13 Temmuz 2019 Cumartesi

BEN NE DARBELER GÖRDÜM DE...

15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİ GİBİ BİR KOMEDYA GÖRMEDİM...

                                     27 MAYIS 1960 İHTİLALİ....

Temelde insanların hoşuna gitmeyen şey, uygulanan baskı ve sansür politikalarının yanında, Atatürk ilke ve inkılaplarından uzaklaşılması idi. Nitekim askeri müdahale, 27 Mayıs 1960 gecesi patlak verdi.
Müdahale, 37 subay tarafından planlanmıştı. Bu olay sonraları Genç Subaylar İhtilali olarak da anılacaktı. Darbe emir komuta zinciri içinde yapılmamıştır; 37 düşük rütbeli subayın planları ile icra edilmiştir. Kritik mevziler bu subayların ellerindeki asker ve silahlarla önce ordudaki komuta kademesinin etkisiz hale getirilmesi ile ele geçirilmiştir. Sonra cumhurbaşkanı ve hükümet üyeleri tutuklanarak, hükümet; 235 general ve 3500 civarında subay (daha çok albay, yarbay, binbaşı) emekliye sevk edilerek, ordu; 147 üniversite öğretim görevlisi görevden alınarak ve bazı üniversiteler kapatılıp el konularak, 520 hakim ve yargıç görevden alınılarak, yargı kontrol altına alınmıştır.
Orgeneral Cemal Gürsel hareketin başına geçti. Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes tutuklandılar. 1961 yılında yeni anayasa kabul edildi, Yassıada'da yargılanan Adnan Menderes ve birçok siyasi idama mahkum edildi. Celal Bayar yaşı sebebiyle müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Türkiye Cumhuriyeti, senato gibi yeni siyasi kavramlarla tanıştı.
***

22 ŞUBAT 1962 AYAKLANMASI....

Harp Okulu Komutanı Kurmay Albay Talat Aydemir'in, o yıl Harp Okulu’nu bitirme döneminde bulunan 600 kadar asteğmeni toplayarak son günlerde yaşanan olayları anlatmasıyla başlamıştır. Çünkü 20 Şubat günü Hükümet ve Genelkurmay, belirli birlik kumandanları için süratle atama ve gözaltına alma işlemleri başlatmıştır. Bunun üzerine harp okulu öğrencileri, komutanlarını teslim etmeme kararı aldılar ve 22 Şubat 1962 tarihinde Talat Aydemir ve arkadaşları, Ordu içindeki 27 Mayısçıların tasfiyesi için, 20 Şubat günü atama ve gözaltına almalara karşı bir direniş başlattı. Ancak netice olarak Talat Aydemir'in atamaların durdurulması yönündeki ısrarını İsmet İnönü kabul etmedi ve Aydemir gözaltına alındı, öğrenciler ise memleketlerine gönderildi.
***
12 MART 1971 MUHTIRASI....

1969 seçimlerinden sonra Süleyman Demirel yönetiminde ki Adalet Partisi (AP) iktidara gelmişti. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ise ana muhalefetteydi. Fakat 1968 yılından beri süre gelen anarşi ve terör olayları ülkeyi günden güne yıpratıyordu. Sık sık yaşanan öğrenci hareketlerine karşı, polis ile üniversite öğrencileri arasında çatışmalar meydana geliyordu. Bu güvenlik zafiyetlerinin yaşandığı düzensiz ortam, ordunun müdahalesini hazırlayan temel etken oldu.
12 Mart 1971 tarihinde Genel Kurmay Başkanı Memduh Tağmaç, Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler, Deniz Kuvvetleri Komutanı Celal Eyiceoğlu ve Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur tarafından Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'a bir muhtıra verildi. Mektupta hükümetin istifası isteniyordu. Bunun üzerine Başbakan Süleyman Demirel istifa etti. Yeni kurulacak partiler üstü hükümet için CHP Milletvekili Nihat Erim, Başbakan seçildi. 26 Mart günü CHP'ye istifasını sunarak bağımsız bir başbakan sıfatıyla partiler üstü kabineyi kurdu.
***

