara saygılı davranmaz, sevgi duymaz. Bu yüzden hem ailesinde hem de toplumda karışıklıklara sebep olur.
İnsanın mutlu olabilmesi, kendini huzurlu ve mutlu hissedebilmesinin en temel yolu sevgi ile saygı duymasıdır. Bu sevginin en önemlisi ise insanın insana sevgi ve saygısı olarak karşımıza çıkmaktadır. Çünkü insan seven kişi her canlıyı sever, bu durumda insanları sevmeyen kişilerin diğer canlıları sevmesini beklemek de yanlıştır.
İnsan sevgisi içinde hoşgörüyü ve diğer insanlara karşı anlayışlı sıcakkanlı olmayı barındırır. Bir toplumun fertleri birbirlerini sevmiyorlarsa o toplumun sosyal anlamda gelişmesi ve dayanışma içinde olması beklenemez. Bir insanın sahip olması gereken en önemli özellik insan sevgisidir. Çünkü insan seven kişilerden hiç kimseye kötülük gelmez.
İnsan sevmek insanlar arasında ayrım yapmamak tüm insanları hoşgörü ile kabullenmek demektir. Bu sevgi hem bireyleri hem de toplumları yüceltir ve toplumsal bağların kuvvetlenmesinde insanlara yardımcı olur.
İnsan sevgisi kadardır İnsan, önce kendisini sever ve sevmeli, sonra akrabalarını, çevresini, köyünü, kasabasını, şehrini, ülkesini sever ve sevmelidir, bu sevgi dairesi genişler gider. Gittiği ülkeleri, hayal ettiklerini, bütün yeryüzünü, semavatı, öte alemleri sever ve sevmelidir. Böylece âlemde ne varsa, insan onlara sevgi besler...
İnsanlar, yardımlaşma ile yaşar,
İnsanlar, dostluk ile yaşar,
İnsanlar, sevgi ile yaşar,
İnsanlar, insan sevgisi ile yaşar.....
Saygı ve sevgi farklı unsurlardır ama biri olmadan diğeri işe yaramaz. Saygı ve sevginin bir arada bulunduğu toplumlar uzun ömürlü olur ve hiçbir zaman kargaşa içine düşmez. O toplumda saygı ve sevgi ne zaman kayboldu ise o zaman o toplum çöker.
Bu yüzden bizde birbirimize sevgi ile saygılı davranmalıyız. Her zaman başkalarının sevincini ve acısını paylaşmalıyız. İnsanları sevmeli onları birbirinden ayırmamalıyız.
Kısa ve anlamlı bir hikaye ile yazıma nokta koyayım;
Hintli bir adam suda bata çıka ilerlemeye çalısan bir akrep görür ve onu kurtarmaya karar verir ve parmağını uzatır ama akrep onu sokar,
Hintli tekrar akrebi sudan kurtarmaya çalışır ama akrep onu tekrar sokar ...
Bu durumu izleyen başka bir adam ona, onu sürekli sokmaya çalışan akrebi kurtarmaya çalışmaktan vazgeçmesini söyler...
Ama Hintli adam şöyle der:
- Sokmak akrebin doğasında vardır, benim doğamda ise sevmek var. Neden sokmak akrebin doğasında var diye kendi doğamda olan sevmekten vazgeçeyim...
Sevmekten vazgeçmeyin, iyiliğinizden vazgeçmeyin...
Etrafınızdaki akrepler sizi soksalar bile.....
28 Haziran 2018 Perşembe
KADINA DAİR NE VARSA.....
Adam gibi adam derler de, kadın gibi kadın demezler mesela, Taş gibi derler, Kezban derler, Erkek Fatma derler....
Sevdiğiniz kadına adamlık taslamanıza gerek yok, azıcık adam olun yeter......
Kadın olmak suçtur bu hayatta. Severse deli derler, sevmezse kötü derler. Hemen elde edilince basit olur, elde edilmeyenler de konuşmalara meze olur. Kadın susarsa bir şey bilmiyor derler, susmazsa dili uzun, saçı uzun aklı kısa derler... Derler de derler... Bilmezler ki kadınlar neler bilir neler yapar...
Sevdiğiniz kadın için dünyayı yıkmanıza gerek yok, onun dünyasını başına yıkmayın yeter..
