17 Ekim 2021 Pazar

HİÇ BİR ŞEY OLAMADIK, 

ÖZENTİDEN BAŞKA...

 "Ah Müjgan...

Çok arada kaldık biz,
Kendimiz olamadık.
Tespih elimize,
Malboro ağzımıza yakışmadı.
Fes kafamızda,











501 kot pantolon kıçımızda
O Amerikalı kızdaki gibi durmadı.
Western filmlerinde
Ezilen kızılderililere ağlayıp,
Mavi ceketlileri tuttuk.
Ne solcu olabildik,
Ne sağcı,
Das kapital, okumak için çok uzundu,
Zaten okumayı hiç sevmedik.
Devrim türkülerinin ezgisini tutturamadık,
Bıyığı aşağı bırakmakla olmadı,
Mafyalaştık,
Milliyetimizi araplaştırdık...
Dinimizi Arapça okuduk
Ayetleri anlamadık.
Dünyada anlamadığı bir dilde dua eden başka bir millet var mı bilmiyorum.
Hoş millet miyiz?
Onu da bilmiyorum.








Teknoloji çağına yetişemedik,
Bırak matbaayı,
Bilgisayarın tuşuna da,
Yirmi yaşımıza da
Aynı gün bastık.
Cep telefonunu kemerlerimize astık,
Kazağı pantolonun içine.
Çok aralarda kaldık biz.
Toprak ağalarını demokrat,
Kapitalistleri yatırımcı sandık.
En büyük yalanı söyleyene daha çok inandık,
Camide iken ‘’Uydum hafız olan imama’’ derken, Her yerde imama uyduk.
Laikliğin ne demek olduğunu
Bizi okumanın, eğitimin kurtaracağını anlamadık.
Parayı kazanmak kolay sandık
Bankerlere, Jet Fadıla,
Çiftlik banklara,
En son kriptocuya kaptırdık.
Çok arada kaldık biz.
Kural koyduk, bozduk,
Anayasa yaptık, uymadık
Üniversiteleri haşat, Liyakatı madara,
Bakara’yı makara ettik.
Nihat Hatipoğlu’nu YÖK’e
Milli güreşçiyi bankaya atadık,
Okul yaptık, eğitim yapmadık,
Yol yaptık çöktü
Köprü yaptık geçmedik
Yine de parasını ödedik.
Devletin elektriğini,
Tekelini,
Limanlarını,
Barajlarını,
Fabrikalarını,
Kaz dağlarını bir güzel sattık.
Devletin malı denizdi,
Dezenfektan satmayan kerizdi.
Zaten ortada kaldıydık,















Bir kanal eksikti arada,
Onun da Projesini hazırladık
Yakında yüzeriz kanalda.
Leblebi tozu vardı bir zamanlar,
pudra şekerine nasıl geçtik?
Hiç anlamadık,
Ve Hiç sormadık,
Acaba bu hayatı,
Kendimiz mi seçtik?
Ümit etmek güzel,
Beklentisi var herkesin...de
Biz küçükken,
Sapanla kuş avlayan arkadaşımıza,
‘dur’ diyemediysek eğer,
Şimdi o arkadaş
Devletin gücünü,
Medyanın sözünü,
Paranın tadını,
Yandaşın hırsını,
Cahilin gönlünü,
Eline avucuna almışken ‘dur’ dememizi
Kimse beklemesin.
... ...
Diyeceğim ama diyemiyorum.
Biri söylemiş işte;
“Muhtaç olduğun kudret
Damarlarındaki, asil kanda mevcuttur “ diye..
Bence uyan artık,
Yoksa geç kalacaksın
Kendini kurtaracak kimse arama,
Seni yine,
Sen kurtaracaksın..

27 Şubat 2021 Cumartesi

LABELEB LEBLEBİ MİDİR?

Labeleb dolu diyor ya, ama çoğu kimse bu kelimeyi, kelimenin de ne anlama geldiğini bilmiyor neden çünkü Türkçe değil zaten kendisinin de öyle ahım şahım bir Türkçesi yok sokak ağzı argo konuşma üstadı, yani labeleb  farşça da dudak dudağa anlamına gelmektedir söylediği kelimenin gerçek anlamını kendi de bilmemektedir.. 
hınça hınç salonlarda iç içe dudak dudağa oturup kongreler yapmak hele hele covid-19 virüs salgını sürerken her baba yiğidin harcı değil. Yahu millete aman maske, mesafe, temizlikten vazgeçmeyin diye verirken  talkımı hiç mi aynaya bakmıyorsun. Bi aynaya bak ne göreceksin, 
her şeyi bilen ama bilmeyen mi?
ben ne dersem o diyen mi? 
ben ülkenin padişahıyım, halkı da kölemdir diyen mi?
sen hele şu iğneyi kendine bir batır yeminnen sana halk çuvaldıza razıdır.
yahu maske dediniz dağıtmayı beceremediniz, millet maskesini kendi yaptı, kendi sattı.
aşı dediniz o nu da beceremediniz, hala ve hala 65 yaş ve üstünde aşı olmayan insanlar var, sizin haberiniz yok. 
ülkenin başı bir yandan, 
sağlık bakanı bir yandan,
bilim kurulu üyeleri bir yandan, 
konuşup duruyorsunuz da, söylediklerinizin ardında ötesin de berisin de durmuyorsunuz, atış serbsest misali bam bili bili bom...
ölen öldü, kalan sağlar bizimdir ama onlar da gidicidir...

12 Mayıs 2020 Salı

AĞIR ENDAM FISTIKİ MAKAM....