12 EYLÜL 1980 ASKERİ MÜDAHALESİ...

1971 muhtırası tam olarak amacına ulaşamamıştı. Ülkedeki terör, anarşi ve milli güvenliği tehdit eden unsurların önüne geçilememişti. 1972 yılında başta Deniz Gezmiş gibi birtakım devrimcilerin idamı üzerine olaylar daha da alevlenmiş, silahlı çatışmalar artmıştı. Artık ülkede neredeyse her gün bir bomba patlıyor, bir kahve taranıyordu. Sağ ve sol görüşlü gençler üniversitelerde birbirlerine saldırıyordu.
1979 yılına gelindiğinde darbenin ayak sesleri kendini göstermeye başlamıştı. 19 Temmuz 1980 tarihinde Nihat Erim'in suikasta uğraması da olayların patlak verdiği bir dönüm noktasıydı. Sonuç itibarıyla 12 Eylül 1980 gecesinde, düzenli bir biçimde Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından devlet yönetimine el koyuldu. İhtilal bildirgesi sabaha karşı Genel Kurmay Başkanı Kenan Evren tarafından televizyonlardan bizzat duyuruldu. 1961 anayasası uygulamadan kaldırıldı ve bütün siyasi partiler kapatıldı. 1982 yılında Türkiye Cumhuriyeti tarihini değiştirecek yeni bir anayasa tasarlandı.
650.000 kişi gözaltına alındı,
1 milyon 683.000 kişi fişlendi,
7000 bin kişiye idam cezası istendi,
517 kişi idam edildi,
Her Gazeteye bir subay atandı ve gazeteler 300 gün hür yayın yapamadı.
Milli Güvenlik Konseyi Üyeleri;
Kenan Evren:Genelkurmay Başkanı,
Nurettin Ersin:Kara Kuvvetleri Komutanı
Nejat Tümer:Deniz Kuvvetleri Komutanı
Tahsin Şahinkaya:Hava Kuvvetleri Komutanı
Sedat Calasun:Jandarma Genel Komutanı
***
28 ŞUBAT 1997 SÜRECİ...Necmettin Erbakan'ın başbakan, Tansu Çiller'in ise dışişleri bakanı olduğu 28 Şubat 1997 tarihinde toplanan Milli Güvenlik Kurulu'nun irticaya karşı başlattığı Ordu ve bürokrasi merkezli bu süreç, post-modern darbe olarak da adlandırılmıştır. Bu dönem başlıca "gericilikle" mücadeleye sahne olmuş, başörtüsü yasaklanmış, pek çok öğrenci ve kamu personeli başörtülü oldukları gerekçesiyle devlet kurumlarından uzaklaştırılmıştır. "İrticayla mücadele eylem planı" ile anılan bu süreçte verilen kararların ve yaptırımların uygulanıp uygulanmadığı denetlemek için Çevik Bir öncülüğünde Batı Çalışma Grubu kurulmuş, 28 Şubat sürecinin yargılamaları için daha sonra Ergenekon davaları süreci başlamıştır.
***
27 NİSAN 2007 e-MUHTIRASI....
27 Nisan 2007 tarihinde, saat 23:20'de Genelkurmay Başkanlığı tarafından yapılan basın açıklaması ile Türkiye Cumhuriyeti devletinin, başta laiklik olmak üzere, temel değerlerinin aşındırılmakta olduğu belirtilmiştir. Kamuoyunda hakim olan görüş, basın açıklamasının bir muhtıra mahiyetinde olduğu yönündedir ve internet aracılığıyla yapıldığı için açıklamaya "e-muhtıra" adı verilmiştir.
***
                15 TEMMUZ 2016 DARBE GİRİŞİMİ...