Çünkü erkeklere göre sadece kadındır o, soğuk olmak zorundadır, hissetmemesi gerekir, iyi gözükmelidir ama öyle çok iddialı da olmaması gerekir, eksik etektir kadının aklı ermez, gözü açılmamalıdır, sırtından sopa karnından sıpa eksik edilmemelidir.
Sevdiğiniz kadına kendinizi ispatlamanıza gerek yok, size olan sonsuz güvenini suistimal etmeyin yeter...
Oysa erkektir kadını eksik hale getiren, namusunu alıp etek altına iten, inançlarını yok eden. Cesurdur kadın, bir erkekten daha ince düşünür tartar, düşünür, inceler. Seviyorsa bodoslama atlar, sevdiği için tüm engelleri aşar.
Sevdiğiniz kadını göklere çıkarmanıza gerek yok, ona sımsıkı sarılıp ayaklarını yerden kesin yeter...
Bütün erkekler kadını karmaşık bir varlık gibi görür ama cefakar, vefakar yapısı olduğunu, bilinmesi gereken aslında kadının istediği üç şeyin; sevgi, sadakat, dürüstlük olduğunu akıllarına getirmez bilmemezlikten gelirler...
Sevdiğiniz kadına umut vermenize gerek yok, sizinle kurduğu hayallerini boşa çıkarmayın yeter...
Kadın isterse neler yapar bilirmisiniz?..
Hiç merak edipte, sevdiğiniz kadını şöyle göz ucuyla meraklı gözlerle izlediniz mi?.. Her erkeğin yapması gereken bir şeydir aslın da, çünkü sevdiğiniz kadın sizi çaktırmadan öyle bir izler ki, her hareketinizi ezbere bilir, her düşüncenizi aşağı yukarı okur...
Benim izlediğim ve kadınlar hakkında ki gözlemlerimi şöyle sıralayabilirim...
Kadın, evcimen ise küçücük odaya bir sürü eşyayı sığdırır ve neyin nerede olduğunu kesinlikle bilir, aradığını anında bulur...
Mutfağında minicik kavanozlara renk renk reçelleri, doldurur sabahları kahvaltı da önünüze gelince, nasıl ne zaman yaptığına şaşırıp kalırsınız...
Bir su bardağına denizi doldurur, ya fırtınalar koparır, ya şen şakrak, yada hüzünlü olur.. Bardağı taşırtmayın sakın kadınlara yanarsınız....
Mesela hiç el çantasına şöyle bir göz attınız mı?.. Neler vardır neler, eczaneyi, bijuteriyi, aile resimlerini bile bulabilirsiniz o çantanın içinde...
Diyelim ki birlikte akşam yemeğine çıkacaksınız, makyajına bakarsınız ama gözünüz rujuna takılır görürsünüz ki; bir rujuna bir geceyi nasıl sığdırdığını....
Bir elbiseye ne anılar sıkıştırmıştır, bir anlatmaya başlarsa bir şarkıyı dinler gibi hıçkırıklara boğulursunuz....
Sevdiğiz kadını izlerken dikkat edin, bir bakışında şehveti, bir dokunuşunda şefkati bulursunuz, sonrası malum...
Kendinden hep emindir kadın, bir yürüyüşe umursamazlığı, bir dudak büküşe dayanılmazlığı, bir gülüşe unutulmazlığı sığdırır, şapşal eder insanı....
Biz erkekler sanırız ki kadınlar hep mutlu ve uysaldır ama onlar, bir sigaraya efkarını, bir kahveye sırlarını, bir susuşa çığlıklarını saklarlar anlamakta zorluk çekersiniz....
Kadın öyle kutsal öylesine gizemli bir varlıktır ki, bir erkeği bir ömür kalbine ve yatağına , bir bebeği karnına ve tüm hayatına..
Kadın isterse herşeyi sığdırır o minicik yüreğine de, bir kendi yüreğini ve bedenini sığdıramaz nedense şu koca dünyaya.....
Bir kadının ne dediğine değil, ne demek istediğine kulak ver. Çünkü onlar, kimse kırılmasın diye bazı şeyleri söylemezler.
Kadın güçlüdür aslında. Hatta erkeklerden çok daha güçlüdür; ama ister ki, erkeğin gücü kendisine huzur versin.
