Kendi kendimize gülüyoruz
biliyormusunuz neden..?
Deliren bir toplum oluyoruz ufukta görünen...
"Sol"umuza güvenemez olduk,
"Sağ"ımız öldürüyor...
Ortada sandık gibi kalakaldık...
________Siyaset rezalet, rezalet siyaset!!!!
Herkes bir yerlere saklanma çabasında,
sessiz kalıyor cümleler...
Sabahları "Günaydın",
akşamları "İyi akşamlar"
mutlu hafta sonları dilerken
insanlar mutlu ve sevecen
yaşam dört dörtlük...
________Zamlara da alıştık!!!!
Heyhat,
Ülkenin sorunları almış başını gidiyor
Tarikatlar, vakıflar
Hazineyi tırtıklar
sonu gelmez yobaz yaratıklar...
Herkes olmuş yorumcu
konuşuyor da konuşuyor
hepsi birer kurtarıcı, kahraman
hepsi birer palavracı
gölgelerinden korkan...
Yani ses var görüntü yok...
Gürültü kirliliği çok...
Bir elinde cımbız bir elinde ayna,
hayat bize güzel..
Bana dokunmayan yılan bin yaşasın hesabı...
_______Çocuklar ölüyor, çocuklar!!!!
Bakıyorum,
sosyal medya'da isyan, paylaşımlar, küfürler,
sonrası lay lay lom...
Şarkılar, türküler,
hayırlı cumalar, hayırlı kandiller
________Bitmeyen dert çocuk gelinler!!!!
Çay, kahve isteyen, simit de var buyrun....
Ey ahali; duyduk duymadık demeyin
Ankara'dan ötesi yangın yeri..
Doğumuz yanıyor yürekler kanıyor
Kar, kış, kıyamet tam bir felaket
Okullar kapanıyor, evler çöküyor,
yokluk, yoksulluk hak getire...
_________İnsanlar ölüyor, insanlar!!!
Batı'da ne var ne yok,
hava güneşli, ya da yağmurlu, hayat pahalı,
trafik yoğun, metro, tren tıklım tıklım,
arada bir intiharlar, kendini yakanlar,
suriyeli mülteciler, kuveytli zenginler,
deprem korkusu var bir de
idare edip gidiyoruz işte...
_________Bedava yaşıyoruz sanki!!!
ve, derin derin kanıyoruz,görüyorum…
kanarken tuzlu suya girmiş gibi…
yanıyorum, acıyorum…
bir kişiye bile duyurmadan, çığlıklar atıyorum…
susuyorum…
dışıma gülüyorum, gürül gürül içime ağlıyorum…
ah'lar, vah'lar ediyorum
bitmez kelimeler, biliyorum…
yapacak başka şeyim yok…
bağıra çağıra susuyorum…
Susuyorum da susamıyorum...
Yapacak bir şeyler olmalı,
Ben susarsam, sen susarsan
kim konuşacak,
kim çözüm bulup bu kaostan kurtaracak...
Herkes yerinden memnun,
ne ala memleket
Vallah uykuda bu millet...
Mum da bitmek üzere gelen karanlık bir felaket...
Hadi bakalım,
"Elma" dersem çıkın,
"Armut" dersem çıkmayın...
Elma, Elmaaa, Elmaaaaaaaa...
Huuuuu, kimse yok mu etrafta?....
______çevrimdışı_____
Anladım, alan razı veren razı
bozmayın siz bu tarzı....
.......................................!
..........................................!
16 Şubat 2020 Pazar
NE OLACAK HALİMİZ...
9 Şubat 2020 Pazar
ŞAMPİYON BELLİ....
Futbol ile aram öyle sıkı fıkı olmasa da kendime göre yazar çizer, yorumlarım. Hiç bir futbolsevere de takılmam çünkü öyle fanatikte değilim. Babadan kalma bir renk beğenim vardır ama daha ileri geçmez. Neyse gelelim seyrettiğim iki maça. Kimse kusura bakmasın ben kendi görüşüme göre yorum yapıyor ve yazıyorum. Gençlerbirliği - Trabzonspor ve Fenerbahçe - Alanyaspor'u benim gibi yüzbinler de izledi bu iki maçı, her iki maçta da şaibeli kararlar vardı. Hakemler kesinlikle bir yerlerden talimat almış ve bu talimatlar içerisinde kendilerine göre kararlar verip uyguladılar. Öyle "VAR"mış yokmuş pek ilgilenmediler. Bir çok futbol yorumcusu da yorumlar yaptı kendi akıllarınca ama görünen köyün kılavuz istemediği gibi hiç biri de kalkıp demedi ki bu sezon futbola siyaset karışmıştır ve bazı futbol maçları siyasilerin isteklerine göre sonuçlanmaktadır.
Diyemezler çünkü tüm yorumcular da siyasilerin isteklerine göre yorum yapmaktadırlar..
Aşağı da onlara da değiniyorum zaten...
Şimdi şapkamızı önümüze koyup gerçeği söyleyelim. Bu senenin şampiyonu belidir hiç kimse itiraz etmesin Trabzonspor sene sonu şampiyonluk kupasını kaldıracak ve müzesine götürecektir, buna da adım kadar eminim...
Duyuyormusunuz Fenerbahçe haricin de herhangi bir takımdan bu sene şampiyon biz olacağız diyeni, ha biraz Galatasaray 70 puan toplarsak falan diyor da gerisi de zaten bir şey demiyor, demedikleri içinde duymuyorsunuz duyamazsınız çünkü hepsinin ağzına bir parmak bal çalınmış ve sus payı verilmiştir.
Şimdiden Trabzonspor'a şampiyonluğu hayırlı olsun diyelim. sezon sonunda haklı veya haksız olduğumu göreceksiniz...
Bir şey daha ilave edeyim o da garanti çünkü. Başakşehir de ikinci olarak ligi tamamlayacaktır.
Şimdi biraz da şu fotbol yorumcularına değineyim.. İğneyi kendime sapladım çuvaldızı da bunlara...
Futbol programlarına bakıyorumda
Gazetecisi, eski futbolcusu, eski hakemi,
eski şarkıcısı, eski sinama oyuncusu
yüzlerce eskimiş yorumcu...
Arkadaş hepsi de kendi dalında süper
Allah vergisimi nedir
futbol bilgileri almış başını gider...
Sanki futbolu onlar icat etmişler
bütün kurallara a'dan z'ye hakimler,
bir teknik direktörden
daha iyi takım kurarlar
sadece konuşarak muhteşem futbol oynatırlar
bazılarının da önüne futbol topunu bıraksan
bu ne diye sorarlar...
Her hakem, her futbolcu, her teknik adam,
her yönetici, her başkan
hata yapar ama bunlar kesinlikle yapmazlar....
İyiysen hata bulmaya çalışırlar,
kötüysen yandın yerden yere vururlar..