(aslın da halka gözdağı vermek amacı ile AKP tarafından kugulanmış bir tür drama/komedi gösterisi)

15 Temmuz 2016'da saat 22.00 sularında İSTANBUL'daki boğaz köprülerinin askerler tarafından kapatılmasıyla patlak verdi. Başkent ANKARA'da F16 uçakların alçak uçuşları ve helikopter seslerinin duyulmasıyla gerilim arttı. İstanbul ve Ankara başta olmak üzere birçok şehirde tanklar sokaklara indi. Başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, Başbakan Binalı Yıldırım, Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve mevcut Bakanlar, canlı yayınlara telefonla bağlanarak halkı sokağa çıkmaya davet etti.
Halk bu çağrıya uyarak meydanlara akın etmeye başladı. Bazı vatandaşlar tankların önünü kesti ve durdurulan tankların üzerine çıktı, dindar yobazlar yakaladıkları gencecik askerlerin kafalarını kesti. Bir yandan bu vahşet yaşanırken silahsız askerlerin çığlık ve yalvarmaları duyuldu, Asker, polis ve sivil halk arasında yaşanan bu gerilim, sabah 06.00 sularında Boğaziçi Köprüsü üzerindeki askerlerin mermisi dahi olmayan silahlarını bırakmasıyla  yumuşadı. Gece boyunca pek çok asker ve polis ve sivil vatandaş bir gösteri uğruna hayatını kaybetti.

15 Temmuz Türkiye Cumhuriyeti tarihine, iktidar da ki hükümetin yüz karası olarak geçen bir olayıdır...

5 Mart 2019 Salı

TELEFERİK KURACAM GALATA'DAN KIZ KULESİNE...

Kız kulesi deyip geçme, bilmem kaç tane hikayesi var.. Kubadabad Saltanat Kentinin haremliğinden tut da, Hero ve Leandros’un ölümsüz aşk hikayesi dahil, Bizansın ilk dönemlerinde anıt mezar olarak kullanıldığı söylentileri taaa Battal gaziye kadar uzanıyor. Aslında yapılışın da ki amacı hiç kimse bilmiyor yani insanların dikkatini çekmek için her kafadan bir hikaye uyarlanmış..

Aslında Kız kulesi ufak bir darphane gibi maşallah o kadar çok ziyaretçisi var ki para basıyor mekan usta. Giriş 15 TL. içerde bir çay içip bir dilim de pasta yersen 50 TL. gitti cepten. Kralın kızı kıyafetini giyip resim çektirmek 50 TL. vay ki vay... Ha bir de alkol alıp yemek yersen ohhh cüzdanı bırak yüzerek geç sahile. Öyle her katını gezemiyorsun bir de o konu var yani girişte bindiriyorlar asansöre 5. katta indiriyor 1 kat yürütüyorlar sonra kuleden İstanbul'a bakış, yanında dürbün getirdiysen ne ala yoksa bastır parayı kuleye sabitlenmiş dürbünlerle seyret İstanbul'u..
Birileri çıkıp Türkiye Muhtarının kulağına fısıldasa gitti Kız kulesi yeminle sana, Türkiyeyi kurtarır oradan gelecek para. Ne tanzim kuyruğu kalır ne fakirlik valla..
Sonra kalkar Katar'lılara satarlar al sana oradan da gelir dünyanın dövizi yırttı Türkiye.
Çok acaip fikirlerim var aslın da bu kulelerle ilgili aynı zihni sinir gibi..
Mesela diyorum, Galata kulesinden, Kız kulesine teleferik kursak sonra teleferiği Çamlıca Camiine kadar uzatsak,  of lan ne para kırar iyi fikir demi hey yavrum hey bırakın kule masallarını aç ayı oynamaz para lazım para.
Yarın bir gün A Haber de falan, Otomobil, uçak fabrikalarının dışında Teleferik projesini uygulamaya sokuyoruz diye haberler duyarsanız şaşırmayın..
Burası Türkiye yavrum oynatmaya za kaldı...