William Golding der ki; "Her kadına sahip olmaya çalışan adam bir kadına hasret kalır! Bir kadına sahip olan adam; Her kadını kendine hayran bırakır.”
Sevdiğiniz kadına adamlık taslamanıza gerek yok, azıcık adam olun yeter......
Kadın olmak suçtur bu hayatta. Severse deli derler, sevmezse kötü derler. Hemen elde edilince basit olur, elde edilmeyenler de konuşmalara meze olur. Kadın susarsa bir şey bilmiyor derler, susmazsa dili uzun, saçı uzun aklı kısa derler... Derler de derler... Bilmezler ki kadınlar neler bilir neler yapar...
Sevdiğiniz kadın için dünyayı yıkmanıza gerek yok, onun dünyasını başına yıkmayın yeter..
Çünkü erkeklere göre sadece kadındır o, soğuk olmak zorundadır, hissetmemesi gerekir, iyi gözükmelidir ama öyle çok iddialı da olmaması gerekir, eksik etektir kadının aklı ermez, gözü açılmamalıdır, sırtından sopa karnından sıpa eksik edilmemelidir.
Sevdiğiniz kadına kendinizi ispatlamanıza gerek yok, size olan sonsuz güvenini suistimal etmeyin yeter...
Oysa erkektir kadını eksik hale getiren, namusunu alıp etek altına iten, inançlarını yok eden. Cesurdur kadın, bir erkekten daha ince düşünür tartar, düşünür, inceler. Seviyorsa bodoslama atlar, sevdiği için tüm engelleri aşar.
Sevdiğiniz kadını göklere çıkarmanıza gerek yok, ona sımsıkı sarılıp ayaklarını yerden kesin yeter...
Bütün erkekler kadını karmaşık bir varlık gibi görür ama cefakar, vefakar yapısı olduğunu, bilinmesi gereken aslında kadının istediği üç şeyin; sevgi, sadakat, dürüstlük olduğunu akıllarına getirmez bilmemezlikten gelirler...
Sevdiğiniz kadına umut vermenize gerek yok, sizinle kurduğu hayallerini boşa çıkarmayın yeter...
Kadın isterse neler yapar bilirmisiniz?..
Hiç merak edipte, sevdiğiniz kadını şöyle göz ucuyla meraklı gözlerle izlediniz mi?.. Her erkeğin yapması gereken bir şeydir aslın da, çünkü sevdiğiniz kadın sizi çaktırmadan öyle bir izler ki, her hareketinizi ezbere bilir, her düşüncenizi aşağı yukarı okur...
Benim izlediğim ve kadınlar hakkında ki gözlemlerimi şöyle sıralayabilirim...
Kadın, evcimen ise küçücük odaya bir sürü eşyayı sığdırır ve neyin nerede olduğunu kesinlikle bilir, aradığını anında bulur...
Mutfağında minicik kavanozlara renk renk reçelleri, doldurur sabahları kahvaltı da önünüze gelince, nasıl ne zaman yaptığına şaşırıp kalırsınız...
Bir su bardağına denizi doldurur, ya fırtınalar koparır, ya şen şakrak, yada hüzünlü olur.. Bardağı taşırtmayın sakın kadınlara yanarsınız....
Mesela hiç el çantasına şöyle bir göz attınız mı?.. Neler vardır neler, eczaneyi, bijuteriyi, aile resimlerini bile bulabilirsiniz o çantanın içinde...
Diyelim ki birlikte akşam yemeğine çıkacaksınız, makyajına bakarsınız ama gözünüz rujuna takılır görürsünüz ki; bir rujuna bir geceyi nasıl sığdırdığını....
Bir elbiseye ne anılar sıkıştırmıştır, bir anlatmaya başlarsa bir şarkıyı dinler gibi hıçkırıklara boğulursunuz....
Sevdiğiz kadını izlerken dikkat edin, bir bakışında şehveti, bir dokunuşunda şefkati bulursunuz, sonrası malum...
Kendinden hep emindir kadın, bir yürüyüşe umursamazlığı, bir dudak büküşe dayanılmazlığı, bir gülüşe unutulmazlığı sığdırır, şapşal eder insanı....