Argo sözleri ağızların da sakız eden, söylerken bile karşısındakini serseme çeviren ama göze hoş görünüp dinlerken bile keyif verip güldüren siz sevgili kadınlar....
Filiz Bingölçe’nin (Uzun zaman kanser tedavisi gören Bingölçe iyileşemeyerek 1 Şubat 2016’da Ankara’da 50 yaşında maalesef hayata gözlerini yumdu. Cenazesi Ankara Karşıyaka Mezarlığı’na defnedildi) "Kadın Argosu Sözlüğü" adlı kitabı okudunuz mu bilmem ama ben okudum ve çok keyif aldım.
Belki kadınlar arasında ki sohbetlerde bu sözleri kullanıyorsunuzdur fakat hiç dışarı sızmamış güneş görmemiş argo sözleri merak etmemek elde değil.
Biz erkekler bir aaraya gelip muhabbettin içine ederiz ya da orada burada argo sözler ve deyimler kullanırız herkesin bilir ve de duymuştur ama bu kitapta okuduğum kadın argo sözleri ve  konuşmalarını ilk defa duydum yani okudum...
Bu komik kadın sözleri içine öyle bir işliyor ki, bir kez alışınca, sanki aynı duyguyu bir daha asla başka sözlerle anlatamazsınız gibi geliyor.
Kitaptan bazı alıntılar yaparak sizlerle paylaşmak istedim, yarın öbürgün bir yerler de duyar ne olduğunu merak edersiniz ve ne demek olduğunu öğrenmek için kıvranmamanız için sizlerde okuyun öğrenin derim...
Hadi bakalım ben yazdım aşağıya, sizde başlayın okumaya...
AGOP’UN ÖKÜZÜ: Şaşkın, pasif ve aptal aptal düşünen erkek.
- Anlat anacım, istediğin kadar anlat. Herif Agop’un öküzü olduktan sonra, tın gider, tın çıkar.
AĞIR ENDAM FISTIKİ MAKAM: Tembel ve hımbıl. Oturduğu yerden kalkamayan kişi.
- Ona bir iş buyur, arkasından kendin git… Kendi gelinim diye demiyorum, ağır endam fıstıki makam…
ACUR GÜZELİ: Çirkin erkek.
- Ah şu kadına bi’ bak Allahını seversen, bi’ de dön, koluna taktığı acur güzeline bak… Göz var, izan var…
ARŞİVE MANŞET OLMAK:
Eski güzelliği ya da çekiciliği kalmamak. (veya) Ses getireceğini düşünerek yapılan bir şeyin beklenenin aksine kimsenin ilgisini çekmemesi.
- Ohoo Nebahat Abla, senin o eski aşk hikayelerin çoktan arşive manşet oldu da haberin yok ayol!
Bİ BOKTAN ANLAMAZ HELAYA GARDİYAN YAZILIR: Bilmediği konularda yetkili olmak isteyen kimselerle alay etmek için kullanılır.
- Yemek mi dedin, bütün dünya mutfakları bunda. Temizlik mi dedin, zaten her gün evi baştan ayağa yıkar. Fizik bunda, matematik bunda, edebiyat bunda, coğrafya bunda. Sorsan öyle. Mutfağa soksan ama, yumurta kıramaz, evinde bir karış toz, daha haritanın düzünü tersini bilmez… Senin anlayacağın, bi’ boktan anlamaz, ama helaya gardiyan yazılır, koşa koşa.
BİR DONU VAR KIRMIZI KÂH ANASI GİYER KÂH KIZI: Aynı çevre ve aileden olan kadınların aynı fikri savunduğunu anlatmak için söylenir.
- Ben bir şey dedim ya, hemen hem kaynanam hem eltim bir ağızdan karşı çıkıyor. Aman bunların da birbirini böyle tutması deli ediyor beni. Bi’ donları var kırmızı, kâh anası giyer, kâh kızı.
CUMA ŞOFÖRÜ: Acemi, sadece hafta sonları araba süren ehliyeti yeni almış kimseler için kullanılır.
- Tabi çocuğum, girdik boş yola, ver arabayı bana. Tam Cuma şoförü oldun başımıza. Şehir içinde ölüyorum desem hastaneye götürmezsin ama, değil mi?
DAHA NELER, TAVUK MELER KURBAĞA OTURMUŞ ÇOCUK BELER: Saçma sapan, inandırıcı olmayan durumları anlatmak için söylenir.
- Yok İngiltere’ye taşınacaklarmış da, yok karısından bugün yarın ayrılırmış zaten adam da, yok alacakları evi bunun üstüne yaptıracakmış da. Daha neler, tavuk meler, kurbağa oturmuş çocuk beler, vallahi tam diyecektim böyle, neyse dedim, sustum. Eğlensin garibim. Kendini çok kaptırmasa bari.
AĞZINDAN SAKIZI DÜŞMEK: Çok şaşırmak.
- Baktım hala utanması yok, geçmiş karşıma bıt bıt konuşuyor. Ben hiç kimsede böyle arsızlık, böyle yüzsüzlük görmedim ayol. Bir de telefonunu çıkarıp kocamla resimlerini göstermez mi? ağzımdan sakızım düşüyordu, yeminle.
ALTINA DÖŞEK ÜSTÜNE YORGAN OLMAK: Bir kadının erkeğinin bütün ihtiyaçlarını karşılayıp, onun her isteğini yapması.
- Kız ömrümü verdim, ömrümü. Altına döşek üstüne yorgan oldum herifin, ama bak ne için? Günün birinde bıraktı gitti işte, boyu devrilesice.
ANAVATAN KAN AĞLIYOR: Regl olmak, kadınların aylık kanaması.
- Betim benzim soldu ay, karnım ayrı başım ayrı ağrıyor, anavatan kan ağlıyor…
BODUR TAVUK HER DEM PİLİÇ: Kısa boylu (minyon) kadınların yaşını göstermediğini anlatmak için söylenir.
- Ah anneem, sen bakma böyle gencecik durduğuma. Tam kırk beş yaşıma girdim ben. Yaa, ne sandın, bodur tavuk her dem piliç.
ÇÖPÇÜNÜN ÇÖPLERİ TOPLADIĞI GÜN: Özel günleri önemseyen kimselerle alay etmek ve çok da önemli olmadığını belirtmek için kullanılır.
- Öf iki gündür, iki saatte bir çıt çıt mesaj yazıp duruyor. Ne dur biliyor, ne sus anlıyor. Ne var dedim, patladım en son. Diyor ki bugünün önemini hatırlamıyor musun. He dedim, hatırlıyorum, çöpçünün çöpleri topladığı gün. Tövbe tövbe ya…
İÇİNDE KALIP DERT OLACAĞINA DIŞARI ÇIKIP MERT OLSUN: Gaz çıkarmanın faydaları konusunda şaka yollu söylenir.
- Baktı bu bi’ göz ucuyla, etrafı kolladı. Sessiz sessiz işimi hallederim sandı, ama bir gürültü koptu ki günde, sorma, herkes de döndü baktı. Ben bu utanır diye bekliyorum, nasıl toparlarız diye düşünüyorum. Ama anneannem bu, neyden utanacak, kocaman güldü üstüne, dedi ki, “içimde kalıp dert olacağına dışarı çıkıp mert olsun!” Bizim ufaklık da baktı büyük ninesine, “pırt oldu!” dedi mi üstüne! Hadi, aldı hepimizi bir gülmek dur durabilirsen!
KİRPİ YAVRUSUNU PAMUĞUM DİYE SEVER: Herkesin çocuğunun kendisi için mükemmel olduğunu anlatmak için alay yollu olarak kullanılır.
- Tutmuş 3 aylık buruş buruş çocuğuna sekiz on tane albüm hazırlatmış. Bak bu oğlum uyurken, bu parmağını emerken, bu ayağını tutarken diye diye iki saat oyaladı beni. Daraldım yeter diye bağırasım geldi, fenalık bastı. Boşuna dememişler kirpi yavrusunu pamuğum diye severmiş diye. Aynı kendi gibi dümdüz bir çocuk işte.
AĞZINA SUSTURUCU TAKMAK: Erkeğin prezervatif takarak seks yapması.
- Aman diyeyim güzel kızım, sakın ağzına susturucu takmadan olur deme, ne belli hastası var, durmazı var. Sen kendini kolla, bırak deyyus uğraşsın.
AÇIL YUMUL BÖREĞİ YAPMAK: Cinsel ilişki. Cinsel ilişki kurmak.
- Eh hadi bakalım, düğün dernek dağıldı. Artık yeni evliler hiç vakit kaybetmesin, açıl yumul böreği yapmaya otele doğru yollansınlar.
ALAYININ ADI BİR KARANLIKTA TADI BİR: Cinselliğe sıra geldiğinde bütün erkeklerin aynı olduğunu anlatmak için kullanılır.
- Amaan, unutamadın gittin hayatım sen de o mendebur herifi. Nesi var sanki, alayının adı bir, karanlıkta tadı bir.
BU İŞLER İNCE İŞLER ADAMI KÖTÜ ŞİŞLER: Cinsellikle ilgili konuların çok hassas olduğunu anlatmak için söylenir.
- Kızım sorup durmasana görümcene çocuk var mı, çocuk yapmayacak mısınız diye. Belki bir sıkıntıları, bir dertleri var, deşmesene kadını. Bak, bu işler ince işler, adamı kötü şişler, benden söylemesi. Sonra sana ters çıkarsa gelip bana ağlama.

NE SÖYLÜYOR ACABA...


Her canlı konuşur öyle veya böyle, insan hayvan fark etmez her konuşulan dilin de bir anlamı vardır.

11 Mayıs 2020 Pazartesi

AGATHA CHRİSTİE..

Malum olduğu gibi evlerimizde kapalı kaldığımız bu korona virüs günlerinde fazla yapacak bir şeyimiz olmadığından ya kitap okur, ya yemek yapar, ya da yan gelip yatar filmler izleriz. Kolay değil günler boyunca dışarı çıkıp gün güneş yüzü görmeden yaşamak.
Bu tecrit günlerinde ben de sokağa çıkamayanlardan olduğum için tam bir kitap okuma ve film seyretme tutkunu oldum.
Neyse bu günler de geçecek, sağ salim tecrit günlerimizi atlatalım da güneşli havalarda unuttuğumuz yürüyüşleri yaparız..
Bol bol film seyrettiğmden dolayı bu yazım da ünlü polisiye romanların yazarı Agatha (Miller) Christie den bahsetmek istiyorum.
Polisiye roman severmisiniz bilmem ama ben hic biri sanatsal değer taşımasa da kolay anlaşılan dili ve sakin tarzı sebebiyle dinlenmek için okunan,  çoğu zaman çaktırmadan hile yapan, kitaplarının önceki bölümlerinde hiç bahsetmediği bir ayrıntıyı katilin bulunma sebebi diye sunan, her şeye rağmen sürükleyici romanlarının mevzuları çoğunlukla amcaoğlu, halaoğlu, kayıp kuzen, gizli baldız gibi ailevi konulara dayandırarak, soyağacı çeşitliliği üzerinden kafa karıştıran okudukça da alışkanlık yaratan yazar Agatha Christie'nin romanlarını okumayı severim...
Polisiye/cinayet roman severler bilir dünyanın en tanınmış gizemli polisiye romanları yazarıdır. Eserleri 45 dile çevrilmiş olan yazarın kitap satışları milyarları bulmuştur. Hatta ve hatta kutsal kitaplar (Kuran ve İncil) ile Shakespeare’dan sonra en çok satan yazardır.
Agatha Miller, İngiltere’nin Torquay şehrinde 15 Eylül 1890’da doğmuş, 1914 yılında Kraliyet Hava Kuvvetleri’nden Archibald Christie ile evlenmiş bu evliliğinden çiftin Rosalind adında bir kızları olmuş 14 yıl süren evliliği 1928 yılında boşanma ile sonuçlanmış .
Christie, yarım yüzyıla aşkın süren yazarlık hayatında, 79 roman ve kısa hikâyelerden oluşan kitap yazdı. Ayrıca 25 Kasım 1952’de Londra’da perdelerini açan ve bugüne kadar ki en uzun süreyle oynanan tiyatro eseri olan Fare Kapanı’nın da yer aldığı bir düzineden fazla oyuna imza attı. Christie’nin 1920’de yayınlanan ilk kitabı “The Mysterious Affair Style” (Ölüm Sessiz Geldi), aynı zamanda meşhur kahramanı Belçikalı Dedektif Hercule Poirot’nun da yer aldığı ilk eseridir.
Agatha Christie'nin yaşamından ilginç kesitler...
** Evde eğitim gördüğünü ve 4 yaşında okuma yazma öğrendiğini,
** Yalnız bir çocuk olduğunu,
** Çocukluğunda hayali arkadaşlar yarattığını,
** Roman yazmaya ablasıyla yaşadığı bir inatlaşma sonucu            başladığını, 
** İlk romanının yayınevleri tarafından geri çevrildiğini, ün kazandıktan sonra eserlerinin 45 dile çevrildiğini,
** Mary Westmacott takma adıyla aşk romanları yazdığını ve Fare Kapanı isimli bir tiyatro eseri olduğunu,
** Gönüllü hemşirelik yaptığını,
** Britanya İmparatorluğu Kadın Komutanı ünvanı verildiğini,
** Roman karakterlerini yaratırken sadece bir kez gerçek bir kişiden ilham aldığını,
** Onbir gün ortadan kaybolduğunu ve bu kayıp günler hakkında hiç birşey hatırlamadığını...




Bende okuyarak öğrenmiş oldum...

16 Şubat 2020 Pazar

NE OLACAK HALİMİZ...