Ulan bu bilmişleri teknik direktör yapsan
hepsine de birer takım versen
rezil olup kalırlar da
burunlarından kıl aldırmazlar...
Aslında bunlar o şöhretli isimlerinin hatırına
kzandıkları dolarlar yüzünden saçma da olsa konuşurlar..
Neyse onlar atıp tutsun ekranlar da
bizler de kendi kendimize yorumlayıp
bakalım keyfimize....
Diyemezler çünkü tüm yorumcular da siyasilerin isteklerine göre yorum yapmaktadırlar..
Aşağı da onlara da değiniyorum zaten...
Şimdi şapkamızı önümüze koyup gerçeği söyleyelim. Bu senenin şampiyonu belidir hiç kimse itiraz etmesin Trabzonspor sene sonu şampiyonluk kupasını kaldıracak ve müzesine götürecektir, buna da adım kadar eminim...
Duyuyormusunuz Fenerbahçe haricin de herhangi bir takımdan bu sene şampiyon biz olacağız diyeni, ha biraz Galatasaray 70 puan toplarsak falan diyor da gerisi de zaten bir şey demiyor, demedikleri içinde duymuyorsunuz duyamazsınız çünkü hepsinin ağzına bir parmak bal çalınmış ve sus payı verilmiştir.
Şimdiden Trabzonspor'a şampiyonluğu hayırlı olsun diyelim. sezon sonunda haklı veya haksız olduğumu göreceksiniz...
Bir şey daha ilave edeyim o da garanti çünkü. Başakşehir de ikinci olarak ligi tamamlayacaktır.
Şimdi biraz da şu fotbol yorumcularına değineyim.. İğneyi kendime sapladım çuvaldızı da bunlara...
Futbol programlarına bakıyorumda
Gazetecisi, eski futbolcusu, eski hakemi,
eski şarkıcısı, eski sinama oyuncusu
yüzlerce eskimiş yorumcu...
Arkadaş hepsi de kendi dalında süper
Allah vergisimi nedir
futbol bilgileri almış başını gider...
Sanki futbolu onlar icat etmişler
bütün kurallara a'dan z'ye hakimler,
bir teknik direktörden
daha iyi takım kurarlar
sadece konuşarak muhteşem futbol oynatırlar
bazılarının da önüne futbol topunu bıraksan
bu ne diye sorarlar...
Her hakem, her futbolcu, her teknik adam,
her yönetici, her başkan
hata yapar ama bunlar kesinlikle yapmazlar....
İyiysen hata bulmaya çalışırlar,
kötüysen yandın yerden yere vururlar..
Ulan bu bilmişleri teknik direktör yapsan
hepsine de birer takım versen
rezil olup kalırlar da
burunlarından kıl aldırmazlar...
Aslında bunlar o şöhretli isimlerinin hatırına
kzandıkları dolarlar yüzünden saçma da olsa konuşurlar..
Neyse onlar atıp tutsun ekranlar da
bizler de kendi kendimize yorumlayıp
bakalım keyfimize....
3 Aralık 2019 Salı
BUGÜN DÜNYA ENGELLİLER GÜNÜ....
Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk;
3 Aralık Dünya Engelliler Günü Erişebilirlik nedeni ile TWİTTER'den "Ülkemizde engellilik alanında 2002 YILINDAN bu yana hak temelli ve bütüncül bir perspektif ile politika, programlar ve projeler üretmeye devam ediyoruz. Engelli bireylerin toplumsal hayata tam ve etkin katılımlarını sağlamak amacıyla sağlıktan bakım hizmetlerine, eğitimden istihdama ve erişilebilirliğe kadar her alanda hizmet sunmaktayız. Hayaller engelsizdir. El ele oldukça spordan sanata eğitimden çalışma hayatına her alanda engelleri aşmak mümkün" diye paylaşımda bulunmuş..
Çok güzel paylaşımlar da bulunuyor tüm vekill ve bakanlarımız böylesi günler de, çok hoş çok zarif düşünceler bunlar, yalnız bizler sokaklarda ki engelli vatandaşlarımıza da soruyoruz durumlarını. Geçen gün bir kaç arkadaş elimizde fotoğraf makineleri ile dolaşırken bir engelli vatandaşa denk geldik "abiler bizi de çekin bir yerlere ulaşalım derdimizi şikayetlerimizi anlatalım, bakın battaniye, yastık, yorgan yanımızda sokaklar da kalıyoruz, sıcak havalar da banklar da, soğuk havalar da çocukların parklarda ki oyun oynadığı oyuncakların içine sığınıyoruz. Kimse gelip derdimizi sormuyor bekçiler gece peşimizde bize aykırı muamele yapıyorlar, bizler bu ülkenin vatandaşlarıyız, mültecilere daha çok yardım yapılırken biz engelliler kendimizi ülkemizin kunta kinteleri gibi görüyoruz"
İsmini sordum "ne yapacan ismimi abey cismim burada sürünüyor" dedi.
Utandık....
3 Aralık Dünya Engelliler Günü Erişebilirlik nedeni ile TWİTTER'den "Ülkemizde engellilik alanında 2002 YILINDAN bu yana hak temelli ve bütüncül bir perspektif ile politika, programlar ve projeler üretmeye devam ediyoruz. Engelli bireylerin toplumsal hayata tam ve etkin katılımlarını sağlamak amacıyla sağlıktan bakım hizmetlerine, eğitimden istihdama ve erişilebilirliğe kadar her alanda hizmet sunmaktayız. Hayaller engelsizdir. El ele oldukça spordan sanata eğitimden çalışma hayatına her alanda engelleri aşmak mümkün" diye paylaşımda bulunmuş..
Çok güzel paylaşımlar da bulunuyor tüm vekill ve bakanlarımız böylesi günler de, çok hoş çok zarif düşünceler bunlar, yalnız bizler sokaklarda ki engelli vatandaşlarımıza da soruyoruz durumlarını. Geçen gün bir kaç arkadaş elimizde fotoğraf makineleri ile dolaşırken bir engelli vatandaşa denk geldik "abiler bizi de çekin bir yerlere ulaşalım derdimizi şikayetlerimizi anlatalım, bakın battaniye, yastık, yorgan yanımızda sokaklar da kalıyoruz, sıcak havalar da banklar da, soğuk havalar da çocukların parklarda ki oyun oynadığı oyuncakların içine sığınıyoruz. Kimse gelip derdimizi sormuyor bekçiler gece peşimizde bize aykırı muamele yapıyorlar, bizler bu ülkenin vatandaşlarıyız, mültecilere daha çok yardım yapılırken biz engelliler kendimizi ülkemizin kunta kinteleri gibi görüyoruz"
İsmini sordum "ne yapacan ismimi abey cismim burada sürünüyor" dedi.
Utandık....
27 Kasım 2019 Çarşamba
ATATÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ
Atatürk’ü sevmeyen/hazmedemeyen insanlar, sürekli olarak Atatürk’ü bir “Irkçı” olarak gösterme eğilimi sergilerler. “Atatürk Milliyetçiliği”‘nin, “Türk Irkçılığı” olduğu konusunda ısrar ederler.