Biz erkekler sanırız ki kadınlar hep mutlu ve uysaldır ama onlar, bir sigaraya efkarını, bir kahveye sırlarını, bir susuşa çığlıklarını saklarlar anlamakta zorluk çekersiniz....
Kadın öyle kutsal öylesine gizemli bir varlıktır ki, bir erkeği bir ömür kalbine ve yatağına , bir bebeği karnına ve tüm hayatına..
Kadın isterse herşeyi sığdırır o minicik yüreğine de, bir kendi yüreğini ve bedenini sığdıramaz nedense şu koca dünyaya.....
Bir kadının ne dediğine değil, ne demek istediğine kulak ver. Çünkü onlar, kimse kırılmasın diye bazı şeyleri söylemezler.
Kadın güçlüdür aslında. Hatta erkeklerden çok daha güçlüdür; ama ister ki, erkeğin gücü kendisine huzur versin.
William Golding der ki; "Her kadına sahip olmaya çalışan adam bir kadına hasret kalır! Bir kadına sahip olan adam; Her kadını kendine hayran bırakır.”
24 Şubat 2018 Cumartesi
ESKİDEN NE GÜZELDİ HERŞEY....
Bugünlerde her nerde olursa olsun eskilere özlem olduğunu görüyorum. Hayatımda, iş hayatında, ülkemde, siyasette sinemada bu liste uzar gider. Eskilerin güzel olması tabiî ki de mazide kalması ve bir daha o anıların yaşanamayacak olması. Lakin bugünlerde televizyonu açtığımda veya sinemaya gittiğimde seviyesizce programlar, filmler, diziler hep bir hır gür, hep bir kavga, kim kimle nerede ve insanları daha çok para harcamaya, lükse özendiren programlar, kötü insanların kazandığını gösteren filmler, mafya vari diziler.
Ne güzel cahildik; Televizyon yoktu. Gazete de her zaman olmazdı.
Öyle güzel cahildik ki, keyfimiz bozulmazdı hiç!
Dışarıda kar…
Ama kuzine içten içe öyle yanardı ki.
Kuzinenin üzerinde demir maşa…
Maşanın üzerinde de ekmek dilimleri olurdu.
Aydınlık bir kış sabahı ve kızarmış ekmek kokusu…
Sucuk, pastırma lükstü. Yumurta lezzetli.
Ekmek her zaman ekmek gibi, kokusu hala burnumda tüter o kızarmış francala dilimlerinin…
Bir kez olsun kümesten yumurta almamış, bir kez olsun o kızarmış ekmeğin kokusunu duymamış ve fakat alışveriş merkezlerinin restoran katlarında boğucu bir gürültü ve havasızlık içinde hamburger keyfine fit olmuş çocuklar ve gençler için ben ne kadar yaşlıyım…
Dışarıda kar…
İçeride kanaat…
İçeride huzur…
Televizyon yoktu. Gazete de her zaman olmazdı.
Öyle güzel cahildik ki, keyfimiz bozulmazdı hiç!
Portakal kabuklarını sobanın üzerine dizer, mis gibi kokusuna râm olurduk.
Kestane közlemek bütün bir gecenin akıllara seza mutluluğuydu.
Sonra illa ki, büyüklerin anlattığı hikâyeler, hatıralar…
Radyo da dinlenen skeçler, arap bacı, Orhan Boran ve Yuki...
Birçoğu arızalı ve tedaviye muhtaç beyinlerden çıkma dizilerin ve filmlerin açtığı hasarlar yerine, geniş ve besleyici bir masal dünyası…
Lezzet bir tarafa, kokuya da hasret kalacağımız kimin aklına gelirdi?
Ekmeklerimiz el değerek üretilirdi, sağlıklıydı, lezzetliydi ve mis gibi kokardı.
Çay da kokardı… Domates de…
Bütün bu nefasete, küçücük bir bakkal dükkânının zenginliği yetiyordu.
Dışarıda kar…
İçeride huzur…
Zam endişesi, doğal gazın kesilme korkusu, yolda kalma telaşı, rejim tehlikesi…
Kimin umurunda…
Ne güzel cahildik.
Mutluluğun resmini çiziyorduk adeta…
Ne güzel cahildik; Televizyon yoktu. Gazete de her zaman olmazdı.
Öyle güzel cahildik ki, keyfimiz bozulmazdı hiç!