Kendi kendimize gülüyoruz
biliyormusunuz neden..?
Deliren bir toplum oluyoruz ufukta görünen...
"Sol"umuza güvenemez olduk,
"Sağ"ımız öldürüyor...
Ortada sandık gibi kalakaldık...
________Siyaset rezalet, rezalet siyaset!!!!


Herkes bir yerlere saklanma çabasında,
sessiz kalıyor cümleler...
Sabahları "Günaydın",
akşamları "İyi akşamlar"
mutlu hafta sonları dilerken
insanlar mutlu ve sevecen
yaşam dört dörtlük...
________Zamlara da alıştık!!!!


Heyhat,
Ülkenin sorunları almış başını gidiyor
Tarikatlar, vakıflar
Hazineyi tırtıklar
sonu gelmez yobaz yaratıklar...
Herkes olmuş yorumcu
konuşuyor da konuşuyor
hepsi birer kurtarıcı, kahraman
hepsi birer palavracı
gölgelerinden korkan...
Yani ses var görüntü yok...
Gürültü kirliliği çok...
Bir elinde cımbız bir elinde ayna,
hayat bize güzel..
Bana dokunmayan yılan bin yaşasın hesabı...
_______Çocuklar ölüyor, çocuklar!!!!


Bakıyorum,
sosyal medya'da isyan, paylaşımlar, küfürler,
sonrası lay lay lom...
Şarkılar, türküler,
hayırlı cumalar, hayırlı kandiller
________Bitmeyen dert çocuk gelinler!!!!


Çay, kahve isteyen, simit de var buyrun....
Ey ahali; duyduk duymadık demeyin
Ankara'dan ötesi yangın yeri..
Doğumuz yanıyor yürekler kanıyor
Kar, kış, kıyamet tam bir felaket
Okullar kapanıyor, evler çöküyor, 
yokluk, yoksulluk hak getire...
_________İnsanlar ölüyor, insanlar!!!


Batı'da ne var ne yok,
hava güneşli, ya da yağmurlu, hayat pahalı,
trafik yoğun, metro, tren tıklım tıklım,
arada bir intiharlar, kendini yakanlar,
suriyeli mülteciler, kuveytli zenginler,
deprem korkusu var bir de
idare edip gidiyoruz işte...
_________Bedava yaşıyoruz sanki!!!


ve, derin derin kanıyoruz,görüyorum…
kanarken tuzlu suya girmiş gibi…
yanıyorum, acıyorum…
bir kişiye bile duyurmadan, çığlıklar atıyorum…
susuyorum…
dışıma gülüyorum, gürül gürül içime ağlıyorum…
ah'lar, vah'lar ediyorum
bitmez kelimeler, biliyorum…
yapacak başka şeyim yok…
bağıra çağıra susuyorum…
Susuyorum da susamıyorum...
Yapacak bir şeyler olmalı,
Ben susarsam, sen susarsan
kim konuşacak,
kim çözüm bulup bu kaostan kurtaracak...
Herkes yerinden memnun,
ne ala memleket
Vallah uykuda bu millet...
Mum da bitmek üzere gelen karanlık bir felaket...

Hadi bakalım,

"Elma" dersem çıkın,
"Armut" dersem çıkmayın...


Elma, Elmaaa, Elmaaaaaaaa...

Huuuuu, kimse yok mu etrafta?....

______çevrimdışı_____

Anladım, alan razı veren razı
bozmayın siz bu tarzı....
.......................................!
..........................................!

9 Şubat 2020 Pazar

ŞAMPİYON BELLİ....

Futbol ile aram öyle sıkı fıkı olmasa da kendime göre yazar çizer, yorumlarım. Hiç bir futbolsevere de takılmam çünkü öyle fanatikte değilim. Babadan kalma bir renk beğenim vardır ama daha ileri geçmez. Neyse gelelim seyrettiğim iki maça. Kimse kusura bakmasın ben kendi görüşüme göre yorum yapıyor ve yazıyorum. Gençlerbirliği - Trabzonspor ve  Fenerbahçe - Alanyaspor'u  benim gibi yüzbinler de izledi bu iki maçı, her iki maçta da şaibeli kararlar vardı. Hakemler kesinlikle bir yerlerden talimat almış ve bu talimatlar içerisinde kendilerine göre kararlar verip  uyguladılar. Öyle "VAR"mış yokmuş pek ilgilenmediler. Bir çok futbol yorumcusu da yorumlar yaptı kendi akıllarınca ama görünen köyün kılavuz istemediği gibi hiç biri de kalkıp demedi ki bu sezon futbola siyaset karışmıştır ve bazı futbol maçları siyasilerin isteklerine  göre sonuçlanmaktadır.
Diyemezler çünkü tüm yorumcular da siyasilerin isteklerine göre yorum yapmaktadırlar..

Aşağı da onlara da değiniyorum zaten...
Şimdi şapkamızı önümüze koyup gerçeği söyleyelim. Bu senenin şampiyonu belidir hiç kimse itiraz etmesin Trabzonspor sene sonu şampiyonluk kupasını kaldıracak ve müzesine götürecektir, buna da adım kadar eminim...
Duyuyormusunuz Fenerbahçe haricin de herhangi bir takımdan bu sene şampiyon biz olacağız diyeni, ha biraz Galatasaray 70 puan toplarsak falan diyor da gerisi de zaten bir şey demiyor, demedikleri içinde duymuyorsunuz duyamazsınız çünkü hepsinin ağzına bir parmak bal çalınmış ve sus payı verilmiştir.
Şimdiden Trabzonspor'a şampiyonluğu hayırlı olsun diyelim.  sezon sonunda haklı veya haksız olduğumu göreceksiniz...

Bir şey daha ilave edeyim o da garanti çünkü. Başakşehir de ikinci olarak ligi tamamlayacaktır.

Şimdi biraz da şu fotbol yorumcularına değineyim.. İğneyi kendime sapladım çuvaldızı da bunlara...


Futbol programlarına bakıyorumda
Gazetecisi, eski futbolcusu, eski hakemi,
eski şarkıcısı, eski sinama oyuncusu
yüzlerce eskimiş yorumcu...
Arkadaş hepsi de kendi dalında süper
Allah vergisimi nedir
futbol bilgileri almış başını gider...
Sanki futbolu onlar icat etmişler
bütün kurallara a'dan z'ye hakimler,
bir teknik direktörden
daha iyi takım kurarlar
sadece konuşarak muhteşem futbol oynatırlar
bazılarının da önüne futbol topunu bıraksan
bu ne diye sorarlar...
Her hakem, her futbolcu, her teknik adam,
her yönetici, her başkan
hata yapar ama bunlar kesinlikle yapmazlar....
İyiysen hata bulmaya çalışırlar,
kötüysen yandın yerden yere vururlar..
Ulan bu bilmişleri teknik direktör yapsan
hepsine de birer takım versen
rezil olup kalırlar da
burunlarından kıl aldırmazlar...
Aslında bunlar o şöhretli isimlerinin hatırına
kzandıkları dolarlar yüzünden saçma da olsa konuşurlar..
Neyse onlar atıp tutsun ekranlar da
bizler de kendi kendimize yorumlayıp
bakalım keyfimize....

3 Aralık 2019 Salı

BUGÜN DÜNYA ENGELLİLER GÜNÜ....

Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk;
3 Aralık Dünya Engelliler Günü Erişebilirlik nedeni ile TWİTTER'den "Ülkemizde engellilik alanında 2002 YILINDAN bu yana hak temelli ve bütüncül bir perspektif ile politika, programlar ve projeler üretmeye devam ediyoruz. Engelli bireylerin toplumsal hayata tam ve etkin katılımlarını sağlamak amacıyla sağlıktan bakım hizmetlerine, eğitimden istihdama ve erişilebilirliğe kadar her alanda hizmet sunmaktayız. Hayaller engelsizdir. El ele oldukça spordan sanata eğitimden çalışma hayatına her alanda engelleri aşmak mümkün" diye paylaşımda bulunmuş..
Çok güzel paylaşımlar da bulunuyor tüm vekill ve bakanlarımız böylesi günler de, çok hoş çok zarif düşünceler bunlar, yalnız bizler sokaklarda ki engelli vatandaşlarımıza da soruyoruz durumlarını. Geçen gün bir kaç arkadaş elimizde fotoğraf makineleri ile  dolaşırken bir engelli vatandaşa denk geldik "abiler bizi de çekin bir yerlere ulaşalım derdimizi şikayetlerimizi anlatalım, bakın battaniye, yastık, yorgan yanımızda sokaklar da kalıyoruz, sıcak havalar da banklar da, soğuk havalar da çocukların parklarda ki oyun oynadığı oyuncakların içine sığınıyoruz. Kimse gelip derdimizi sormuyor bekçiler gece peşimizde bize aykırı muamele yapıyorlar, bizler bu ülkenin vatandaşlarıyız, mültecilere daha çok yardım yapılırken biz engelliler kendimizi ülkemizin kunta kinteleri gibi görüyoruz"
İsmini sordum "ne yapacan ismimi abey cismim burada sürünüyor" dedi.


Utandık....