27 Aralık 2018 Perşembe

MEKTUP

Hasretim, özlemim, bitanem, kadınım, Aşkım,
Bu gün başka bir özlem hasret oluştu yüreğimde.
Söküp atamadım bir türlü.
Her yerde, her nefesimde, düşüncelerimde sen…
Bak işte sensiz olamıyorum ben.
Ne kadar güzelsin, zarif ve hoş'sun, bir gülün dalında açışı gibi..
Bir kelebeğin, renk renk uçuşu gibi..
Bir denizin durgun maviliği gibi..
Öyle güzelsin ki, özlem duyupta yanında olamadığım sevgilim..
İnan bitanem asla yalan söylemiyorum,
Sana olan özlemimi, senin için atan kalp atışlarımda hissediyorum...
Hele senin de ben'de olan özlemini soludukça..
Sanki nefessiz kalıyorum
Hayallerimde yıkılıyorum..
Sana kavuşacağım günü beklerken yorğun düştüğüm bu gönül yollarında..
Biliyormusun Aşkım, elimde değil, özlem duyuyorum dedim ya sana bitanem,
Hislerim kalbimde ağladıkça,
Duygularım senin özleminden nefes aldıkça..
Seni özlüyorum..
Seni özledikçe..
Gözlerimde hep senin özlemini görüyorum...
Ben bende değilim artık, sende seninle yaşıyorum
Nasıl anlatılır bilmem ama, sensiz uyku tutturamıyorum gecelerime,
Duymadan o güzel sesini, uyku girmiyor işte bu yorgun gözlerime.
Sabah gözümü ilk açtığımda elim hemen telefona gidiyor, acaba aradı mı? diye.
Öyle özledim ki, sesinin sesimdeki yankısını!
Çocuksu gülümsemene neden olan mutlu bakışlarını…
Beni sevme şeklini öyle özledim ki…
Öyle özledim ki, gözlerinin içine bakarken gözlerimden buğulanmasını…
Ah bir bilsen sevgilim,
Gözlerine bakınca neler gördüğümü bir bilsen,
İçimde kopan fırtınaları, aşkı, sevdayı...
Öyle özledim ki seni, aradığımda sesindeki neşeyi…
Bitanecim dersin de, özledin mi beni demezsin.
Bende belki tam anlatamam sana olan hasretimi diye
Nasıl özlediğimi, seni nasıl sevdiğimi ispatlayayım diye hep sevdiğimi söylerim.
Güzel gözlüm, öyle özledim ki seni…
Yüreğim bir mecal kaldı şimdi.
Her gece yatağıma geçip çalmasını bekliyorum lanet telefonumun.
Her gece yalvarıyorum Tanrıma, bir an önce geçsin bu zaman bu bekleyişler diye…
Ve her gece uykuyu haram ediyorum gözlerime.
Ah kadınım, öyle özledim ki seni…
Tıraş bile olmuyorum eskisi gibi.
Sen sakın kesme dedin ya o sakalları..
Sakallarımı şimdi daha çok seviyorum sen seviyorsun diye....
Sevdiğim, öyle özledim ki seni…
Sesini, nefesini, bana doğru kurduğun cümlelerin her bir kelimesini…
Kaçamak, çekingen, ürkek ama sevgi dolu bakışlarını...
Şimdi bekliyorken senden gelecek tek bir seslenişi, nasıl zor bir bilsen,
Nefes alıp verdiğimde hasret ciğerlerimi yakıyor, özlem saçlarımdan tutup çekiştiriyor.
Sensin onun dermanı diyor içimdeki ses her gece.
Canımın taaaa içi, öyle özledim ki seni…
Her derdini alırım üstüme, sen üzülme sen yorulma sen düşünme isterim, ben bakarım çaresine…
Yeter ki gülsün yüzün derim, ben meydan okurum senin için bu alemin cümlesine…
Kurban olduğum, aşkların en güzeli, bir tanem, gül bakışlım, kalbimin birincisi…
Öyle özledim ki seni, sesini, nefesini…
Geçsin zaman kavuşayım sana artık, mutluluktan kes şu nefesimi…
Seni öyle seviyorum ki, ne anlatabilirim ne de tarif edebilirim....

18 Aralık 2018 Salı

OLUR MU, OLUR?...