Atatürk Milliyetçiliği ile Irkçılığı aynı kefeye koymak cehaletten başka bir şey değildir...
Atatürk’e göre, “zengin bir hatıra mirasına sahip bulunan, beraber yaşamak hususunda ortak arzu ve kabulde samimi olan ve sahip olunan mirasın korunması hususunda iradeleri ortak olan insanların birleşmesinden meydana gelen topluluğa” millet denir.
Atatürk’ün “dini, mezhebi, dili ne olursa olsun kendini Türk olarak gören ve Türk gibi yaşayan herkes Türk’tür”, demesi Atatürk milliyetçiliğinin kültürel ortaklığa dayalı ve birleştirici olduğunu göstermektedir. Bu anlamda Atatürk milliyetçiliğinde temel şart, milli birlik ve beraberlik, ortak kültür, ortak duygu ve ortak düşüncedir.
“Irkçılık” nedir, ona da şöyle bir göz atarsak:
Irkçı, insan ırklarının renk ve fiziki şekli esas alınarak birbirlerinden üstünlüğünü temel alan Irkçılık felsefesini benimsemiş kişilere verilen addır. Irkçı insanların göstermiş olduğu bu tutuma ise “ırkçılık” adı verilmektedir.
Irkçılık genel olarak çeşitli insan ırkları arasındaki biyolojik farklılıkların kültürel veya bireysel meseleleri de tayin etmesi gerektiğine ve doğal sebeplerle bir ırkın (çoğunlukla kendi ırkının) diğerlerinden üstün olduğuna ve diğerlerine hükmetmeye hakkı olduğuna duyulan inanç veya bu değerleri kabul eden doktrindir.
Amerika ve Afrika'da (sömürgeci ülkeler) Beyaz ırkı, siyahi ırka göre üstün, tutarken, Hitlerin de Alman halkının üstün ırk görmesi ırkçılıktır.. Tekrar sorarım, Türkiye Cumhuriyeti’nde bugüne kadar böyle bir manzaraya rastlayan olmuş mudur?
Sizce Atatürk’ün böyle bir anlayışı var mıdır?
“Safkan Türk Irkı” nı, diğer ırklardan üstün tutmak gibi?
Ya da onun kurduğu Cumhuriyet’te bugüne kadar böyle bir uygulamaya rastlanmış mıdır?
"Türk'ler, Kürt’ler, Gürcüler, Çerkezler, Abazalar, Yahudiler, Ermeniler, Rumlar asırlar boyu iç içe, yan yana yaşamışlar ve kimse kimseye hakaret edici aşağılayıcı hareketler de bulunmamış rencide dahi etmemiştir...
Atatürk’ün “dini, mezhebi, dili ne olursa olsun kendini Türk olarak gören ve Türk gibi yaşayan herkes Türk’tür”, demesi Atatürk milliyetçiliğinin kültürel ortaklığa dayalı ve birleştirici olduğunu göstermektedir. Bu anlamda Atatürk milliyetçiliğinde temel şart, milli birlik ve beraberlik, ortak kültür, ortak duygu ve ortak düşüncedir.
Atatürk’ün birçok söylev ve demecinde kullandığı Türk ifadesi, ırkla ilgili bir kavram değil hukuksal ve coğrafi bir tanımlamadır. Çünkü Atatürk e göre “Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları içinde yaşayan ve kendini Türk olarak gören herkes Türk’tür.”
Atatürk Milliyetçiliği, 1924 Anayasası’nın 88. Maddesinde şu şekilde somutlaştırılmıştır:
“Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle (Türk) itlak olunur.”
Bütün milletlerin yaşama hakkına saygı gösteren Atatürk, Milliyetçilik anlayışının barışçılığa dayandığını ve yayılmacılığı reddettiğini şu sözlerle ifade etmiştir:
“Bize milliyetçi derler, fakat biz öyle bir milliyetçiyiz ki, bizimle işbirliği eden bütün milletlere hürmet ve rüya yet ederiz.”
Son olarak Atatürk Milliyetçiliği, dine dayalı ve ümmetçi bir toplum yapısından, modern bir ulus aşamasına geçişi sağlaması nedeniyle Türk modernleşme süreci açısından da oldukça önemlidir.
Atatürk Milliyetçiliğiyle dönemin en ileri devlet modeli olan ulus devlet organizasyonu sağlam temeller üzerine inşa edilmiş; eğitim, kültür, dil ve tarih gibi birçok konu, milliyetçi temelde ele alınarak yürütülmüştür.
Atatük’ün kültürel içerikli, barışa dayalı, ırkçılık ve şovenizmden uzak olan milliyetçilik anlayışının şu temel özellikleri taşıdığını söyleyebiliriz:
* Ulusal birlik, beraberlik ve bütünlüğü esas alır,
* Saldırgan değil, barışçıdır.
* Irkçılık ve şovenizme karşıdır.
* Diğer ulusların haklarına saygılıdır.
* Laik ve çağdaş düşünceye açıktır
Atatürk, milleti, manevi ögeleri ön plana çıkararak tanımlamıştır.
Atatürk Milliyetçiliği ile Irkçılığı aynı kefeye koymak cehaletten başka bir şey değildir...
Atatürk’e göre, “zengin bir hatıra mirasına sahip bulunan, beraber yaşamak hususunda ortak arzu ve kabulde samimi olan ve sahip olunan mirasın korunması hususunda iradeleri ortak olan insanların birleşmesinden meydana gelen topluluğa” millet denir.
Atatürk’ün “dini, mezhebi, dili ne olursa olsun kendini Türk olarak gören ve Türk gibi yaşayan herkes Türk’tür”, demesi Atatürk milliyetçiliğinin kültürel ortaklığa dayalı ve birleştirici olduğunu göstermektedir. Bu anlamda Atatürk milliyetçiliğinde temel şart, milli birlik ve beraberlik, ortak kültür, ortak duygu ve ortak düşüncedir.
“Irkçılık” nedir, ona da şöyle bir göz atarsak:
Irkçı, insan ırklarının renk ve fiziki şekli esas alınarak birbirlerinden üstünlüğünü temel alan Irkçılık felsefesini benimsemiş kişilere verilen addır. Irkçı insanların göstermiş olduğu bu tutuma ise “ırkçılık” adı verilmektedir.
Irkçılık genel olarak çeşitli insan ırkları arasındaki biyolojik farklılıkların kültürel veya bireysel meseleleri de tayin etmesi gerektiğine ve doğal sebeplerle bir ırkın (çoğunlukla kendi ırkının) diğerlerinden üstün olduğuna ve diğerlerine hükmetmeye hakkı olduğuna duyulan inanç veya bu değerleri kabul eden doktrindir.