27 Kasım 2019 Çarşamba

ATATÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ

Atatürk’ü sevmeyen/hazmedemeyen insanlar, sürekli olarak Atatürk’ü bir “Irkçı” olarak gösterme eğilimi sergilerler. “Atatürk Milliyetçiliği”‘nin, “Türk Irkçılığı” olduğu konusunda ısrar ederler.
Atatürk Milliyetçiliği ile Irkçılığı aynı kefeye koymak cehaletten başka bir şey değildir...
Atatürk’e göre, “zengin bir hatıra mirasına sahip bulunan, beraber yaşamak hususunda ortak arzu ve kabulde samimi olan ve sahip olunan mirasın korunması hususunda iradeleri ortak olan insanların birleşmesinden meydana gelen topluluğa” millet denir.
Atatürk’ün “dini, mezhebi, dili ne olursa olsun kendini Türk olarak gören ve Türk gibi yaşayan herkes Türk’tür”, demesi Atatürk milliyetçiliğinin kültürel ortaklığa dayalı ve birleştirici olduğunu göstermektedir. Bu anlamda Atatürk milliyetçiliğinde temel şart, milli birlik ve beraberlik, ortak kültür, ortak duygu ve ortak düşüncedir.
“Irkçılık” nedir, ona da şöyle bir göz atarsak:
Irkçı, insan ırklarının renk ve fiziki şekli esas alınarak birbirlerinden üstünlüğünü temel alan Irkçılık felsefesini benimsemiş kişilere verilen addır. Irkçı insanların göstermiş olduğu bu tutuma ise “ırkçılık” adı verilmektedir.
Irkçılık genel olarak çeşitli insan ırkları arasındaki biyolojik farklılıkların kültürel veya bireysel meseleleri de tayin etmesi gerektiğine ve doğal sebeplerle bir ırkın (çoğunlukla kendi ırkının) diğerlerinden üstün olduğuna ve diğerlerine hükmetmeye hakkı olduğuna duyulan inanç veya bu değerleri kabul eden doktrindir.
Amerika ve Afrika'da (sömürgeci ülkeler) Beyaz ırkı, siyahi ırka göre üstün, tutarken, Hitlerin de Alman halkının üstün ırk görmesi ırkçılıktır.. Tekrar sorarım, Türkiye Cumhuriyeti’nde bugüne kadar böyle bir manzaraya rastlayan olmuş mudur?
Sizce Atatürk’ün böyle bir anlayışı var mıdır?
“Safkan Türk Irkı” nı, diğer ırklardan üstün tutmak gibi?
Ya da onun kurduğu Cumhuriyet’te bugüne kadar böyle bir uygulamaya rastlanmış mıdır?
"Türk'ler, Kürt’ler, Gürcüler, Çerkezler, Abazalar, Yahudiler, Ermeniler, Rumlar asırlar boyu iç içe, yan yana yaşamışlar ve kimse kimseye hakaret edici aşağılayıcı hareketler de bulunmamış rencide dahi etmemiştir...
Atatürk’ün “dini, mezhebi, dili ne olursa olsun kendini Türk olarak gören ve Türk gibi yaşayan herkes Türk’tür”, demesi Atatürk milliyetçiliğinin kültürel ortaklığa dayalı ve birleştirici olduğunu göstermektedir. Bu anlamda Atatürk milliyetçiliğinde temel şart, milli birlik ve beraberlik, ortak kültür, ortak duygu ve ortak düşüncedir.
Atatürk’ün birçok söylev ve demecinde kullandığı Türk ifadesi, ırkla ilgili bir kavram değil hukuksal ve coğrafi bir tanımlamadır. Çünkü Atatürk e göre “Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları içinde yaşayan ve kendini Türk olarak gören herkes Türk’tür.”
Atatürk Milliyetçiliği, 1924 Anayasası’nın 88. Maddesinde şu şekilde somutlaştırılmıştır:
“Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle (Türk) itlak olunur.”
Bütün milletlerin yaşama hakkına saygı gösteren Atatürk, Milliyetçilik anlayışının barışçılığa dayandığını ve yayılmacılığı reddettiğini şu sözlerle ifade etmiştir:
“Bize milliyetçi derler, fakat biz öyle bir milliyetçiyiz ki, bizimle işbirliği eden bütün milletlere hürmet ve rüya yet ederiz.”
Son olarak Atatürk Milliyetçiliği, dine dayalı ve ümmetçi bir toplum yapısından, modern bir ulus aşamasına geçişi sağlaması nedeniyle Türk modernleşme süreci açısından da oldukça önemlidir.
Atatürk Milliyetçiliğiyle dönemin en ileri devlet modeli olan ulus devlet organizasyonu sağlam temeller üzerine inşa edilmiş; eğitim, kültür, dil ve tarih gibi birçok konu, milliyetçi temelde ele alınarak yürütülmüştür.
Atatük’ün kültürel içerikli, barışa dayalı, ırkçılık ve şovenizmden uzak olan milliyetçilik anlayışının şu temel özellikleri taşıdığını söyleyebiliriz:
  *    Ulusal birlik, beraberlik ve bütünlüğü esas alır,
  *    Saldırgan değil, barışçıdır.
  *    Irkçılık ve şovenizme karşıdır.
  *    Diğer ulusların haklarına saygılıdır.
  *    Laik ve çağdaş düşünceye açıktır

Atatürk, milleti, manevi ögeleri ön plana çıkararak tanımlamıştır.

13 Temmuz 2019 Cumartesi

BEN NE DARBELER GÖRDÜM DE...

15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİ GİBİ BİR KOMEDYA GÖRMEDİM...

                                     27 MAYIS 1960 İHTİLALİ....

Temelde insanların hoşuna gitmeyen şey, uygulanan baskı ve sansür politikalarının yanında, Atatürk ilke ve inkılaplarından uzaklaşılması idi. Nitekim askeri müdahale, 27 Mayıs 1960 gecesi patlak verdi.
Müdahale, 37 subay tarafından planlanmıştı. Bu olay sonraları Genç Subaylar İhtilali olarak da anılacaktı. Darbe emir komuta zinciri içinde yapılmamıştır; 37 düşük rütbeli subayın planları ile icra edilmiştir. Kritik mevziler bu subayların ellerindeki asker ve silahlarla önce ordudaki komuta kademesinin etkisiz hale getirilmesi ile ele geçirilmiştir. Sonra cumhurbaşkanı ve hükümet üyeleri tutuklanarak, hükümet; 235 general ve 3500 civarında subay (daha çok albay, yarbay, binbaşı) emekliye sevk edilerek, ordu; 147 üniversite öğretim görevlisi görevden alınarak ve bazı üniversiteler kapatılıp el konularak, 520 hakim ve yargıç görevden alınılarak, yargı kontrol altına alınmıştır.
Orgeneral Cemal Gürsel hareketin başına geçti. Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes tutuklandılar. 1961 yılında yeni anayasa kabul edildi, Yassıada'da yargılanan Adnan Menderes ve birçok siyasi idama mahkum edildi. Celal Bayar yaşı sebebiyle müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Türkiye Cumhuriyeti, senato gibi yeni siyasi kavramlarla tanıştı.
***

22 ŞUBAT 1962 AYAKLANMASI....

Harp Okulu Komutanı Kurmay Albay Talat Aydemir'in, o yıl Harp Okulu’nu bitirme döneminde bulunan 600 kadar asteğmeni toplayarak son günlerde yaşanan olayları anlatmasıyla başlamıştır. Çünkü 20 Şubat günü Hükümet ve Genelkurmay, belirli birlik kumandanları için süratle atama ve gözaltına alma işlemleri başlatmıştır. Bunun üzerine harp okulu öğrencileri, komutanlarını teslim etmeme kararı aldılar ve 22 Şubat 1962 tarihinde Talat Aydemir ve arkadaşları, Ordu içindeki 27 Mayısçıların tasfiyesi için, 20 Şubat günü atama ve gözaltına almalara karşı bir direniş başlattı. Ancak netice olarak Talat Aydemir'in atamaların durdurulması yönündeki ısrarını İsmet İnönü kabul etmedi ve Aydemir gözaltına alındı, öğrenciler ise memleketlerine gönderildi.
***
12 MART 1971 MUHTIRASI....

1969 seçimlerinden sonra Süleyman Demirel yönetiminde ki Adalet Partisi (AP) iktidara gelmişti. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ise ana muhalefetteydi. Fakat 1968 yılından beri süre gelen anarşi ve terör olayları ülkeyi günden güne yıpratıyordu. Sık sık yaşanan öğrenci hareketlerine karşı, polis ile üniversite öğrencileri arasında çatışmalar meydana geliyordu. Bu güvenlik zafiyetlerinin yaşandığı düzensiz ortam, ordunun müdahalesini hazırlayan temel etken oldu.
12 Mart 1971 tarihinde Genel Kurmay Başkanı Memduh Tağmaç, Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler, Deniz Kuvvetleri Komutanı Celal Eyiceoğlu ve Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur tarafından Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'a bir muhtıra verildi. Mektupta hükümetin istifası isteniyordu. Bunun üzerine Başbakan Süleyman Demirel istifa etti. Yeni kurulacak partiler üstü hükümet için CHP Milletvekili Nihat Erim, Başbakan seçildi. 26 Mart günü CHP'ye istifasını sunarak bağımsız bir başbakan sıfatıyla partiler üstü kabineyi kurdu.
***