Öyle garip günler yaşıyoruz ki, herkes iş, aş, geçim derdinde. İşçisi, memuru, emeklisi yarın ne oluruz derdine düşmüş.
İktidar da bulunan hükümet ise her türlü vaatler de bulunarak günü geçiştirmeye bakıyor, halkın ağzına bir parmak bal çalıp, balı kavanozuyla götürenler sanki tüm ülke kendilerininmiş gibi bir yönetim biçimi uyguluyorlar.
Nereye kadar götürürler bilemem ama onlar kendilerini sonsuza kadar o rahat koltuklarında oturacaklarını sanıyorlar.
Bu zihniyetle giderlerse gelecek seçimlerde ayaklarına elbette bir çalı dolaşacak, sandıktan çıkacak durum karşısında  umduklarını değil bulduklarınla yetinecekler..
30 küsur yıla yakın bir zamandır yurt dışında yaşıyorum, hiç bir ülkede 16 yıl iktidarda kalan bir parti görmedim.
Ülkemizde 16 yıldır güle oynaya iktidar koltuğunda oturuyorlar, lakin kazın ayağı önümüzde ki seçimlerde istedikleri gibi olmayabilir, yani keser döner sap sandıkta hesap döner hesabı...
Ben bu konuda umutluyum, izliyorum, gözlüyorum yeni nesil çok umut veriyor inanın. Bunun formülünü gençlik çoktan ezberledi bile. Sevgi, dürüstlük, merhamet ve huzur gibi güçleri var onların.
Önümüzdeki seçimlerde eski seçimlere nazaran seçmenin daha bilinçli olduğu ön plana çıkacaktır. Bu işin artık bahanesi falan kalmadı. Bahanenin yerini icraat, yanlışta ısrarın yerini tam kapasiteli ve istikrarlı bir hükümet alacaktır.
Evet fakir fukaranın bile gözü açıldı sanmıyorum artık 3-5 makarna paketine, bir kaç çuval kömüre kanacaklarını.
Değişen zamanla birlikte nefret sevgi hurdalığına, kibir tevazu ardiyesine, fesatlık hazım deposuna, önyargılar da hoşgörü sandığına kapatılacaktır.
Geriye ise bütün bu olacaklara inanmayıp bana hadi ordan diyenlerin kendini mirsad-ı ibretten temaşası kalacaktır.
Zaman kuvvetli bir değişim aracıdır. Akıl ve mantık en hünerli ellerin yıllarca uğraşıp yapamadığını bir anda yapıverir.


REKLAM SATIŞLARINIZI ARTTIRAN BİR SLOGANDIR

Anlayana davul zurna az anlamayana sivrisinek saz, diyerek kısa bir hikaye ile yazımı noktalıyayım...

Zamanın birinde adamın birisinin eşeği yolda çamura batmış. Oldukça sulak olan araziden eşeğini bir türlü çıkaramayan gariban köylü, öfkeyle hem eşeğe hem hükümete sövmeye başlamış. Tam o sırada tesadüfen ordan geçmekte olan Başbakan, köylünün söylediklerini duymuş. Etrafında ki yağcılar, yalakalar hemen, Başbakana küfreden kişinin tutuklanıp en ağır hapis cezasına çarptırılmasını gerektiğini söyleseler de, Başbakan onlara kulak asmamış, içinden;
-‘Ne ister ki benden?.. Ben mi batırdım eşeğini çamura?.. Hele bir soralım demiş.
Köylüyü getirmişler Başbakanın huzuruna, demişler:
-‘Anlat bakalım, nedir bu celalli halin? Ne diye küfredersin Başbakana?’.
Köylü hiç çekinmeden;
- Ben ekmeğimin derdindeyim, yaz kış demeden çarşıya pazara bu garip eşeğimle birlikte gider gelirim, çoluk çocuğumun rızkını sağlamak için. Sen Başbakan efendi hep sözler verdin, bu sulak ve çamura batmış yolları yaptıracağım, herkesin geçim derdine son vereceğim, sizlere mutlu, huzurlu, barış dolu özgür bir yaşam sağlayacağım diye benden ve köylüden oy istedin. Bizde tüm dertlerimizi çözecek refah bir yaşam süreceğiz diyerek sana oy verdik, ama sen ne yolları yaptın ne bu çamur deryasını kuruttun, her geçen gün daha fazla çamurlaşan bu yol bataklığa dönüşecek ve biz bu bataklıkta boğulup gideceğiz. Ne huzur geldi, ne refah nede özgür rahat bir yaşam. Kardeş kardeşe düşman oldu, ne selam kaldı ne sabah. Sen hala boş vaatlerle biz halkı kandırmaya devam ediyorsun. İşte bunun için küfür ettim, demiş...
Bu durumun kendisinden kaynaklandığını anlayan Başbakan, adamın ellerini öperek,
- Sen haklısın ben bu küfürü hakettim, sizlere verdiğim sözleri tutamadım, bu durum hep böyle gidecek sandım, bin aldım, bir veremedim diyerek istifa etmiş...