Amerika ve Afrika'da (sömürgeci ülkeler) Beyaz ırkı, siyahi ırka göre üstün, tutarken, Hitlerin de Alman halkının üstün ırk görmesi ırkçılıktır.. Tekrar sorarım, Türkiye Cumhuriyeti’nde bugüne kadar böyle bir manzaraya rastlayan olmuş mudur?
Sizce Atatürk’ün böyle bir anlayışı var mıdır?
“Safkan Türk Irkı” nı, diğer ırklardan üstün tutmak gibi?
Ya da onun kurduğu Cumhuriyet’te bugüne kadar böyle bir uygulamaya rastlanmış mıdır?
"Türk'ler, Kürt’ler, Gürcüler, Çerkezler, Abazalar, Yahudiler, Ermeniler, Rumlar asırlar boyu iç içe, yan yana yaşamışlar ve kimse kimseye hakaret edici aşağılayıcı hareketler de bulunmamış rencide dahi etmemiştir...
Atatürk’ün “dini, mezhebi, dili ne olursa olsun kendini Türk olarak gören ve Türk gibi yaşayan herkes Türk’tür”, demesi Atatürk milliyetçiliğinin kültürel ortaklığa dayalı ve birleştirici olduğunu göstermektedir. Bu anlamda Atatürk milliyetçiliğinde temel şart, milli birlik ve beraberlik, ortak kültür, ortak duygu ve ortak düşüncedir.
Atatürk’ün birçok söylev ve demecinde kullandığı Türk ifadesi, ırkla ilgili bir kavram değil hukuksal ve coğrafi bir tanımlamadır. Çünkü Atatürk e göre “Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları içinde yaşayan ve kendini Türk olarak gören herkes Türk’tür.”
Atatürk Milliyetçiliği, 1924 Anayasası’nın 88. Maddesinde şu şekilde somutlaştırılmıştır:
“Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle (Türk) itlak olunur.”
Bütün milletlerin yaşama hakkına saygı gösteren Atatürk, Milliyetçilik anlayışının barışçılığa dayandığını ve yayılmacılığı reddettiğini şu sözlerle ifade etmiştir:
“Bize milliyetçi derler, fakat biz öyle bir milliyetçiyiz ki, bizimle işbirliği eden bütün milletlere hürmet ve rüya yet ederiz.”
Son olarak Atatürk Milliyetçiliği, dine dayalı ve ümmetçi bir toplum yapısından, modern bir ulus aşamasına geçişi sağlaması nedeniyle Türk modernleşme süreci açısından da oldukça önemlidir.
Atatürk Milliyetçiliğiyle dönemin en ileri devlet modeli olan ulus devlet organizasyonu sağlam temeller üzerine inşa edilmiş; eğitim, kültür, dil ve tarih gibi birçok konu, milliyetçi temelde ele alınarak yürütülmüştür.
Atatük’ün kültürel içerikli, barışa dayalı, ırkçılık ve şovenizmden uzak olan milliyetçilik anlayışının şu temel özellikleri taşıdığını söyleyebiliriz:
* Ulusal birlik, beraberlik ve bütünlüğü esas alır,
* Saldırgan değil, barışçıdır.
* Irkçılık ve şovenizme karşıdır.
* Diğer ulusların haklarına saygılıdır.
* Laik ve çağdaş düşünceye açıktır
Atatürk, milleti, manevi ögeleri ön plana çıkararak tanımlamıştır.
13 Temmuz 2019 Cumartesi
BEN NE DARBELER GÖRDÜM DE...
15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİ GİBİ BİR KOMEDYA GÖRMEDİM...
27 MAYIS 1960 İHTİLALİ....

Temelde insanların hoşuna gitmeyen şey, uygulanan baskı ve sansür politikalarının yanında, Atatürk ilke ve inkılaplarından uzaklaşılması idi. Nitekim askeri müdahale, 27 Mayıs 1960 gecesi patlak verdi.
Müdahale, 37 subay tarafından planlanmıştı. Bu olay sonraları Genç Subaylar İhtilali olarak da anılacaktı. Darbe emir komuta zinciri içinde yapılmamıştır; 37 düşük rütbeli subayın planları ile icra edilmiştir. Kritik mevziler bu subayların ellerindeki asker ve silahlarla önce ordudaki komuta kademesinin etkisiz hale getirilmesi ile ele geçirilmiştir. Sonra cumhurbaşkanı ve hükümet üyeleri tutuklanarak, hükümet; 235 general ve 3500 civarında subay (daha çok albay, yarbay, binbaşı) emekliye sevk edilerek, ordu; 147 üniversite öğretim görevlisi görevden alınarak ve bazı üniversiteler kapatılıp el konularak, 520 hakim ve yargıç görevden alınılarak, yargı kontrol altına alınmıştır.
Orgeneral Cemal Gürsel hareketin başına geçti. Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes tutuklandılar. 1961 yılında yeni anayasa kabul edildi, Yassıada'da yargılanan Adnan Menderes ve birçok siyasi idama mahkum edildi. Celal Bayar yaşı sebebiyle müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Türkiye Cumhuriyeti, senato gibi yeni siyasi kavramlarla tanıştı.
***
22 ŞUBAT 1962 AYAKLANMASI....
Harp Okulu Komutanı Kurmay Albay Talat Aydemir'in, o yıl Harp Okulu’nu bitirme döneminde bulunan 600 kadar asteğmeni toplayarak son günlerde yaşanan olayları anlatmasıyla başlamıştır. Çünkü 20 Şubat günü Hükümet ve Genelkurmay, belirli birlik kumandanları için süratle atama ve gözaltına alma işlemleri başlatmıştır. Bunun üzerine harp okulu öğrencileri, komutanlarını teslim etmeme kararı aldılar ve 22 Şubat 1962 tarihinde Talat Aydemir ve arkadaşları, Ordu içindeki 27 Mayısçıların tasfiyesi için, 20 Şubat günü atama ve gözaltına almalara karşı bir direniş başlattı. Ancak netice olarak Talat Aydemir'in atamaların durdurulması yönündeki ısrarını İsmet İnönü kabul etmedi ve Aydemir gözaltına alındı, öğrenciler ise memleketlerine gönderildi.
***
12 MART 1971 MUHTIRASI....
1969 seçimlerinden sonra Süleyman Demirel yönetiminde ki Adalet Partisi (AP) iktidara gelmişti. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ise ana muhalefetteydi. Fakat 1968 yılından beri süre gelen anarşi ve terör olayları ülkeyi günden güne yıpratıyordu. Sık sık yaşanan öğrenci hareketlerine karşı, polis ile üniversite öğrencileri arasında çatışmalar meydana geliyordu. Bu güvenlik zafiyetlerinin yaşandığı düzensiz ortam, ordunun müdahalesini hazırlayan temel etken oldu.