12 EYLÜL 1980 ASKERİ MÜDAHALESİ...

1971 muhtırası tam olarak amacına ulaşamamıştı. Ülkedeki terör, anarşi ve milli güvenliği tehdit eden unsurların önüne geçilememişti. 1972 yılında başta Deniz Gezmiş gibi birtakım devrimcilerin idamı üzerine olaylar daha da alevlenmiş, silahlı çatışmalar artmıştı. Artık ülkede neredeyse her gün bir bomba patlıyor, bir kahve taranıyordu. Sağ ve sol görüşlü gençler üniversitelerde birbirlerine saldırıyordu.
1979 yılına gelindiğinde darbenin ayak sesleri kendini göstermeye başlamıştı. 19 Temmuz 1980 tarihinde Nihat Erim'in suikasta uğraması da olayların patlak verdiği bir dönüm noktasıydı. Sonuç itibarıyla 12 Eylül 1980 gecesinde, düzenli bir biçimde Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından devlet yönetimine el koyuldu. İhtilal bildirgesi sabaha karşı Genel Kurmay Başkanı Kenan Evren tarafından televizyonlardan bizzat duyuruldu. 1961 anayasası uygulamadan kaldırıldı ve bütün siyasi partiler kapatıldı. 1982 yılında Türkiye Cumhuriyeti tarihini değiştirecek yeni bir anayasa tasarlandı.
650.000 kişi gözaltına alındı,
1 milyon 683.000 kişi fişlendi,
7000 bin kişiye idam cezası istendi,
517 kişi idam edildi,
Her Gazeteye bir subay atandı ve gazeteler 300 gün hür yayın yapamadı.
Milli Güvenlik Konseyi Üyeleri;
Kenan Evren:Genelkurmay Başkanı,
Nurettin Ersin:Kara Kuvvetleri Komutanı
Nejat Tümer:Deniz Kuvvetleri Komutanı
Tahsin Şahinkaya:Hava Kuvvetleri Komutanı
Sedat Calasun:Jandarma Genel Komutanı
***
28 ŞUBAT 1997 SÜRECİ...Necmettin Erbakan'ın başbakan, Tansu Çiller'in ise dışişleri bakanı olduğu 28 Şubat 1997 tarihinde toplanan Milli Güvenlik Kurulu'nun irticaya karşı başlattığı Ordu ve bürokrasi merkezli bu süreç, post-modern darbe olarak da adlandırılmıştır. Bu dönem başlıca "gericilikle" mücadeleye sahne olmuş, başörtüsü yasaklanmış, pek çok öğrenci ve kamu personeli başörtülü oldukları gerekçesiyle devlet kurumlarından uzaklaştırılmıştır. "İrticayla mücadele eylem planı" ile anılan bu süreçte verilen kararların ve yaptırımların uygulanıp uygulanmadığı denetlemek için Çevik Bir öncülüğünde Batı Çalışma Grubu kurulmuş, 28 Şubat sürecinin yargılamaları için daha sonra Ergenekon davaları süreci başlamıştır.
***
27 NİSAN 2007 e-MUHTIRASI....
27 Nisan 2007 tarihinde, saat 23:20'de Genelkurmay Başkanlığı tarafından yapılan basın açıklaması ile Türkiye Cumhuriyeti devletinin, başta laiklik olmak üzere, temel değerlerinin aşındırılmakta olduğu belirtilmiştir. Kamuoyunda hakim olan görüş, basın açıklamasının bir muhtıra mahiyetinde olduğu yönündedir ve internet aracılığıyla yapıldığı için açıklamaya "e-muhtıra" adı verilmiştir.
***
                15 TEMMUZ 2016 DARBE GİRİŞİMİ...


(aslın da halka gözdağı vermek amacı ile AKP tarafından kugulanmış bir tür drama/komedi gösterisi)

15 Temmuz 2016'da saat 22.00 sularında İSTANBUL'daki boğaz köprülerinin askerler tarafından kapatılmasıyla patlak verdi. Başkent ANKARA'da F16 uçakların alçak uçuşları ve helikopter seslerinin duyulmasıyla gerilim arttı. İstanbul ve Ankara başta olmak üzere birçok şehirde tanklar sokaklara indi. Başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, Başbakan Binalı Yıldırım, Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve mevcut Bakanlar, canlı yayınlara telefonla bağlanarak halkı sokağa çıkmaya davet etti.
Halk bu çağrıya uyarak meydanlara akın etmeye başladı. Bazı vatandaşlar tankların önünü kesti ve durdurulan tankların üzerine çıktı, dindar yobazlar yakaladıkları gencecik askerlerin kafalarını kesti. Bir yandan bu vahşet yaşanırken silahsız askerlerin çığlık ve yalvarmaları duyuldu, Asker, polis ve sivil halk arasında yaşanan bu gerilim, sabah 06.00 sularında Boğaziçi Köprüsü üzerindeki askerlerin mermisi dahi olmayan silahlarını bırakmasıyla  yumuşadı. Gece boyunca pek çok asker ve polis ve sivil vatandaş bir gösteri uğruna hayatını kaybetti.

15 Temmuz Türkiye Cumhuriyeti tarihine, iktidar da ki hükümetin yüz karası olarak geçen bir olayıdır...

5 Mart 2019 Salı

TELEFERİK KURACAM GALATA'DAN KIZ KULESİNE...

Kız kulesi deyip geçme, bilmem kaç tane hikayesi var.. Kubadabad Saltanat Kentinin haremliğinden tut da, Hero ve Leandros’un ölümsüz aşk hikayesi dahil, Bizansın ilk dönemlerinde anıt mezar olarak kullanıldığı söylentileri taaa Battal gaziye kadar uzanıyor. Aslında yapılışın da ki amacı hiç kimse bilmiyor yani insanların dikkatini çekmek için her kafadan bir hikaye uyarlanmış..

Aslında Kız kulesi ufak bir darphane gibi maşallah o kadar çok ziyaretçisi var ki para basıyor mekan usta. Giriş 15 TL. içerde bir çay içip bir dilim de pasta yersen 50 TL. gitti cepten. Kralın kızı kıyafetini giyip resim çektirmek 50 TL. vay ki vay... Ha bir de alkol alıp yemek yersen ohhh cüzdanı bırak yüzerek geç sahile. Öyle her katını gezemiyorsun bir de o konu var yani girişte bindiriyorlar asansöre 5. katta indiriyor 1 kat yürütüyorlar sonra kuleden İstanbul'a bakış, yanında dürbün getirdiysen ne ala yoksa bastır parayı kuleye sabitlenmiş dürbünlerle seyret İstanbul'u..
Birileri çıkıp Türkiye Muhtarının kulağına fısıldasa gitti Kız kulesi yeminle sana, Türkiyeyi kurtarır oradan gelecek para. Ne tanzim kuyruğu kalır ne fakirlik valla..
Sonra kalkar Katar'lılara satarlar al sana oradan da gelir dünyanın dövizi yırttı Türkiye.
Çok acaip fikirlerim var aslın da bu kulelerle ilgili aynı zihni sinir gibi..
Mesela diyorum, Galata kulesinden, Kız kulesine teleferik kursak sonra teleferiği Çamlıca Camiine kadar uzatsak,  of lan ne para kırar iyi fikir demi hey yavrum hey bırakın kule masallarını aç ayı oynamaz para lazım para.
Yarın bir gün A Haber de falan, Otomobil, uçak fabrikalarının dışında Teleferik projesini uygulamaya sokuyoruz diye haberler duyarsanız şaşırmayın..
Burası Türkiye yavrum oynatmaya za kaldı...

27 Aralık 2018 Perşembe

MEKTUP

Hasretim, özlemim, bitanem, kadınım, Aşkım,
Bu gün başka bir özlem hasret oluştu yüreğimde.
Söküp atamadım bir türlü.
Her yerde, her nefesimde, düşüncelerimde sen…
Bak işte sensiz olamıyorum ben.
Ne kadar güzelsin, zarif ve hoş'sun, bir gülün dalında açışı gibi..
Bir kelebeğin, renk renk uçuşu gibi..
Bir denizin durgun maviliği gibi..
Öyle güzelsin ki, özlem duyupta yanında olamadığım sevgilim..
İnan bitanem asla yalan söylemiyorum,
Sana olan özlemimi, senin için atan kalp atışlarımda hissediyorum...
Hele senin de ben'de olan özlemini soludukça..
Sanki nefessiz kalıyorum
Hayallerimde yıkılıyorum..
Sana kavuşacağım günü beklerken yorğun düştüğüm bu gönül yollarında..
Biliyormusun Aşkım, elimde değil, özlem duyuyorum dedim ya sana bitanem,
Hislerim kalbimde ağladıkça,
Duygularım senin özleminden nefes aldıkça..
Seni özlüyorum..
Seni özledikçe..
Gözlerimde hep senin özlemini görüyorum...
Ben bende değilim artık, sende seninle yaşıyorum
Nasıl anlatılır bilmem ama, sensiz uyku tutturamıyorum gecelerime,
Duymadan o güzel sesini, uyku girmiyor işte bu yorgun gözlerime.
Sabah gözümü ilk açtığımda elim hemen telefona gidiyor, acaba aradı mı? diye.
Öyle özledim ki, sesinin sesimdeki yankısını!
Çocuksu gülümsemene neden olan mutlu bakışlarını…
Beni sevme şeklini öyle özledim ki…
Öyle özledim ki, gözlerinin içine bakarken gözlerimden buğulanmasını…
Ah bir bilsen sevgilim,
Gözlerine bakınca neler gördüğümü bir bilsen,
İçimde kopan fırtınaları, aşkı, sevdayı...
Öyle özledim ki seni, aradığımda sesindeki neşeyi…
Bitanecim dersin de, özledin mi beni demezsin.
Bende belki tam anlatamam sana olan hasretimi diye
Nasıl özlediğimi, seni nasıl sevdiğimi ispatlayayım diye hep sevdiğimi söylerim.
Güzel gözlüm, öyle özledim ki seni…
Yüreğim bir mecal kaldı şimdi.
Her gece yatağıma geçip çalmasını bekliyorum lanet telefonumun.
Her gece yalvarıyorum Tanrıma, bir an önce geçsin bu zaman bu bekleyişler diye…
Ve her gece uykuyu haram ediyorum gözlerime.
Ah kadınım, öyle özledim ki seni…
Tıraş bile olmuyorum eskisi gibi.
Sen sakın kesme dedin ya o sakalları..
Sakallarımı şimdi daha çok seviyorum sen seviyorsun diye....
Sevdiğim, öyle özledim ki seni…
Sesini, nefesini, bana doğru kurduğun cümlelerin her bir kelimesini…
Kaçamak, çekingen, ürkek ama sevgi dolu bakışlarını...
Şimdi bekliyorken senden gelecek tek bir seslenişi, nasıl zor bir bilsen,
Nefes alıp verdiğimde hasret ciğerlerimi yakıyor, özlem saçlarımdan tutup çekiştiriyor.
Sensin onun dermanı diyor içimdeki ses her gece.
Canımın taaaa içi, öyle özledim ki seni…
Her derdini alırım üstüme, sen üzülme sen yorulma sen düşünme isterim, ben bakarım çaresine…
Yeter ki gülsün yüzün derim, ben meydan okurum senin için bu alemin cümlesine…
Kurban olduğum, aşkların en güzeli, bir tanem, gül bakışlım, kalbimin birincisi…
Öyle özledim ki seni, sesini, nefesini…
Geçsin zaman kavuşayım sana artık, mutluluktan kes şu nefesimi…
Seni öyle seviyorum ki, ne anlatabilirim ne de tarif edebilirim....