Dışarıda kar…
Ama kuzine içten içe öyle yanardı ki.
Kuzinenin üzerinde demir maşa…
Maşanın üzerinde de ekmek dilimleri olurdu.
Aydınlık bir kış sabahı ve kızarmış ekmek kokusu…
Sucuk, pastırma lükstü. Yumurta lezzetli.
Ekmek her zaman ekmek gibi, kokusu hala burnumda tüter o kızarmış francala dilimlerinin…
Bir kez olsun kümesten yumurta almamış, bir kez olsun o kızarmış ekmeğin kokusunu duymamış ve fakat alışveriş merkezlerinin restoran katlarında boğucu bir gürültü ve havasızlık içinde hamburger keyfine fit olmuş çocuklar ve gençler için ben ne kadar yaşlıyım…
Dışarıda kar…
İçeride kanaat…
İçeride huzur…
Televizyon yoktu. Gazete de her zaman olmazdı.
Öyle güzel cahildik ki, keyfimiz bozulmazdı hiç!
Portakal kabuklarını sobanın üzerine dizer, mis gibi kokusuna râm olurduk.
Kestane közlemek bütün bir gecenin akıllara seza mutluluğuydu.
Sonra illa ki, büyüklerin anlattığı hikâyeler, hatıralar…
Radyo da dinlenen skeçler, arap bacı, Orhan Boran ve Yuki...
Birçoğu arızalı ve tedaviye muhtaç beyinlerden çıkma dizilerin ve filmlerin açtığı hasarlar yerine, geniş ve besleyici bir masal dünyası…
Lezzet bir tarafa, kokuya da hasret kalacağımız kimin aklına gelirdi?
Ekmeklerimiz el değerek üretilirdi, sağlıklıydı, lezzetliydi ve mis gibi kokardı.
Çay da kokardı… Domates de…
Bütün bu nefasete, küçücük bir bakkal dükkânının zenginliği yetiyordu.
Dışarıda kar…
İçeride huzur…
Zam endişesi, doğal gazın kesilme korkusu, yolda kalma telaşı, rejim tehlikesi…
Kimin umurunda…
Ne güzel cahildik.
Mutluluğun resmini çiziyorduk adeta…
3 Temmuz 2017 Pazartesi
AYLARDAN KAÇ...
düşüncelerimde bile
kalkıp sana kaçsam diyorum...
bir bakıyorum ki;
kapılarımı tutmuş zebaniler
bir bakıyorum ki;
pencerelerime tel örgüler çekiliyor...
düşlerimde saklamaya çalışsamda seni
gözlerime bakan
gözlerimde seni görüyor!
karmakarışık düşlerim,
arı kovanına dönmüş beynim
mayınlar patlıyor yüreğimde...
her tarafım çevrilmiş surlarla
ne kaçabiliyor içimdeki ben benden
ne içerime girebiliyor dışarımdaki ben...
yağmur mu yağıyor?
yoksa kar mı?
farkında değilim
ne sıcağın, ne de soğuğun...
resmini çiziyor her gece
çarşaflara sarınmış terden
sırılsıklam olmuş bedenim...
gecelerim uykusuz...
aylardan kaç?
günlerden neresidir?
bir anlatabilseydim sana,
bir anlatabilseydim
sensizlik nasıl bir şeydir?.........
07.07.2006
-Bekir Birincioğlu-
kalkıp sana kaçsam diyorum...
bir bakıyorum ki;
kapılarımı tutmuş zebaniler
bir bakıyorum ki;
pencerelerime tel örgüler çekiliyor...
düşlerimde saklamaya çalışsamda seni
gözlerime bakan
gözlerimde seni görüyor!
karmakarışık düşlerim,
arı kovanına dönmüş beynim
mayınlar patlıyor yüreğimde...
her tarafım çevrilmiş surlarla
ne kaçabiliyor içimdeki ben benden
ne içerime girebiliyor dışarımdaki ben...
yağmur mu yağıyor?
yoksa kar mı?
farkında değilim
ne sıcağın, ne de soğuğun...
resmini çiziyor her gece
çarşaflara sarınmış terden
sırılsıklam olmuş bedenim...
gecelerim uykusuz...
aylardan kaç?
günlerden neresidir?
bir anlatabilseydim sana,
bir anlatabilseydim
sensizlik nasıl bir şeydir?.........