12 Mart 1971 tarihinde Genel Kurmay Başkanı Memduh Tağmaç, Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler, Deniz Kuvvetleri Komutanı Celal Eyiceoğlu ve Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur tarafından Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'a bir muhtıra verildi. Mektupta hükümetin istifası isteniyordu. Bunun üzerine Başbakan Süleyman Demirel istifa etti. Yeni kurulacak partiler üstü hükümet için CHP Milletvekili Nihat Erim, Başbakan seçildi. 26 Mart günü CHP'ye istifasını sunarak bağımsız bir başbakan sıfatıyla partiler üstü kabineyi kurdu.
***
12 EYLÜL 1980 ASKERİ MÜDAHALESİ...

1971 muhtırası tam olarak amacına ulaşamamıştı. Ülkedeki terör, anarşi ve milli güvenliği tehdit eden unsurların önüne geçilememişti. 1972 yılında başta Deniz Gezmiş gibi birtakım devrimcilerin idamı üzerine olaylar daha da alevlenmiş, silahlı çatışmalar artmıştı. Artık ülkede neredeyse her gün bir bomba patlıyor, bir kahve taranıyordu. Sağ ve sol görüşlü gençler üniversitelerde birbirlerine saldırıyordu.
1979 yılına gelindiğinde darbenin ayak sesleri kendini göstermeye başlamıştı. 19 Temmuz 1980 tarihinde Nihat Erim'in suikasta uğraması da olayların patlak verdiği bir dönüm noktasıydı. Sonuç itibarıyla 12 Eylül 1980 gecesinde, düzenli bir biçimde Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından devlet yönetimine el koyuldu. İhtilal bildirgesi sabaha karşı Genel Kurmay Başkanı Kenan Evren tarafından televizyonlardan bizzat duyuruldu. 1961 anayasası uygulamadan kaldırıldı ve bütün siyasi partiler kapatıldı. 1982 yılında Türkiye Cumhuriyeti tarihini değiştirecek yeni bir anayasa tasarlandı.
650.000 kişi gözaltına alındı,
1 milyon 683.000 kişi fişlendi,
7000 bin kişiye idam cezası istendi,
517 kişi idam edildi,
Her Gazeteye bir subay atandı ve gazeteler 300 gün hür yayın yapamadı.
Milli Güvenlik Konseyi Üyeleri;
Kenan Evren:Genelkurmay Başkanı,
Nurettin Ersin:Kara Kuvvetleri Komutanı
Nejat Tümer:Deniz Kuvvetleri Komutanı
Tahsin Şahinkaya:Hava Kuvvetleri Komutanı
Sedat Calasun:Jandarma Genel Komutanı
***
28 ŞUBAT 1997 SÜRECİ...Necmettin Erbakan'ın başbakan, Tansu Çiller'in ise dışişleri bakanı olduğu 28 Şubat 1997 tarihinde toplanan Milli Güvenlik Kurulu'nun irticaya karşı başlattığı Ordu ve bürokrasi merkezli bu süreç, post-modern darbe olarak da adlandırılmıştır. Bu dönem başlıca "gericilikle" mücadeleye sahne olmuş, başörtüsü yasaklanmış, pek çok öğrenci ve kamu personeli başörtülü oldukları gerekçesiyle devlet kurumlarından uzaklaştırılmıştır. "İrticayla mücadele eylem planı" ile anılan bu süreçte verilen kararların ve yaptırımların uygulanıp uygulanmadığı denetlemek için Çevik Bir öncülüğünde Batı Çalışma Grubu kurulmuş, 28 Şubat sürecinin yargılamaları için daha sonra Ergenekon davaları süreci başlamıştır.
***
27 NİSAN 2007 e-MUHTIRASI....
27 Nisan 2007 tarihinde, saat 23:20'de Genelkurmay Başkanlığı tarafından yapılan basın açıklaması ile Türkiye Cumhuriyeti devletinin, başta laiklik olmak üzere, temel değerlerinin aşındırılmakta olduğu belirtilmiştir. Kamuoyunda hakim olan görüş, basın açıklamasının bir muhtıra mahiyetinde olduğu yönündedir ve internet aracılığıyla yapıldığı için açıklamaya "e-muhtıra" adı verilmiştir.
***
15 TEMMUZ 2016 DARBE GİRİŞİMİ...
15 Temmuz 2016'da saat 22.00 sularında İSTANBUL'daki boğaz köprülerinin askerler tarafından kapatılmasıyla patlak verdi. Başkent ANKARA'da F16 uçakların alçak uçuşları ve helikopter seslerinin duyulmasıyla gerilim arttı. İstanbul ve Ankara başta olmak üzere birçok şehirde tanklar sokaklara indi. Başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, Başbakan Binalı Yıldırım, Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve mevcut Bakanlar, canlı yayınlara telefonla bağlanarak halkı sokağa çıkmaya davet etti.
Halk bu çağrıya uyarak meydanlara akın etmeye başladı. Bazı vatandaşlar tankların önünü kesti ve durdurulan tankların üzerine çıktı, dindar yobazlar yakaladıkları gencecik askerlerin kafalarını kesti. Bir yandan bu vahşet yaşanırken silahsız askerlerin çığlık ve yalvarmaları duyuldu, Asker, polis ve sivil halk arasında yaşanan bu gerilim, sabah 06.00 sularında Boğaziçi Köprüsü üzerindeki askerlerin mermisi dahi olmayan silahlarını bırakmasıyla yumuşadı. Gece boyunca pek çok asker ve polis ve sivil vatandaş bir gösteri uğruna hayatını kaybetti.
15 Temmuz Türkiye Cumhuriyeti tarihine, iktidar da ki hükümetin yüz karası olarak geçen bir olayıdır...
27 MAYIS 1960 İHTİLALİ....

Temelde insanların hoşuna gitmeyen şey, uygulanan baskı ve sansür politikalarının yanında, Atatürk ilke ve inkılaplarından uzaklaşılması idi. Nitekim askeri müdahale, 27 Mayıs 1960 gecesi patlak verdi.
Müdahale, 37 subay tarafından planlanmıştı. Bu olay sonraları Genç Subaylar İhtilali olarak da anılacaktı. Darbe emir komuta zinciri içinde yapılmamıştır; 37 düşük rütbeli subayın planları ile icra edilmiştir. Kritik mevziler bu subayların ellerindeki asker ve silahlarla önce ordudaki komuta kademesinin etkisiz hale getirilmesi ile ele geçirilmiştir. Sonra cumhurbaşkanı ve hükümet üyeleri tutuklanarak, hükümet; 235 general ve 3500 civarında subay (daha çok albay, yarbay, binbaşı) emekliye sevk edilerek, ordu; 147 üniversite öğretim görevlisi görevden alınarak ve bazı üniversiteler kapatılıp el konularak, 520 hakim ve yargıç görevden alınılarak, yargı kontrol altına alınmıştır.