18 Aralık 2018 Salı

OLUR MU, OLUR?...

Öyle garip günler yaşıyoruz ki, herkes iş, aş, geçim derdinde. İşçisi, memuru, emeklisi yarın ne oluruz derdine düşmüş.
İktidar da bulunan hükümet ise her türlü vaatler de bulunarak günü geçiştirmeye bakıyor, halkın ağzına bir parmak bal çalıp, balı kavanozuyla götürenler sanki tüm ülke kendilerininmiş gibi bir yönetim biçimi uyguluyorlar.
Nereye kadar götürürler bilemem ama onlar kendilerini sonsuza kadar o rahat koltuklarında oturacaklarını sanıyorlar.
Bu zihniyetle giderlerse gelecek seçimlerde ayaklarına elbette bir çalı dolaşacak, sandıktan çıkacak durum karşısında  umduklarını değil bulduklarınla yetinecekler..
30 küsur yıla yakın bir zamandır yurt dışında yaşıyorum, hiç bir ülkede 16 yıl iktidarda kalan bir parti görmedim.
Ülkemizde 16 yıldır güle oynaya iktidar koltuğunda oturuyorlar, lakin kazın ayağı önümüzde ki seçimlerde istedikleri gibi olmayabilir, yani keser döner sap sandıkta hesap döner hesabı...
Ben bu konuda umutluyum, izliyorum, gözlüyorum yeni nesil çok umut veriyor inanın. Bunun formülünü gençlik çoktan ezberledi bile. Sevgi, dürüstlük, merhamet ve huzur gibi güçleri var onların.
Önümüzdeki seçimlerde eski seçimlere nazaran seçmenin daha bilinçli olduğu ön plana çıkacaktır. Bu işin artık bahanesi falan kalmadı. Bahanenin yerini icraat, yanlışta ısrarın yerini tam kapasiteli ve istikrarlı bir hükümet alacaktır.
Evet fakir fukaranın bile gözü açıldı sanmıyorum artık 3-5 makarna paketine, bir kaç çuval kömüre kanacaklarını.
Değişen zamanla birlikte nefret sevgi hurdalığına, kibir tevazu ardiyesine, fesatlık hazım deposuna, önyargılar da hoşgörü sandığına kapatılacaktır.
Geriye ise bütün bu olacaklara inanmayıp bana hadi ordan diyenlerin kendini mirsad-ı ibretten temaşası kalacaktır.
Zaman kuvvetli bir değişim aracıdır. Akıl ve mantık en hünerli ellerin yıllarca uğraşıp yapamadığını bir anda yapıverir.


REKLAM SATIŞLARINIZI ARTTIRAN BİR SLOGANDIR

Anlayana davul zurna az anlamayana sivrisinek saz, diyerek kısa bir hikaye ile yazımı noktalıyayım...

Zamanın birinde adamın birisinin eşeği yolda çamura batmış. Oldukça sulak olan araziden eşeğini bir türlü çıkaramayan gariban köylü, öfkeyle hem eşeğe hem hükümete sövmeye başlamış. Tam o sırada tesadüfen ordan geçmekte olan Başbakan, köylünün söylediklerini duymuş. Etrafında ki yağcılar, yalakalar hemen, Başbakana küfreden kişinin tutuklanıp en ağır hapis cezasına çarptırılmasını gerektiğini söyleseler de, Başbakan onlara kulak asmamış, içinden;
-‘Ne ister ki benden?.. Ben mi batırdım eşeğini çamura?.. Hele bir soralım demiş.
Köylüyü getirmişler Başbakanın huzuruna, demişler:
-‘Anlat bakalım, nedir bu celalli halin? Ne diye küfredersin Başbakana?’.
Köylü hiç çekinmeden;
- Ben ekmeğimin derdindeyim, yaz kış demeden çarşıya pazara bu garip eşeğimle birlikte gider gelirim, çoluk çocuğumun rızkını sağlamak için. Sen Başbakan efendi hep sözler verdin, bu sulak ve çamura batmış yolları yaptıracağım, herkesin geçim derdine son vereceğim, sizlere mutlu, huzurlu, barış dolu özgür bir yaşam sağlayacağım diye benden ve köylüden oy istedin. Bizde tüm dertlerimizi çözecek refah bir yaşam süreceğiz diyerek sana oy verdik, ama sen ne yolları yaptın ne bu çamur deryasını kuruttun, her geçen gün daha fazla çamurlaşan bu yol bataklığa dönüşecek ve biz bu bataklıkta boğulup gideceğiz. Ne huzur geldi, ne refah nede özgür rahat bir yaşam. Kardeş kardeşe düşman oldu, ne selam kaldı ne sabah. Sen hala boş vaatlerle biz halkı kandırmaya devam ediyorsun. İşte bunun için küfür ettim, demiş...
Bu durumun kendisinden kaynaklandığını anlayan Başbakan, adamın ellerini öperek,
- Sen haklısın ben bu küfürü hakettim, sizlere verdiğim sözleri tutamadım, bu durum hep böyle gidecek sandım, bin aldım, bir veremedim diyerek istifa etmiş...

Ah keşke bizde de böyle anlayışlı bir başbakan ve hükümet olsa...

26 Temmuz 2018 Perşembe

FİLİZ BAŞARAN'IN DÖRDÜZLERİ....

BİR DESTEKTE BENDEN OLSUN....
Sadece kitap çıkarmakla yazar olunmuyor, sabırla ama bitmeyen bir heyecan ile araştırmak, dökümanları birleştirmek, hayal kahramanlarına can vermek, hele hele konulara şiirsel katkılar sağlamak, okuyucuyu kitabın içine düşürmek...
İşte hepsi bu kitaplarda benim güzel küçük şairim dediğim, arkadaşım, dostum sevgili Filiz Başaran'nın o güzel anlatımı ve kıvrak kalemi ile kelimelere can verdiği, yaş sınırlaması ile kotaladığı bu kitaplarını sizlerde okuyunca benim ne kadar haklı olduğumu görecek ve bana hak vereceksiniz.
Filiz Başaran'ın, benim dördüzlerim dediği bu kitapların Editörlüğünü Sn. Yahya Türkeli, yazım ve tasarım yardımcılığını Sn. Rasim Bakırcıoğlu'nun üstlendiği ve öykülerin şiirsel yönüne katkı sağlayan Sn. şair Çavlan Gençer, kapak tasarımlarını ise çocuklar yapmıştır.
Altı yıl önce başlayan bu serüvenin içeriği çocukların gözünden hikayelerden oluşmakta olan bu dördüzler  nihayet tamamlanmış ve kitapçıların raflarında çocuklarınıza ve gençlere hitap etmek için yerlerini almışlar...
Hadi bakalım koşun kitapçılara hatta internet sitelerinde ki satışlarından bile ulaşabileceğiniz bu güzel kitaplar ile hem çocuklarınızı sevindirin hem kendinizi...
Başarıların daim olsun, kalemin hiç yorulmasın, emeğine ve yüreğine sağlık benim küçük şairim sevgili Filiz Başaran....

23 Temmuz 2018 Pazartesi

LAHMACUNMUSUNUZ?...






Bu zamanda mutluluğu sevgiliden, dosttan aramayacaksınız alın bir çikolata yiyip mutlu olun, desek te olur ama, mutluluk demek ki insanın midesine girenle olurmuş.....

ZAMAN SU MİSALİ....