07.07.2006
-Bekir Birincioğlu-
23 Haziran 2017 Cuma
BİLİRMİSİN...
Seninle birlikete olmanın en güzeli, en kötüsü, en heyecanlısı, en acıtanı, en mutlusu, en romantiği, en zor yanı nedir bilirmisin?...
Bilemezsin ki çünkü ben seni sadece düşlerimde sevdim;
Ellerini avuçlarıma alıp, avuçlarımı terleten sıcaklığını taa içimde hissetmek, en güzeliydi...
”Seni seviyorum” sözcüğü dilimin ucunu ısırırken hiç konuşmadan boş yere saatlerce havaya suya bakmak, en kötüsüydü,
Aynı şeyleri seninle aynı anda düşünmek birlikte ağlamak gülmek. Ve uzaklardayken bile seni çılgınca özlemek, en heyecanlısıydı...
Seni hiç tanımadığım bir sürü insanlarla paylaşmak. Senin yanında olan, seninle konuşan herkesi çocukça kıskanmak, en acısıydı...
Tanıdık birileriyle karşılaşma ürkekliği ile yollarda yürümek yan yana, farkında olmadan… Elimdeki şemsiyeye inat birlikte yağmurda ıslanmak. Elimde kırlardan topladığım taze bahar çiçekleriyle seni beklemek hayali bile mutluluğun en güzeliydi...
Sensiz gecelerde sana söyleyemediklerimi yıldızlara, aya, suya vuran yakamozlara anlatmak… Okuduğum her kitabın bir satırında, dinlediğim şarkıların, türkülerin, şiirlerin her mısrasında seni bulmak, romantik yaşamın ta kendisiydi...
Seni hayalimde bile kaybetme korkusuyla hayatta ilk kez tattığım o tarifsiz duygularımı umut denizinin ortasında küreksiz bir sandala hapsetmek. Sevgili yerine yıllarca dost kalmayı başarmak. Yalın ayak yürümek bıçağın en keskin yerinde. Kanadıkça tuz yerine gözyaşlarımı basmak yüreğime, en zoruydu...
Seninle düşlerimde birlikte olmanın tek yan etkisi nedir bilemezsin....
Nereden bileceksin, asla da bilemeyeceksin, çünkü bunları sana hiç söylemedim sende duymadın zaten....
Aslında vardın ama hayallerimde yaşadın...
Olsaydın avuçlarım terlemez, ısırmazdım dilimin ucunu, özlemez, kıskanmazdım seni...
Korkmazdım yollarında yürümekten. Islansamda yağmurlardan…
Yıldızlara, aya dert yanmaz, yakamozları seyrederken böyle her şarkıda sarhoş olmazdım.
Seni kaybetmektense yüreğim kan revan atlardım iskeleden denize… Ve her kulaçta haykırırdım seni..
Ama sen hiç benimle olmadın ki, ben seninleyken…
Öylesine bir sevdaydı benimkisi, belki hayal, belki rüya...
BEN HEP SENİ SENSİZ YAŞARKEN, SENİN AKLIN VE YÜREĞİN BAŞKA YERLERDEYDİ...
ÜMİT VERSEYDİM, UMUT ETSEYDİN, EVET DESEYDİN BELKİ DE SANA SÖYLERDİM....
OLSUN BEN BÖYLE DE MUTLUYUM, SEN DE ÖYLE MUTLUYSAN...
Bilemezsin ki çünkü ben seni sadece düşlerimde sevdim;
Ellerini avuçlarıma alıp, avuçlarımı terleten sıcaklığını taa içimde hissetmek, en güzeliydi...
”Seni seviyorum” sözcüğü dilimin ucunu ısırırken hiç konuşmadan boş yere saatlerce havaya suya bakmak, en kötüsüydü,
Aynı şeyleri seninle aynı anda düşünmek birlikte ağlamak gülmek. Ve uzaklardayken bile seni çılgınca özlemek, en heyecanlısıydı...
Seni hiç tanımadığım bir sürü insanlarla paylaşmak. Senin yanında olan, seninle konuşan herkesi çocukça kıskanmak, en acısıydı...