Ah keşke bizde de böyle anlayışlı bir başbakan ve hükümet olsa...

26 Temmuz 2018 Perşembe

FİLİZ BAŞARAN'IN DÖRDÜZLERİ....

BİR DESTEKTE BENDEN OLSUN....
Sadece kitap çıkarmakla yazar olunmuyor, sabırla ama bitmeyen bir heyecan ile araştırmak, dökümanları birleştirmek, hayal kahramanlarına can vermek, hele hele konulara şiirsel katkılar sağlamak, okuyucuyu kitabın içine düşürmek...
İşte hepsi bu kitaplarda benim güzel küçük şairim dediğim, arkadaşım, dostum sevgili Filiz Başaran'nın o güzel anlatımı ve kıvrak kalemi ile kelimelere can verdiği, yaş sınırlaması ile kotaladığı bu kitaplarını sizlerde okuyunca benim ne kadar haklı olduğumu görecek ve bana hak vereceksiniz.
Filiz Başaran'ın, benim dördüzlerim dediği bu kitapların Editörlüğünü Sn. Yahya Türkeli, yazım ve tasarım yardımcılığını Sn. Rasim Bakırcıoğlu'nun üstlendiği ve öykülerin şiirsel yönüne katkı sağlayan Sn. şair Çavlan Gençer, kapak tasarımlarını ise çocuklar yapmıştır.
Altı yıl önce başlayan bu serüvenin içeriği çocukların gözünden hikayelerden oluşmakta olan bu dördüzler  nihayet tamamlanmış ve kitapçıların raflarında çocuklarınıza ve gençlere hitap etmek için yerlerini almışlar...
Hadi bakalım koşun kitapçılara hatta internet sitelerinde ki satışlarından bile ulaşabileceğiniz bu güzel kitaplar ile hem çocuklarınızı sevindirin hem kendinizi...
Başarıların daim olsun, kalemin hiç yorulmasın, emeğine ve yüreğine sağlık benim küçük şairim sevgili Filiz Başaran....

23 Temmuz 2018 Pazartesi

LAHMACUNMUSUNUZ?...






Bu zamanda mutluluğu sevgiliden, dosttan aramayacaksınız alın bir çikolata yiyip mutlu olun, desek te olur ama, mutluluk demek ki insanın midesine girenle olurmuş.....

ZAMAN SU MİSALİ....