Orgeneral Cemal Gürsel hareketin başına geçti. Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes tutuklandılar. 1961 yılında yeni anayasa kabul edildi, Yassıada'da yargılanan Adnan Menderes ve birçok siyasi idama mahkum edildi. Celal Bayar yaşı sebebiyle müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Türkiye Cumhuriyeti, senato gibi yeni siyasi kavramlarla tanıştı.
***
22 ŞUBAT 1962 AYAKLANMASI....
Harp Okulu Komutanı Kurmay Albay Talat Aydemir'in, o yıl Harp Okulu’nu bitirme döneminde bulunan 600 kadar asteğmeni toplayarak son günlerde yaşanan olayları anlatmasıyla başlamıştır. Çünkü 20 Şubat günü Hükümet ve Genelkurmay, belirli birlik kumandanları için süratle atama ve gözaltına alma işlemleri başlatmıştır. Bunun üzerine harp okulu öğrencileri, komutanlarını teslim etmeme kararı aldılar ve 22 Şubat 1962 tarihinde Talat Aydemir ve arkadaşları, Ordu içindeki 27 Mayısçıların tasfiyesi için, 20 Şubat günü atama ve gözaltına almalara karşı bir direniş başlattı. Ancak netice olarak Talat Aydemir'in atamaların durdurulması yönündeki ısrarını İsmet İnönü kabul etmedi ve Aydemir gözaltına alındı, öğrenciler ise memleketlerine gönderildi.
***
12 MART 1971 MUHTIRASI....
1969 seçimlerinden sonra Süleyman Demirel yönetiminde ki Adalet Partisi (AP) iktidara gelmişti. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ise ana muhalefetteydi. Fakat 1968 yılından beri süre gelen anarşi ve terör olayları ülkeyi günden güne yıpratıyordu. Sık sık yaşanan öğrenci hareketlerine karşı, polis ile üniversite öğrencileri arasında çatışmalar meydana geliyordu. Bu güvenlik zafiyetlerinin yaşandığı düzensiz ortam, ordunun müdahalesini hazırlayan temel etken oldu.
12 Mart 1971 tarihinde Genel Kurmay Başkanı Memduh Tağmaç, Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler, Deniz Kuvvetleri Komutanı Celal Eyiceoğlu ve Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur tarafından Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'a bir muhtıra verildi. Mektupta hükümetin istifası isteniyordu. Bunun üzerine Başbakan Süleyman Demirel istifa etti. Yeni kurulacak partiler üstü hükümet için CHP Milletvekili Nihat Erim, Başbakan seçildi. 26 Mart günü CHP'ye istifasını sunarak bağımsız bir başbakan sıfatıyla partiler üstü kabineyi kurdu.
***
12 EYLÜL 1980 ASKERİ MÜDAHALESİ...

1971 muhtırası tam olarak amacına ulaşamamıştı. Ülkedeki terör, anarşi ve milli güvenliği tehdit eden unsurların önüne geçilememişti. 1972 yılında başta Deniz Gezmiş gibi birtakım devrimcilerin idamı üzerine olaylar daha da alevlenmiş, silahlı çatışmalar artmıştı. Artık ülkede neredeyse her gün bir bomba patlıyor, bir kahve taranıyordu. Sağ ve sol görüşlü gençler üniversitelerde birbirlerine saldırıyordu.
1979 yılına gelindiğinde darbenin ayak sesleri kendini göstermeye başlamıştı. 19 Temmuz 1980 tarihinde Nihat Erim'in suikasta uğraması da olayların patlak verdiği bir dönüm noktasıydı. Sonuç itibarıyla 12 Eylül 1980 gecesinde, düzenli bir biçimde Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından devlet yönetimine el koyuldu. İhtilal bildirgesi sabaha karşı Genel Kurmay Başkanı Kenan Evren tarafından televizyonlardan bizzat duyuruldu. 1961 anayasası uygulamadan kaldırıldı ve bütün siyasi partiler kapatıldı. 1982 yılında Türkiye Cumhuriyeti tarihini değiştirecek yeni bir anayasa tasarlandı.
650.000 kişi gözaltına alındı,
1 milyon 683.000 kişi fişlendi,
7000 bin kişiye idam cezası istendi,
517 kişi idam edildi,
Her Gazeteye bir subay atandı ve gazeteler 300 gün hür yayın yapamadı.
Milli Güvenlik Konseyi Üyeleri;
Nurettin Ersin:Kara Kuvvetleri Komutanı
Nejat Tümer:Deniz Kuvvetleri Komutanı
Tahsin Şahinkaya:Hava Kuvvetleri Komutanı
Sedat Calasun:Jandarma Genel Komutanı
***
28 ŞUBAT 1997 SÜRECİ...Necmettin Erbakan'ın başbakan, Tansu Çiller'in ise dışişleri bakanı olduğu 28 Şubat 1997 tarihinde toplanan Milli Güvenlik Kurulu'nun irticaya karşı başlattığı Ordu ve bürokrasi merkezli bu süreç, post-modern darbe olarak da adlandırılmıştır. Bu dönem başlıca "gericilikle" mücadeleye sahne olmuş, başörtüsü yasaklanmış, pek çok öğrenci ve kamu personeli başörtülü oldukları gerekçesiyle devlet kurumlarından uzaklaştırılmıştır. "İrticayla mücadele eylem planı" ile anılan bu süreçte verilen kararların ve yaptırımların uygulanıp uygulanmadığı denetlemek için Çevik Bir öncülüğünde Batı Çalışma Grubu kurulmuş, 28 Şubat sürecinin yargılamaları için daha sonra Ergenekon davaları süreci başlamıştır.
***
27 NİSAN 2007 e-MUHTIRASI....
27 Nisan 2007 tarihinde, saat 23:20'de Genelkurmay Başkanlığı tarafından yapılan basın açıklaması ile Türkiye Cumhuriyeti devletinin, başta laiklik olmak üzere, temel değerlerinin aşındırılmakta olduğu belirtilmiştir. Kamuoyunda hakim olan görüş, basın açıklamasının bir muhtıra mahiyetinde olduğu yönündedir ve internet aracılığıyla yapıldığı için açıklamaya "e-muhtıra" adı verilmiştir.
***
15 TEMMUZ 2016 DARBE GİRİŞİMİ...
15 Temmuz 2016'da saat 22.00 sularında İSTANBUL'daki boğaz köprülerinin askerler tarafından kapatılmasıyla patlak verdi. Başkent ANKARA'da F16 uçakların alçak uçuşları ve helikopter seslerinin duyulmasıyla gerilim arttı. İstanbul ve Ankara başta olmak üzere birçok şehirde tanklar sokaklara indi. Başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, Başbakan Binalı Yıldırım, Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve mevcut Bakanlar, canlı yayınlara telefonla bağlanarak halkı sokağa çıkmaya davet etti.