Tanıdık birileriyle karşılaşma ürkekliği ile yollarda yürümek yan yana, farkında olmadan… Elimdeki şemsiyeye inat birlikte yağmurda ıslanmak. Elimde kırlardan topladığım taze bahar çiçekleriyle seni beklemek hayali bile mutluluğun en güzeliydi...
Sensiz gecelerde sana söyleyemediklerimi yıldızlara, aya, suya vuran yakamozlara anlatmak… Okuduğum her kitabın bir satırında, dinlediğim şarkıların, türkülerin, şiirlerin her mısrasında seni bulmak, romantik yaşamın ta kendisiydi...
Seni hayalimde bile kaybetme korkusuyla hayatta ilk kez tattığım o tarifsiz duygularımı umut denizinin ortasında küreksiz bir sandala hapsetmek. Sevgili yerine yıllarca dost kalmayı başarmak. Yalın ayak yürümek bıçağın en keskin yerinde. Kanadıkça tuz yerine gözyaşlarımı basmak yüreğime, en zoruydu...
Seninle düşlerimde birlikte olmanın tek yan etkisi nedir bilemezsin....
Nereden bileceksin, asla da bilemeyeceksin, çünkü bunları sana hiç söylemedim sende duymadın zaten....
Aslında vardın ama hayallerimde yaşadın...
Olsaydın avuçlarım terlemez, ısırmazdım dilimin ucunu, özlemez, kıskanmazdım seni...
Korkmazdım yollarında yürümekten. Islansamda yağmurlardan…
Yıldızlara, aya dert yanmaz, yakamozları seyrederken böyle her şarkıda sarhoş olmazdım.
Seni kaybetmektense yüreğim kan revan atlardım iskeleden denize… Ve her kulaçta haykırırdım seni..
Ama sen hiç benimle olmadın ki, ben seninleyken…
Öylesine bir sevdaydı benimkisi, belki hayal, belki rüya...
BEN HEP SENİ SENSİZ YAŞARKEN, SENİN AKLIN VE YÜREĞİN BAŞKA YERLERDEYDİ...
ÜMİT VERSEYDİM, UMUT ETSEYDİN, EVET DESEYDİN BELKİ DE SANA SÖYLERDİM....
OLSUN BEN BÖYLE DE MUTLUYUM, SEN DE ÖYLE MUTLUYSAN...
17 Haziran 2017 Cumartesi
KAHVE
Hani türküsü de vardır "kahve yemenden gelir gülü çemenden gelir"...
Size bir fincan kahve ikram edeyim. Türk işi seviyorsan, şöyle bol köpüklü. Sert ve uzun içicilere americano, ama ben daha sertim diyenlere espresso veriyoruz. Herkese göre bir kahvemiz var. Sütlü sevenlere, cappucino ya da lattemiz de var?...
Yani kahve tüm dünyada sevilen ve zekle içilen bir içecektir, ama;
Her kahve aynı tadı taşımaz… Nerede içiyorsan, kiminle içiyorsan ona gore degişir o kahvenin tadı…
Sahilde oturduğun rüzgarlı bir sonbahar günü, en sevdiğin dostun ağlarken içtigin kahvenin tadı kederlidir… Kahve telvesine yüreginin acısı karışır, buruktur kahvenin tadı...
Bir pazar öğle sonrası annenin “hadi bir kahve yap da içelim” dediği kahve huzurludur… Köpükler annenin göz bebeklerine yansır… Dudağının kıyısında kalan küçük bir gülümsemedir, karşılıksız bir sevginin tadıdır…
Bir gece vakti zil zurna sarhoşken içtiğin kahve düştüğün kuyudan çıkma cabasıdır… Koyu kıvamlı kahverengi bir ipe tutunur çıkarsın, çıktığın an uyuyakalırsın, unutulmuş buruk bir tatdır....