Zaman öyle çabuk geçiyor ki bir su misali hızına yetişemiyoruz.
Pazartesi ile başlayan hafta bir bakmışsın hafta sonuna gelmiş.
Zaman, günler haftaları, haftalar ayları, aylar yılları adeta kovalarcasına hızla ilerliyor.
Farkındayız ama farkında olmamış gibi davranıyoruz.
Traş olurken, ne ara geldim ben bu yaşa diye hayıflanıp dururken aynada kendimi izliyorum, yüzümdeki kırışıklıkları, saçımda ki aklara takılıyorum da, geçmiş bir film şeriti gibi geçiyor bir an gözlerimden de "amaan sende" diyerek gülüp geçiyorum. Her yaşın ayrı bir güzelliği var diyerek yüksek sesle düşünüp gülüyorum.
Oh, la la yaşamak güzel herşeye rağmen..
Her yaşın ayrı bir güzelliği vardır derler ya kesinlikle katılıyorum. Nasıl bu yaşa ulaştığımı anlamasam da 60 yaş üzerinde (65) olmam harika bir şey. Kendi adıma itiraf etmeliyim ki kendimi bulduğum, hayatın tadına vardığım, kendimin öncelikle değerli olduğumu farkettiğim yılların başlangıcı olan bu yaş.
Ne güzel yaşlanmışım ben, acısıyla, tatlısıyla, elemiyle, kederiyle, hüznüyle, neşesiyle, yanlışları ve doğrulayıyla her geçen günü güzel yaşamışım diyorum kendime.
İnsan bu yaşa gelince pek fazla umursamıyor hayatı, öyle acaip olur olmaz şeylere kafa takıp üzülmeye gelmiyor. Artık yaşamımda ki insanları olduğu gibi kabul ediyorum, hataları, sevapları, günahlarıyla.
Görüşmek istediklerimle görüşüyor, görüşmek istemediklerimle görüşmüyorum. Vallahi iyi ediyorm. Şu kişiyle, bu kişiyle görüşmüyorum acaba ayıp mı ediyorum düşünce  defterini kapayıp çoktan rafa kaldırdım.
Başkalarının hatalarından ve yaşadıklarımdan ders çıkartarak aynı hataları tekrarlamamaya dikkat ediyorum. Karşımdaki insana daha anlayışlı olabiliyorum. Örneğin beni eleştiren birisinin samimiyetini görebiliyorum. Bu eleştiri maksatlı ise kişiye bakıyorum, zavallı diye içimden geçiriyorum. Zaten sorunlu bir insan, kendini bu şekilde rahatlatıyor olmalı düşüncesiyle söylediklerinin fazla üzerinde durmadan konuyu kapatıyorum.
Mutluluğu yakalamışım, sağlığımda yerinde daha ne olsun, bir 65 yıl daha yaşayacak değilim ya, hayat güzel kaç yaşında olursan ol yaşamaya değer...
Sevgi ve mutluluk dolu yaşanan her gün, yaşama bir gün daha ilave ediyor..
Geçmişte yaptığım hatalardan ders çıkarttım, Hayır diyebilmeyi öğrendim.
Kafama taktığım şeylerin sayısı azaldı. Artık hiçbirşey sağlıktan kendi mutluluğumdan önemli değilmiş, anladım.
Herşeyi problem eden, dedikoducu, herkesi kötü anlatan, kısacası ruhumu daraltan insanlarla görüşmek zorunda olmadığımı fark ettim. Böyle insanları rahatlıkla hayatımdan çıkarmayı öğrendim. Zamanımı ve enerjimi çalan insanlara yer yok.
Okuyorum, yazıyorum, çiziyorum. Daha ne olsun...
Ben kendimi sevmeyi, kendim için yaşamayı öğrendim...
Geç oldu ama temiz oldu....
Bir tavsiye daha, size değer veren arkadaş ve dostlarınızla birlikte olun yeter. Gerisi hikaye...
Sonuç itibariyle bugün yaşamıma baktığımda mutlu bir adam görüyorum. Geçmişte yaşadığım kalp kırıklıklarım var. Artık onları umursamamayı geçte olsa öğrendim. Sanırım bunun için bu yaşlara gelmem gerekiyormuş...
Hayat şikayet edecek, birileri üzülecek diye o birilerine ödün vererek kendimi üzeceğim kadar uzun değil. Kalan hayatımı çok daha mutlu ve verimli geçirmek gerektiğini düşünüyorum...
Yemin ediyorum kafam rahat "amaan sende" deyip geçiyorum, yaşamıma zarar verecek insanlardan uzak duruyorum. iyi oluyor, bu yaşlara gelmeden sizlerde yapın tavsiye ediyorum..
Yaşam öyle sandığımız gibi uzun değil, yaşam bir göz açıp kapayıncaya kadar...
Kendimi anlatan bir şiirimle yazıma nokta koyayım...
Dışım başka içim başka
Bir gümüş çerçeveden
Bakıyorum yaşama
Aslında koca bir çınar
Kadar yaşlı ve yorgun
Eskidende deliydim
şimdi durgun...
İçimde yangınlar var
Aslında..
Gülerken ağlar içim...
Bakma sen güneşin parlaklığına
Gün batımları gibi
Hüzünlerdeyim...

Ah Be hayat ne çektirdin...

İNSAN SEVGİSİ....

Dünyanın yaşanabilirliği, sevginin ve saygının insanlardaki oranıyla alakalıdır, nitekim sevgisizler yüzünden her geçen gün dünya neşesini, sevincini, heyecanını kaybetmektedir. Sevgisizler dünyaya daha çok hükmettiğinde, insanın insana sevgisi saygısı kalmadığında dünya ömrünü tamamlamış olacaktır. Onun için dünyadaki insanları, sevenler ve sevmeyenler diye ikiye ayırmak mümkündür....
Saygıyı ve sevgiyi insanlar çocuk yaşta öğrenir. Büyüdükçe de geliştirir bu yüzden çocukların eğitimi ailede başlar. Ailede bir çocuğa insanlara karşı saygı duyması öğretildiyse bu çocuk hayatı boyunca insanlara saygılı davranır. Fakat ailede çocuğa iyi bir eğitim verilmediyse bu çocuk hiçbir zaman insanlara saygılı davranmaz, sevgi duymaz. Bu yüzden hem ailesinde hem de toplumda karışıklıklara sebep olur.
İnsanın mutlu olabilmesi, kendini huzurlu ve mutlu hissedebilmesinin en temel yolu sevgi ile saygı duymasıdır. Bu sevginin en önemlisi ise insanın insana sevgi ve saygısı olarak karşımıza çıkmaktadır. Çünkü insan seven kişi her canlıyı sever, bu durumda insanları sevmeyen kişilerin diğer canlıları sevmesini beklemek de yanlıştır.
İnsan sevgisi içinde hoşgörüyü ve diğer insanlara karşı anlayışlı sıcakkanlı olmayı barındırır. Bir toplumun fertleri birbirlerini sevmiyorlarsa o toplumun sosyal anlamda gelişmesi ve dayanışma içinde olması beklenemez. Bir insanın sahip olması gereken en önemli özellik insan sevgisidir. Çünkü insan seven kişilerden hiç kimseye kötülük gelmez.
İnsan sevmek insanlar arasında ayrım yapmamak tüm insanları hoşgörü ile kabullenmek demektir. Bu sevgi hem bireyleri hem de toplumları yüceltir ve toplumsal bağların kuvvetlenmesinde insanlara yardımcı olur.
İnsan sevgisi kadardır İnsan, önce kendisini sever ve sevmeli, sonra akrabalarını, çevresini, köyünü, kasabasını, şehrini, ülkesini sever ve sevmelidir, bu sevgi dairesi genişler gider. Gittiği ülkeleri, hayal ettiklerini, bütün yeryüzünü, semavatı, öte alemleri sever ve sevmelidir. Böylece âlemde ne varsa, insan onlara sevgi besler...

İnsanlar, yardımlaşma ile yaşar,
İnsanlar, dostluk ile yaşar,
İnsanlar, sevgi ile yaşar,
İnsanlar, insan sevgisi ile yaşar.....
Saygı ve sevgi farklı unsurlardır ama biri olmadan diğeri işe yaramaz. Saygı ve sevginin bir arada bulunduğu toplumlar uzun ömürlü olur ve hiçbir zaman kargaşa içine düşmez. O toplumda saygı ve sevgi ne zaman kayboldu ise o zaman o toplum çöker.
Bu yüzden bizde birbirimize sevgi ile saygılı davranmalıyız. Her zaman başkalarının sevincini ve acısını paylaşmalıyız. İnsanları sevmeli onları birbirinden ayırmamalıyız.
Kısa ve anlamlı bir hikaye ile yazıma nokta koyayım;
Hintli bir adam suda bata çıka ilerlemeye çalısan bir akrep görür ve onu kurtarmaya karar verir ve parmağını uzatır ama akrep onu sokar,
Hintli tekrar akrebi sudan kurtarmaya çalışır ama akrep onu tekrar sokar ...
Bu durumu izleyen başka bir adam ona, onu sürekli sokmaya çalışan akrebi kurtarmaya çalışmaktan vazgeçmesini söyler...
Ama Hintli adam şöyle der:
- Sokmak akrebin doğasında vardır, benim doğamda ise sevmek var.  Neden sokmak akrebin doğasında var diye kendi doğamda olan sevmekten vazgeçeyim...

Sevmekten vazgeçmeyin, iyiliğinizden vazgeçmeyin...
Etrafınızdaki akrepler sizi soksalar bile.....

AH ŞU ERKEKLER....

Adem'den bu yana erkekler ve onların davranışları hakkında onlarca şey okumuş, duymuş ve görmüşsünüzdür. Ama hiçbiri bu yaptığım tespitler kadar eğlenceli değildir umarım....
Kadınlar arasında erkeklerin davranışları, onların basit yapılarına rağmen kadınlara karmaşık gelmeleri kadınlar arasında ki muhabbetlerde oldukça konuşulan bir konudur.
''Niye böyle yapıyorlar?'',
''Neden bu kadar anlayışsızlar?'',
''Neden ilk baktıkları yer dış görünüşümüz?''
gibi sorular, sohbetin en koyu anlarında sıkça sorulan sorulardır.
Her kadının kendi terübelerine göre yorumunu kattığı (aslında yaralarına dem vurduğu) bu konuyla alakalı erkeklerin bile tespitlerde bulunduğunu biliyor musunuz?..
Biliyorsunuzdur tabi...
Mesela;
Jean Kerr;
"Bir erkekle evlenmek uzun süredir vitrinde gözünüze takılmış bir şeyi satın almaya benzer. Çok hoşunuza gider ama eve gelir gelmez evdeki hiçbir şeye uymadığını fark edersiniz."
Bernard Shaw'da,
"Erkekler yarım düzine plağı bulunan bir gramafon gibidirler. Kısa sürede bu plakların tümünden bıkarsınız ama her konuk geldiğinde masada oturup onları bir daha dinlemek zorunda kalırsınız."
diye söylemlerde bulunmuştur....
Erkekleri mizahi olarak şöyle bir irdelersek.....
Örneğin;
Erkekler yeni doğmuş bebek gibidirler.
Acıkınca mama, ağlayınca suyunu eksik etmemelisiniz..
İlk başta çok şirin görünürler, ama bir süre sonra altlarını bile değiştirmekten sıkılırsınız.