Halk bu çağrıya uyarak meydanlara akın etmeye başladı. Bazı vatandaşlar tankların önünü kesti ve durdurulan tankların üzerine çıktı, dindar yobazlar yakaladıkları gencecik askerlerin kafalarını kesti. Bir yandan bu vahşet yaşanırken silahsız askerlerin çığlık ve yalvarmaları duyuldu, Asker, polis ve sivil halk arasında yaşanan bu gerilim, sabah 06.00 sularında Boğaziçi Köprüsü üzerindeki askerlerin mermisi dahi olmayan silahlarını bırakmasıyla yumuşadı. Gece boyunca pek çok asker ve polis ve sivil vatandaş bir gösteri uğruna hayatını kaybetti.
5 Mart 2019 Salı
TELEFERİK KURACAM GALATA'DAN KIZ KULESİNE...
Kız kulesi deyip geçme, bilmem kaç tane hikayesi var.. Kubadabad Saltanat Kentinin haremliğinden tut da, Hero ve Leandros’un ölümsüz aşk hikayesi dahil, Bizansın ilk dönemlerinde anıt mezar olarak kullanıldığı söylentileri taaa Battal gaziye kadar uzanıyor. Aslında yapılışın da ki amacı hiç kimse bilmiyor yani insanların dikkatini çekmek için her kafadan bir hikaye uyarlanmış..

Aslında Kız kulesi ufak bir darphane gibi maşallah o kadar çok ziyaretçisi var ki para basıyor mekan usta. Giriş 15 TL. içerde bir çay içip bir dilim de pasta yersen 50 TL. gitti cepten. Kralın kızı kıyafetini giyip resim çektirmek 50 TL. vay ki vay... Ha bir de alkol alıp yemek yersen ohhh cüzdanı bırak yüzerek geç sahile. Öyle her katını gezemiyorsun bir de o konu var yani girişte bindiriyorlar asansöre 5. katta indiriyor 1 kat yürütüyorlar sonra kuleden İstanbul'a bakış, yanında dürbün getirdiysen ne ala yoksa bastır parayı kuleye sabitlenmiş dürbünlerle seyret İstanbul'u..
Birileri çıkıp Türkiye Muhtarının kulağına fısıldasa gitti Kız kulesi yeminle sana, Türkiyeyi kurtarır oradan gelecek para. Ne tanzim kuyruğu kalır ne fakirlik valla..
Sonra kalkar Katar'lılara satarlar al sana oradan da gelir dünyanın dövizi yırttı Türkiye.
Çok acaip fikirlerim var aslın da bu kulelerle ilgili aynı zihni sinir gibi..
Mesela diyorum, Galata kulesinden, Kız kulesine teleferik kursak sonra teleferiği Çamlıca Camiine kadar uzatsak, of lan ne para kırar iyi fikir demi hey yavrum hey bırakın kule masallarını aç ayı oynamaz para lazım para.
Yarın bir gün A Haber de falan, Otomobil, uçak fabrikalarının dışında Teleferik projesini uygulamaya sokuyoruz diye haberler duyarsanız şaşırmayın..
Burası Türkiye yavrum oynatmaya za kaldı...
Aslında Kız kulesi ufak bir darphane gibi maşallah o kadar çok ziyaretçisi var ki para basıyor mekan usta. Giriş 15 TL. içerde bir çay içip bir dilim de pasta yersen 50 TL. gitti cepten. Kralın kızı kıyafetini giyip resim çektirmek 50 TL. vay ki vay... Ha bir de alkol alıp yemek yersen ohhh cüzdanı bırak yüzerek geç sahile. Öyle her katını gezemiyorsun bir de o konu var yani girişte bindiriyorlar asansöre 5. katta indiriyor 1 kat yürütüyorlar sonra kuleden İstanbul'a bakış, yanında dürbün getirdiysen ne ala yoksa bastır parayı kuleye sabitlenmiş dürbünlerle seyret İstanbul'u..
Birileri çıkıp Türkiye Muhtarının kulağına fısıldasa gitti Kız kulesi yeminle sana, Türkiyeyi kurtarır oradan gelecek para. Ne tanzim kuyruğu kalır ne fakirlik valla..
Sonra kalkar Katar'lılara satarlar al sana oradan da gelir dünyanın dövizi yırttı Türkiye.
Çok acaip fikirlerim var aslın da bu kulelerle ilgili aynı zihni sinir gibi..
Mesela diyorum, Galata kulesinden, Kız kulesine teleferik kursak sonra teleferiği Çamlıca Camiine kadar uzatsak, of lan ne para kırar iyi fikir demi hey yavrum hey bırakın kule masallarını aç ayı oynamaz para lazım para.
Yarın bir gün A Haber de falan, Otomobil, uçak fabrikalarının dışında Teleferik projesini uygulamaya sokuyoruz diye haberler duyarsanız şaşırmayın..
Burası Türkiye yavrum oynatmaya za kaldı...
27 Aralık 2018 Perşembe
MEKTUP
Hasretim, özlemim, bitanem, kadınım, Aşkım,
Bu gün başka bir özlem hasret oluştu yüreğimde.
Söküp atamadım bir türlü.
Her yerde, her nefesimde, düşüncelerimde sen…
Bak işte sensiz olamıyorum ben.
Ne kadar güzelsin, zarif ve hoş'sun, bir gülün dalında açışı gibi..
Bir kelebeğin, renk renk uçuşu gibi..
Bir denizin durgun maviliği gibi..
Öyle güzelsin ki, özlem duyupta yanında olamadığım sevgilim..
İnan bitanem asla yalan söylemiyorum,
Sana olan özlemimi, senin için atan kalp atışlarımda hissediyorum...
Hele senin de ben'de olan özlemini soludukça..
Sanki nefessiz kalıyorum
Hayallerimde yıkılıyorum..
Sana kavuşacağım günü beklerken yorğun düştüğüm bu gönül yollarında..
Biliyormusun Aşkım, elimde değil, özlem duyuyorum dedim ya sana bitanem,
Hislerim kalbimde ağladıkça,
Duygularım senin özleminden nefes aldıkça..
Seni özlüyorum..
Seni özledikçe..
Gözlerimde hep senin özlemini görüyorum...
Ben bende değilim artık, sende seninle yaşıyorum
Nasıl anlatılır bilmem ama, sensiz uyku tutturamıyorum gecelerime,
Duymadan o güzel sesini, uyku girmiyor işte bu yorgun gözlerime.
Sabah gözümü ilk açtığımda elim hemen telefona gidiyor, acaba aradı mı? diye.
Öyle özledim ki, sesinin sesimdeki yankısını!
Çocuksu gülümsemene neden olan mutlu bakışlarını…
Beni sevme şeklini öyle özledim ki…
Öyle özledim ki, gözlerinin içine bakarken gözlerimden buğulanmasını…
Ah bir bilsen sevgilim,
Gözlerine bakınca neler gördüğümü bir bilsen,
İçimde kopan fırtınaları, aşkı, sevdayı...
Öyle özledim ki seni, aradığımda sesindeki neşeyi…
Bitanecim dersin de, özledin mi beni demezsin.