Zaman öyle çabuk geçiyor ki bir su misali hızına yetişemiyoruz.
Pazartesi ile başlayan hafta bir bakmışsın hafta sonuna gelmiş.
Zaman, günler haftaları, haftalar ayları, aylar yılları adeta kovalarcasına hızla ilerliyor.
Farkındayız ama farkında olmamış gibi davranıyoruz.
Traş olurken, ne ara geldim ben bu yaşa diye hayıflanıp dururken aynada kendimi izliyorum, yüzümdeki kırışıklıkları, saçımda ki aklara takılıyorum da, geçmiş bir film şeriti gibi geçiyor bir an gözlerimden de "amaan sende" diyerek gülüp geçiyorum. Her yaşın ayrı bir güzelliği var diyerek yüksek sesle düşünüp gülüyorum.
Oh, la la yaşamak güzel herşeye rağmen..
Her yaşın ayrı bir güzelliği vardır derler ya kesinlikle katılıyorum. Nasıl bu yaşa ulaştığımı anlamasam da 60 yaş üzerinde (65) olmam harika bir şey. Kendi adıma itiraf etmeliyim ki kendimi bulduğum, hayatın tadına vardığım, kendimin öncelikle değerli olduğumu farkettiğim yılların başlangıcı olan bu yaş.
Ne güzel yaşlanmışım ben, acısıyla, tatlısıyla, elemiyle, kederiyle, hüznüyle, neşesiyle, yanlışları ve doğrulayıyla her geçen günü güzel yaşamışım diyorum kendime.
İnsan bu yaşa gelince pek fazla umursamıyor hayatı, öyle acaip olur olmaz şeylere kafa takıp üzülmeye gelmiyor. Artık yaşamımda ki insanları olduğu gibi kabul ediyorum, hataları, sevapları, günahlarıyla.
Görüşmek istediklerimle görüşüyor, görüşmek istemediklerimle görüşmüyorum. Vallahi iyi ediyorm. Şu kişiyle, bu kişiyle görüşmüyorum acaba ayıp mı ediyorum düşünce  defterini kapayıp çoktan rafa kaldırdım.
Başkalarının hatalarından ve yaşadıklarımdan ders çıkartarak aynı hataları tekrarlamamaya dikkat ediyorum. Karşımdaki insana daha anlayışlı olabiliyorum. Örneğin beni eleştiren birisinin samimiyetini görebiliyorum. Bu eleştiri maksatlı ise kişiye bakıyorum, zavallı diye içimden geçiriyorum. Zaten sorunlu bir insan, kendini bu şekilde rahatlatıyor olmalı düşüncesiyle söylediklerinin fazla üzerinde durmadan konuyu kapatıyorum.
Mutluluğu yakalamışım, sağlığımda yerinde daha ne olsun, bir 65 yıl daha yaşayacak değilim ya, hayat güzel kaç yaşında olursan ol yaşamaya değer...
Sevgi ve mutluluk dolu yaşanan her gün, yaşama bir gün daha ilave ediyor..
Geçmişte yaptığım hatalardan ders çıkarttım, Hayır diyebilmeyi öğrendim.
Kafama taktığım şeylerin sayısı azaldı. Artık hiçbirşey sağlıktan kendi mutluluğumdan önemli değilmiş, anladım.
Herşeyi problem eden, dedikoducu, herkesi kötü anlatan, kısacası ruhumu daraltan insanlarla görüşmek zorunda olmadığımı fark ettim. Böyle insanları rahatlıkla hayatımdan çıkarmayı öğrendim. Zamanımı ve enerjimi çalan insanlara yer yok.
Okuyorum, yazıyorum, çiziyorum. Daha ne olsun...
Ben kendimi sevmeyi, kendim için yaşamayı öğrendim...
Geç oldu ama temiz oldu....
Bir tavsiye daha, size değer veren arkadaş ve dostlarınızla birlikte olun yeter. Gerisi hikaye...
Sonuç itibariyle bugün yaşamıma baktığımda mutlu bir adam görüyorum. Geçmişte yaşadığım kalp kırıklıklarım var. Artık onları umursamamayı geçte olsa öğrendim. Sanırım bunun için bu yaşlara gelmem gerekiyormuş...
Hayat şikayet edecek, birileri üzülecek diye o birilerine ödün vererek kendimi üzeceğim kadar uzun değil. Kalan hayatımı çok daha mutlu ve verimli geçirmek gerektiğini düşünüyorum...
Yemin ediyorum kafam rahat "amaan sende" deyip geçiyorum, yaşamıma zarar verecek insanlardan uzak duruyorum. iyi oluyor, bu yaşlara gelmeden sizlerde yapın tavsiye ediyorum..
Yaşam öyle sandığımız gibi uzun değil, yaşam bir göz açıp kapayıncaya kadar...
Kendimi anlatan bir şiirimle yazıma nokta koyayım...
Dışım başka içim başka
Bir gümüş çerçeveden
Bakıyorum yaşama
Aslında koca bir çınar
Kadar yaşlı ve yorgun
Eskidende deliydim
şimdi durgun...
İçimde yangınlar var
Aslında..
Gülerken ağlar içim...
Bakma sen güneşin parlaklığına
Gün batımları gibi
Hüzünlerdeyim...

Ah Be hayat ne çektirdin...

HİÇ BİR ŞEY OLAMADIK,  ÖZENTİDEN BAŞKA...   "Ah Müjgan... Çok arada kaldık biz, Kendimiz olamadık. Tespih elimize, Malboro ağzımıza yak...