Erkekler kahve gibidirler.
En iyileri gönlü zengin ve sıcaktır, .
Lakin siz sütlü kahveden olanını yani mülayim olanını seçin, yoksa sizi bütün gece ayakta tutabilirler...

Erkekler bilgisayar gibidirler.
Anlaşılmaları kolay değildir ancak hiçbir zaman yeterli hafızaya sahip değildirler.
Daima en son programı yükleyerek gigabaytlarını yükseltmek gerekir...
Yoksa error verirler, yeniden programlamak zordur...

Erkekler uzaktan kumanda aleti gibidirler.
Basit. Kullanımı kolay.
Ve genellikle televizyonun yakınında uzanmış durumda,
Ama her zaman elinizin altındadırlar...

Erkekler yıldız falı gibidirler.
Size her zaman ne yapacağınızı söylerler ve genellikle de yanlıştırlar.
Falınızın doğru çıkması yüzde ellidir...

Erkekler iş makinaları gibidirler.
Çok gürültü yaparlar ama çalıştırılmaları zordur.
Hiç kontak kapatmadan gaz vermelisiniz..

Erkekler termos gibidirler.
Sıcak veya soğuk farketmez,
İçini bira doldurup her yere taşıyabilirsiniz.

Erkekler şilte gibidirler.
Eninde sonunda en iyileri bile deforme olur.
Sık sık temizleyip kontrol etmeniz gereklidir...

Erkekler Brezilya dizileri gibidirler.
Seyretmesi eğlenceli, bazen heyecanlı, bazen can sıkıcı...
Ya da Türk dizilerine benzerler, bir bakarsınız en romantik sahnenin içinde aniden maço olup vurdulu kırdılı sahnelere dönüşürler....
Şimdi son olarak;
Linda Sunshine'nin erkekler için söylediklerini kulak ardı etmeyin,
"Eğer kendiniz hakkında konuşursanız, erkek sıkıcı olduğunuzu düşünecektir. Eğer başkaları hakkında konuşursanız dedikoducu olduğunuzu düşünecektir. Eğer kendisi hakkında konuşursanız, dünyanın en zeki ve hoş sohbet kadını olduğunuzu düşünecektir."
Neden bir erkeğe psikanaliz yapmak, bir kadına yapmaktan daha kolaydır?...  Çünkü çocukluğa geri dönmeleri hiç vakit almaz. Zaten kaç yaşında olurlarsa olsunlar hep çocukturlar.
Valhasıl, erkektir ne yapacağı belli olmaz, siz kadınlar her ihtimale karşı dizginleri elden bırakmayın, arabanın direksiyonu erkekte ama fren ve gaz pedalı sizde olsun...
Ancak her duyduğunuza ve benim yazdıklarıma da pek inanmayın n'olmaz, n'olmaaazz....

29 Haziran 2018 Cuma

CUMHURİYET...

Sanma ki;
sevmekle usanır bu yürek.
Kader de varsa eğer,
özgürce ölmesini de bilirim elbet.
Zannetme ki;
zorba bir baskıdan korkar yürek.
Bir değil bin ömrüm olsa da
beklemesini bilirim elbet...
Hür yaşadım, hür yaşarım,
kopsa da kıyamet....
Ne irtica, ne zulüm, ne baskı, ne cehalet,
Bu vatan;
biz Cumhuriyet çocuklarına emanet...
Cumhuriyet güneşi
bir gün yeniden doğacaktır elbet...
Varlığınla başlayan bir Cumhuriyetin,
yokluğunla bitirilmesine alışamadım,
aklımdan ilkelerini hiç çıkarmadım
ben hiç sensiz kalmadım...
"Türk Milletinin tabiatına ve geleneklerine
en uygun olan yönetim, cumhuriyet yönetimidir"..
Sözünü hiç unutmadım....

28 Haziran 2018 Perşembe

KADINA DAİR NE VARSA.....

Adam gibi adam derler de, kadın gibi kadın demezler mesela, Taş gibi derler, Kezban derler, Erkek Fatma derler....
Sevdiğiniz kadına adamlık taslamanıza gerek yok, azıcık adam olun yeter......
Kadın olmak suçtur bu hayatta. Severse deli derler, sevmezse kötü derler. Hemen elde edilince basit olur, elde edilmeyenler de konuşmalara meze olur. Kadın susarsa bir şey bilmiyor derler, susmazsa dili uzun, saçı uzun aklı kısa derler... Derler de derler... Bilmezler ki kadınlar neler bilir neler yapar...
Sevdiğiniz kadın için dünyayı yıkmanıza gerek yok, onun dünyasını başına yıkmayın yeter..

Çünkü erkeklere göre sadece kadındır o,  soğuk olmak zorundadır, hissetmemesi gerekir, iyi gözükmelidir ama öyle çok iddialı da olmaması gerekir, eksik etektir kadının aklı ermez, gözü açılmamalıdır, sırtından sopa karnından sıpa eksik edilmemelidir.
Sevdiğiniz kadına kendinizi ispatlamanıza gerek yok, size olan sonsuz güvenini suistimal etmeyin yeter...
Oysa erkektir kadını eksik hale getiren, namusunu alıp etek altına iten, inançlarını yok eden.  Cesurdur kadın, bir erkekten daha ince düşünür tartar, düşünür, inceler. Seviyorsa bodoslama atlar, sevdiği için tüm engelleri aşar.
Sevdiğiniz kadını göklere çıkarmanıza gerek yok, ona sımsıkı sarılıp ayaklarını yerden kesin yeter...
Bütün erkekler kadını karmaşık bir varlık gibi görür ama cefakar, vefakar  yapısı olduğunu, bilinmesi gereken aslında kadının istediği üç şeyin; sevgi, sadakat, dürüstlük olduğunu akıllarına getirmez bilmemezlikten gelirler...
Sevdiğiniz kadına umut vermenize gerek yok, sizinle kurduğu hayallerini boşa çıkarmayın yeter...
Kadın isterse neler yapar bilirmisiniz?..
Hiç merak edipte, sevdiğiniz kadını şöyle göz ucuyla meraklı gözlerle izlediniz mi?.. Her erkeğin yapması gereken bir şeydir aslın da, çünkü sevdiğiniz kadın sizi çaktırmadan öyle bir izler ki, her hareketinizi ezbere bilir, her düşüncenizi aşağı yukarı okur...
Benim izlediğim ve kadınlar hakkında ki gözlemlerimi şöyle sıralayabilirim...
Kadın, evcimen ise küçücük odaya bir sürü eşyayı sığdırır ve neyin nerede olduğunu kesinlikle bilir, aradığını anında bulur...
Mutfağında minicik kavanozlara renk renk reçelleri, doldurur sabahları kahvaltı da önünüze gelince, nasıl ne zaman yaptığına şaşırıp kalırsınız...
Bir su bardağına denizi doldurur, ya fırtınalar koparır, ya şen şakrak, yada hüzünlü olur.. Bardağı taşırtmayın sakın kadınlara yanarsınız....
Mesela hiç  el çantasına şöyle bir göz attınız mı?.. Neler vardır neler,  eczaneyi, bijuteriyi, aile resimlerini bile bulabilirsiniz o çantanın içinde...
Diyelim ki birlikte akşam yemeğine çıkacaksınız, makyajına bakarsınız ama gözünüz rujuna takılır görürsünüz ki; bir rujuna bir geceyi nasıl sığdırdığını....
Bir elbiseye ne anılar sıkıştırmıştır, bir anlatmaya başlarsa bir şarkıyı dinler gibi hıçkırıklara boğulursunuz....
Sevdiğiz kadını izlerken dikkat edin, bir bakışında şehveti, bir dokunuşunda şefkati bulursunuz, sonrası malum...
Kendinden hep emindir kadın,  bir yürüyüşe umursamazlığı, bir dudak büküşe dayanılmazlığı,  bir gülüşe unutulmazlığı sığdırır, şapşal eder insanı....
Biz erkekler sanırız ki kadınlar hep mutlu ve uysaldır ama onlar, bir sigaraya efkarını, bir kahveye sırlarını,  bir susuşa çığlıklarını saklarlar anlamakta zorluk çekersiniz....
Kadın öyle kutsal öylesine gizemli bir varlıktır ki,  bir erkeği bir ömür kalbine ve yatağına , bir bebeği karnına ve tüm hayatına..
Kadın isterse herşeyi sığdırır o minicik yüreğine de, bir kendi yüreğini ve bedenini sığdıramaz nedense şu koca dünyaya.....
Bir kadının ne dediğine değil, ne demek istediğine kulak ver. Çünkü onlar, kimse kırılmasın diye bazı şeyleri söylemezler.
Kadın güçlüdür aslında. Hatta erkeklerden çok daha güçlüdür; ama ister ki, erkeğin gücü kendisine huzur versin.
William Golding der ki; "Her kadına sahip olmaya çalışan adam bir kadına hasret kalır! Bir kadına sahip olan adam; Her kadını kendine hayran bırakır.”

HİÇ BİR ŞEY OLAMADIK,  ÖZENTİDEN BAŞKA...   "Ah Müjgan... Çok arada kaldık biz, Kendimiz olamadık. Tespih elimize, Malboro ağzımıza yak...