Bende belki tam anlatamam sana olan hasretimi diye
Nasıl özlediğimi, seni nasıl sevdiğimi ispatlayayım diye hep sevdiğimi söylerim.
Güzel gözlüm, öyle özledim ki seni…
Yüreğim bir mecal kaldı şimdi.
Her gece yatağıma geçip çalmasını bekliyorum lanet telefonumun.
Her gece yalvarıyorum Tanrıma, bir an önce geçsin bu zaman bu bekleyişler diye…
Ve her gece uykuyu haram ediyorum gözlerime.
Ah kadınım, öyle özledim ki seni…
Tıraş bile olmuyorum eskisi gibi.
Sen sakın kesme dedin ya o sakalları..
Sakallarımı şimdi daha çok seviyorum sen seviyorsun diye....
Sevdiğim, öyle özledim ki seni…
Sesini, nefesini, bana doğru kurduğun cümlelerin her bir kelimesini…
Kaçamak, çekingen, ürkek ama sevgi dolu bakışlarını...
Şimdi bekliyorken senden gelecek tek bir seslenişi, nasıl zor bir bilsen,
Nefes alıp verdiğimde hasret ciğerlerimi yakıyor, özlem saçlarımdan tutup çekiştiriyor.
Sensin onun dermanı diyor içimdeki ses her gece.
Canımın taaaa içi, öyle özledim ki seni…
Her derdini alırım üstüme, sen üzülme sen yorulma sen düşünme isterim, ben bakarım çaresine…
Yeter ki gülsün yüzün derim, ben meydan okurum senin için bu alemin cümlesine…
Kurban olduğum, aşkların en güzeli, bir tanem, gül bakışlım, kalbimin birincisi…
Öyle özledim ki seni, sesini, nefesini…
Geçsin zaman kavuşayım sana artık, mutluluktan kes şu nefesimi…
Seni öyle seviyorum ki, ne anlatabilirim ne de tarif edebilirim....
Bu gün başka bir özlem hasret oluştu yüreğimde.
Söküp atamadım bir türlü.
Her yerde, her nefesimde, düşüncelerimde sen…
Bak işte sensiz olamıyorum ben.
Ne kadar güzelsin, zarif ve hoş'sun, bir gülün dalında açışı gibi..
Bir kelebeğin, renk renk uçuşu gibi..
Bir denizin durgun maviliği gibi..
Öyle güzelsin ki, özlem duyupta yanında olamadığım sevgilim..
İnan bitanem asla yalan söylemiyorum,
Sana olan özlemimi, senin için atan kalp atışlarımda hissediyorum...
Hele senin de ben'de olan özlemini soludukça..
Sanki nefessiz kalıyorum
Hayallerimde yıkılıyorum..
Sana kavuşacağım günü beklerken yorğun düştüğüm bu gönül yollarında..
Biliyormusun Aşkım, elimde değil, özlem duyuyorum dedim ya sana bitanem,
Hislerim kalbimde ağladıkça,
Duygularım senin özleminden nefes aldıkça..
Seni özlüyorum..
Seni özledikçe..
Gözlerimde hep senin özlemini görüyorum...
Ben bende değilim artık, sende seninle yaşıyorum
Nasıl anlatılır bilmem ama, sensiz uyku tutturamıyorum gecelerime,
Duymadan o güzel sesini, uyku girmiyor işte bu yorgun gözlerime.
Sabah gözümü ilk açtığımda elim hemen telefona gidiyor, acaba aradı mı? diye.
Öyle özledim ki, sesinin sesimdeki yankısını!
Çocuksu gülümsemene neden olan mutlu bakışlarını…
Beni sevme şeklini öyle özledim ki…
Öyle özledim ki, gözlerinin içine bakarken gözlerimden buğulanmasını…
Ah bir bilsen sevgilim,
Gözlerine bakınca neler gördüğümü bir bilsen,
İçimde kopan fırtınaları, aşkı, sevdayı...
Öyle özledim ki seni, aradığımda sesindeki neşeyi…
Bitanecim dersin de, özledin mi beni demezsin.
Bende belki tam anlatamam sana olan hasretimi diye
Nasıl özlediğimi, seni nasıl sevdiğimi ispatlayayım diye hep sevdiğimi söylerim.
Güzel gözlüm, öyle özledim ki seni…
Yüreğim bir mecal kaldı şimdi.
Her gece yatağıma geçip çalmasını bekliyorum lanet telefonumun.
Her gece yalvarıyorum Tanrıma, bir an önce geçsin bu zaman bu bekleyişler diye…
Ve her gece uykuyu haram ediyorum gözlerime.
Ah kadınım, öyle özledim ki seni…
Tıraş bile olmuyorum eskisi gibi.
Sen sakın kesme dedin ya o sakalları..
Sakallarımı şimdi daha çok seviyorum sen seviyorsun diye....
Sevdiğim, öyle özledim ki seni…
Sesini, nefesini, bana doğru kurduğun cümlelerin her bir kelimesini…
Kaçamak, çekingen, ürkek ama sevgi dolu bakışlarını...
Şimdi bekliyorken senden gelecek tek bir seslenişi, nasıl zor bir bilsen,
Nefes alıp verdiğimde hasret ciğerlerimi yakıyor, özlem saçlarımdan tutup çekiştiriyor.
Sensin onun dermanı diyor içimdeki ses her gece.
Canımın taaaa içi, öyle özledim ki seni…
Her derdini alırım üstüme, sen üzülme sen yorulma sen düşünme isterim, ben bakarım çaresine…
Yeter ki gülsün yüzün derim, ben meydan okurum senin için bu alemin cümlesine…
Kurban olduğum, aşkların en güzeli, bir tanem, gül bakışlım, kalbimin birincisi…
Öyle özledim ki seni, sesini, nefesini…
Geçsin zaman kavuşayım sana artık, mutluluktan kes şu nefesimi…
Seni öyle seviyorum ki, ne anlatabilirim ne de tarif edebilirim....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
HİÇ BİR ŞEY OLAMADIK, ÖZENTİDEN BAŞKA... "Ah Müjgan... Çok arada kaldık biz, Kendimiz olamadık. Tespih elimize, Malboro ağzımıza yak...
-
YENİDEN MERHABA.. UZUN BİR ARADAN SONRA YİNE BLOG OKUYUCULARI OLMAK ÇOK GÜZEL VE KEYİFLİ... YİNE ESKİSİ GİBİ HER TÜRLÜ KONUYU İŞLEYİP YAZM...
-
Temel otobüs yolculuğu sırasında mola yerinde inerek tuvalete gitmiş. Tuvalete girdikten kısa süre sonra, yan tuvaletten bir ses gelmiş: - M...
-
BUGÜN 1 NİSAN DOĞRU YOLUR BULUR İNSAN... HAYI R DA, HAYIR.... “Hayır demeyecek neyimiz var ki? “Cinsiyetçi eğitime karşı HAYIR, “Atae...