Dostlarla içilen kahve neşedir… Kahkahalar köpüklerin üzerinde yüzer, neşe doludur kahvenin tadı…
Tek başına gece vakti balkonda içtiğin kahve yalnızlıktır… Acıdır tadı… Ama garip de bir keyfi, şekersiz yavan bir lezzeti vardır, …
Baban için yaptığın kahve sevgi doludur… Çay bardağında, az şekerli… Kahve gibi görünmez sana… Ama sıcaktır dumanı tüter ve kokusu büyülüdür…
Beklemediğin bir anda sana uzatılan kahve başkadır… Isıtır insanın içini, unutulmaz bir tat alırsın…
Yorgun olduğunda içtigin kahve hafifletir seni… Kendine getirir, unutturur günün ağırlığını…
Kahve aynı kahvedir belki…
Köpüğüyle, rengiyle, dumanıyla aynı kahvedir ama içilen kahveler ruhunun süzgecinden geçer ve tadları degişir…
Her kahve aynı değildir bu yüzden…
Kiminle, nerede ve nasıl içtiğine göre değişir kahvenin tadı da, telvesi de...
Damağımızda kalan 40 yıllık tat adına, kahve tadında kalın...
Size bir fincan kahve ikram edeyim. Türk işi seviyorsan, şöyle bol köpüklü. Sert ve uzun içicilere americano, ama ben daha sertim diyenlere espresso veriyoruz. Herkese göre bir kahvemiz var. Sütlü sevenlere, cappucino ya da lattemiz de var?...
Yani kahve tüm dünyada sevilen ve zekle içilen bir içecektir, ama;
Her kahve aynı tadı taşımaz… Nerede içiyorsan, kiminle içiyorsan ona gore degişir o kahvenin tadı…
Sahilde oturduğun rüzgarlı bir sonbahar günü, en sevdiğin dostun ağlarken içtigin kahvenin tadı kederlidir… Kahve telvesine yüreginin acısı karışır, buruktur kahvenin tadı...
Bir pazar öğle sonrası annenin “hadi bir kahve yap da içelim” dediği kahve huzurludur… Köpükler annenin göz bebeklerine yansır… Dudağının kıyısında kalan küçük bir gülümsemedir, karşılıksız bir sevginin tadıdır…
Bir gece vakti zil zurna sarhoşken içtiğin kahve düştüğün kuyudan çıkma cabasıdır… Koyu kıvamlı kahverengi bir ipe tutunur çıkarsın, çıktığın an uyuyakalırsın, unutulmuş buruk bir tatdır....
Dostlarla içilen kahve neşedir… Kahkahalar köpüklerin üzerinde yüzer, neşe doludur kahvenin tadı…
Tek başına gece vakti balkonda içtiğin kahve yalnızlıktır… Acıdır tadı… Ama garip de bir keyfi, şekersiz yavan bir lezzeti vardır, …
Baban için yaptığın kahve sevgi doludur… Çay bardağında, az şekerli… Kahve gibi görünmez sana… Ama sıcaktır dumanı tüter ve kokusu büyülüdür…
Beklemediğin bir anda sana uzatılan kahve başkadır… Isıtır insanın içini, unutulmaz bir tat alırsın…
Yorgun olduğunda içtigin kahve hafifletir seni… Kendine getirir, unutturur günün ağırlığını…
Kahve aynı kahvedir belki…
Köpüğüyle, rengiyle, dumanıyla aynı kahvedir ama içilen kahveler ruhunun süzgecinden geçer ve tadları degişir…
Her kahve aynı değildir bu yüzden…
Kiminle, nerede ve nasıl içtiğine göre değişir kahvenin tadı da, telvesi de...
Damağımızda kalan 40 yıllık tat adına, kahve tadında kalın...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
HİÇ BİR ŞEY OLAMADIK, ÖZENTİDEN BAŞKA... "Ah Müjgan... Çok arada kaldık biz, Kendimiz olamadık. Tespih elimize, Malboro ağzımıza yak...
-
YENİDEN MERHABA.. UZUN BİR ARADAN SONRA YİNE BLOG OKUYUCULARI OLMAK ÇOK GÜZEL VE KEYİFLİ... YİNE ESKİSİ GİBİ HER TÜRLÜ KONUYU İŞLEYİP YAZM...
-
Temel otobüs yolculuğu sırasında mola yerinde inerek tuvalete gitmiş. Tuvalete girdikten kısa süre sonra, yan tuvaletten bir ses gelmiş: - M...
-
BUGÜN 1 NİSAN DOĞRU YOLUR BULUR İNSAN... HAYI R DA, HAYIR.... “Hayır demeyecek neyimiz var ki? “Cinsiyetçi eğitime karşı HAYIR, “Atae...





