6 Aralık 2011 Salı

O ŞİMDİ BEDELLİ VALLAHİ TIRALELLİ

SÖZÜN ÖZÜ...


ÖNCE OKUMAYI ÖĞRENDİM,
SONRA YAZMAYI ÖĞRENDİM,
YAZMADAN SONRA KENDİMİ ÖĞRENDİM..


*********************************
DÜNYA ENGELLİLER HAFTASI...
SİZCE KİM ENGELLİ YADA KİMLER?
*******************************
MİSAFİR YAZAR....
AZİZim sen kimsin NESİN?




YILMAZ ÖZDİL
yozdil@hurriyet.com.tr


Hrant Dink’i öldürene 22 sene verdiler. Münevver’in kafasını testereyle kesip, çöpe atana 24 sene...


Henüz 13 yaşındaki N.Ç.’ye tecavüz eden sapıklara iyi hal’lerinden ötürü 4 sene yeterli bulundu. İnsanları boğup oturma odasına gömenleri serbest bıraktılar, insanları otelde diri diri yakanları zaten yakalamıyorlar. Rüşvetten tutuklu sanığı tahliye etmek için rüşvet isteyen savcı, alt tarafı 2 ay meslekten uzaklaştırıldı. 13 milyon liralık Hazine arazisini, avanta alıp 4 bin liraya tescil eden hâkim ise, 2 ay 15 gün uzaklaştırmayla kurtuldu. 8 kişiyi 49 dakikada katarakt ameliyatı yapıp, hepsini kör eden doktor, başka şehre tayin edilirken... Katarakt ameliyatı olması gereken kadının rahmini alan doktora hepi topu 3 ay hapis isteniyor. Kuvözdeki bebeler öldü, klimadan, üniversiteliler rahmetli oldu, kombiden, uçak düştü, radardan, sürat yaptırılan dandik tren şarampole uçtu, contadan, ruhsatsız fabrika patladı, kazandan, Kuran kursu çöktü, tüpten, çocuklar lağıma düşüp can verdi, rögardan dediler... Marmara depreminde 20 bin kişi hayatını kaybetti, 2100 dava açıldı, 1800’ü affa girdi, 110’u zamanaşımına uğradı, 189’unun cezası ertelendi, sadece 1’i günah keçisi ilan edildi, Veli Göçer, o da 7 senede yırttı. Ağca bile... Papa’yı vurdu anca 19 sene yattı, Abdi İpekçi’yi katletti, 10 senede sıyırdı, çıktı.
Aziz Yıldırım...
138 sene isteniyor.
Gazeteci vursaydı, Münevver’i doğrasaydı, N.Ç.’nin ırzına geçseydi, domuz bağı yapıp, Madımak’a kibrit çaksaydı, rüşvet alsaydı, göz çıkarıp, sakat bıraksaydı, uçak düşürüp, tren uçursaydı, çürük stat dikip, Papa’yı mıhlasaydı... 52 sene daha az yerdi.
İster misin, soykırım’ı da Aziz Yıldırım’a bağlasınlar...
*********************************
*********************************
SUDAN SEBEPLERLE…
Hayatında hiç bineceği vapuru kaçırmamış
Bir adamla ne konuşabilirim ki?
Nereden bilebilir iskelede yalnız kalmanın anlamını?
Hele bir de onu bekleyenler varsa karşı kıyıda,
Umutsuzca denize bakmanın ne demek olduğunu,
Nasıl anlayabilir?
Her şeyi zamanında yapan,
Bir de hiçbir şeyden pişmanlık duymayan birinden
Öğreneceğim fazla bir şey yoktur aslında.
Ben, öyle her yere zamanında gidip gelen değil de
Ara sıra da olsa geciken adamla, iki laf etmek isterim.
Çayı pek sevmem ama onunla bir çay içebilirim.
Sonra da uzun uzun sohbet ederiz Boğaz’a karşı.
Konuşuruz şuradan buradan. Biraz da İstanbul’dan…
Hayat pahalılığından, geçim sıkıntısından.
Bir de hayallerimizden.
Çünkü hiç tanımadığım insanlara
Hayallerimi anlatmayı severim.
Bu da benim huyum işte!
Çay bitti.
Artık ayrılma vakti.
Dünya küçük, belki bir gün
Bir vapur iskelesinde
Karşılaşırız yine, der
Ayrılırız.
Sonra yine aynı şeyler…
Yine kalabalık, yine iş güç
Yaşam derdine düşeriz.
Bir koşturmaca başlar.
Bilinmez ne zaman biter.
Belki mezarda…
Her gün bir yerlere yetişmek için koşarız.
Kaçan bazen vapur olur, bazen tren.
Hayatsa gözlerimizin önünde akıp gider.
Memnunmuş gibi davranırız, bulunduğumuz yerden.
******************************
POPO'MA KAŞ GÖZ YAPSAM 
HEPSİNDEN GÜZEL OLURUM DEMİŞTİ...

0 yorum: